Ne ilginç değil mi? Osmanlı'nın simgesi, Topkapı Sarayı'na saldırı düzenleniyor.
Eli silahlı kişi; ava gider gibi sırtında çantası, çifte pompalısı, bacağında bıçağı, fişeklikleri ile sarayı basıyor.
Bir teatral gösteri bile olsa dünya medyası için, haber olma değeri tavan yapıyor.
Saldırı haberi, ülkenin imajına ağır darbeler indiriyor. Acaba Buckingham, Elysee, Luvre ya da Versay sarayına da böylesi bir saldırı düzenlenebilir mi?
Saygınlık imajlarına vurulabilecek her sadme, adamları çileden çıkarmaya yeter.
Ama söz konusu Topkapı olunca, küresel aktörler fazla zorlanmadan oyunu sahneliyorlar.
Hiç de güvenli olmayan ülke düşüncesi bir kez daha zihinlere kazınıyor.
Askerlerin surları etrafında nöbet tuttuğu Topkapı bile kurşun sesleri ile inliyorsa, gel de o ülkeye seyahat et.
Hatta tam teçhizatlı askerleri bile vurabiliyorsa saldırgan, demektir ki turistlerin kitleler halinde cinayete kurban gitmesi Türkiye'de şaşılacak bir şey değildir.
Daha vahimi, siz Suriye'ye savaştan bahsederseniz, görün bakın başınıza neler geliyor, gayet açık anlatılıyor.
Gazeteler yine olayın dalgasında.
Saldırgan için, bir "meczup" ya da "deli" ifadesi kullanarak olayı geçiştirmeye çabalıyorlar.
Son günlerde Suriye ile gergin olan ilişkilerden bir savaş portalı düzenlemek kimi istihbarat birimlerinin adeta boynunun borcu oluyor.
Üstelik bu koza ziyadesi ile de memnun oluyorlar.
Ortadoğu'da kardeşi kardeşin üzerine salmak, arayıp da bulamadıkları fırsat.
Birinci dünya savaşının da sebebini bir hatırlayın.
Bir prensin kardeşinin öldürülmesi savaşı patlatmaya yetmişti.
Ortalık karışmış, kıyamet kopmuştu.
Şimdi komşumuzla hele de eski bir Osmanlı toprağı olan Suriye ile iyice gemilerin yakılması had safhada.
Hani komşularla sıfır sorundu.
İki ülkenin halkı, elbet diktatörleri sevmez.
Bir an önce defolup gitmesini ister.
Ama devlet sorumluluğu taşıyanlar, nefretlerini saklı tutar. Esad rejimi gitti gidiyor denip, Amerika ve Avrupa'nın maşası gibi davranmak, savaş ilanından bile bahsetmek, iki ülkenin arasını açmakta.
Muhaliflere elbet yardım edilir.
Tarih boyunca da her devlet bunu yapmıştır.
Ama bu devlet ciddiyeti ile sağır sultanlara bile duyurulmaz.
Irak savaşında da aynı yanlışa düşülmüştü.
Allah'tan tezkere geçmedi de, Amerikalıların cinayet yoldaşı olmak gibi ağır bir utancı, asırlarca üzerimizde taşımaktan kurtulduk.
Yoksa şimdi daha büyük bataklık içinde boğazımıza değin boğulacaktık.
Umarım Suriye konusunda da daha temkinli hareket edilip, cahilce cesaret gösterilerinden vazgeçilir.
Zira bu çok anlamlı saraya saldırının şifresi çok açık.
Bir ülkenin harimidir Topkapı.
Mahremi, gizemi, hazinesi, devleti yönettiği merkezi, ismeti, saffeti, ciddiyeti, tarihi, mimarisi, geçmişi, geleceği, medeniyeti.
Bir deli de olsa, gelip değerli bir hatıraya kurşun sıkması, psikolojik zillet vermesi açısından da büyük bir eylemdir.
Nasıl ki tarihler, Şah İsmail; tacını, tahtını, karısını Çaldıran meydanında bıraktı diye yazıyorsa.
Bu cümle ile İran halkına yıllardır gönderme yapılıp, mezhepsel olarak hakir görmek ve tahtına sahip olarak, onur kırmak amaçlanıyorsa.
Topkapı baskını da, bir güç gösterisinin önemli bir kodu gibi durmakta.
Zira bu iş için 27 Kasım'da ülkeye gelen adam, hiç de meczup değil, tarih bilgisi yerinde olduğu çok aşikâr ki, Dolmabahçe'ye gitmiyor.
İlle de Topkapı.
Şahın tahtı ve bizim için övünçlü ama kendisi için acı hatıralar orada olduğu için.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



