Tiyatrocu arkadaşlarla gözlem ve inceleme maksadıyla bir süredir her Çarşamba akşamı İstanbul Şehir tiyatroları oyunlarına gidiyoruz.Üstad Necip Fazıl'ın ifadesiyle 'bir inşa sanatı'olan sinema ve tiyatro bizim dünyamız açısından her şeye rağmen ihmal ve gaflet devrini yaşamaya devam etmekte.Muhafakar Demokrat iktidarın üç dönemdir hükumet etmesi üzerine ümitvar olanların da umutlarının söndüğü devran nicedir ayağa kalkamamakta bir türlü.1994'te Refahlı belediyeler devrinin açılmasıyla İstanbul Şehir Tiyatrolarında en ufak bir değişikliğe gidilemediği gibi alternatif olarak da Gösteri Sanatları Merkezinin açılması yaraya merhem olamadı ne yazık ki?Ha ,münferit bir iki sahne meraklısı genç yetişti ama onlar da kurumsal bir değerlendirilmeyle muhatap olamadığı için saman alevi kabilinden ışık vermedi.
Siyasal iktidarların en önemli kültürel aksiyon alanlarından olması gereken Kültür Bakanlığına bağlı Devlet Tiyatroları ise aynı şekilde adeta özerk TRT kurumları gibi kendi başlarına muhtar idareleriyle başlarına buyruk Cumhuriyet döneminin toplumsal dönüşümüne kültürel baz da destek veren batılı kurumların en önemli ayağını beslemeye ısrarla devam etmekte.
Bu arada özel teşebbüs olarak ödeneksiz tiyatrolar sınıfından olan özel tiyatrolarda ise genelde EfesPilsen sponsorlu kuruluşların da yine kültür Bakanlığı destekli ödenekleri de bizim dünyamıza inat mesaj içerikli oyunlarına takviye almaya berdevam vaziyette.Bu arada sağda solda sesleri çıkmasa da amatör diyeceğimiz tiyatro toplulukları ile başta üstad Necip Fazıl olmak üzere milli kültür politikalarımıza uygun eserler sahneleyen gruplar ise 'ke enlem yekün' mesabesinde yerel ve merkezi muhafazakar yönetimlerden ne destek görmekte ne de tahsisat alabilmekte!.Benim de anlayamadığım ise, mevcut iktidarın tiyatro severleri acaba hani arada yeşillik gibi de olsa gittikleri gerek Belediye Şehir ve gerekse Devlet Tiyatrolarında sergilenen insanımız ve inancımız aleyhindeki haya-free oyunlara muhatap olduklarında hiç mi yüzleri kızarmamakta ya da yeniden bir nefs muhasebesi yapıp bu işin n'olurunu,nasılını en azından evlatlarının geleceği adına tefekkür etmemekteler mi?Doğrusu en azından merak etmekteyim?
Reyting savaşları
Bizim kuşak yani çocukluğu 60'lı yıllara müsadif olanlar siyah beyaz tek kanallı televizyon dönemiyle gelenler kavgasız gürültüsüz tek kültür,tek ses,tek görüntü,tek gündem muhabbetiyle ertesi günü sınıfta,işte,yolda bir önceki gece izlenen ya da ekranda tartışılan mevzudan bahisle ortak paydada buluşup aynı figür ve fikir üzerine tartışır konuşurduk.Ama ne zamanki çok kanallı multi-kültürel dönem başladı merhum Özal'ın meşhur Transformasyon değişim politikasıyla güzel yurdumun her hanesinde başlayan elvan elvan kanallar eyvah eyvah diziler ve filmlerle ortak paydası lüküs hayat özlemli bol tüketim hırsıyla donanımlı kuşaklar üretir oldu.İşte tam o anda bolkaymaklı reklam pastası savaşlarının ilanı da o tarihte başladı.Bin adetten fazla eve yerleştirilen AGB ölçüm cihazlarıyla denek olarak kullanılan izleyici kişilerle tayin ve tesbit edilen 'en çok izlenen' dizi ve program sonuçları da maalesef fiyasko ile sonuçlandı.Şimdiye kadar gerek yazılı ve gerekse görüntülü medyaca ilan edilerek sözde en çok izlenen programlar listesi ile piyasadaki reklam bütçesinden iri payları toplayanların bu işi kanuni olmayan yollardan sağladıkları belirlendi.Son yasal kovuşturma sonucunda maalesef organiza suçlar dairesince bu işin de çivisinin çıktığını duyunca şahsen kendim de geriye doğru baktığımda nice emek vererek yapmış olduğumuz tv programlarının halkın nezdinde onca teveccüh görmesine muhatap olmamıza rağmen reytinlerde görünmemesini tuhaf karşılamamızın sırrına böylece şimdi vakıf olmuş oluyoruz.Demek kazın ayağı hiç de göründüğü gibi değilmiş.Şimdi meşhur tabiriyle dostlar,şapka düştü kel göründiiiii...Demek ki neymiş?Reyting Hamdi'nin 'reyting,reyting' deyu nida eylemesi boşuna değil,bir yerelere vakti zamanında ihbarlar veriyormuş da ilgililer uyanmıyormuş!
Van Depremine -Van Minit-
Geçen hafta İHH ile Van'da idik.Sinirlenmeyecek gibi değil.Yapılan onca yardım kampanyalarına rağmen maalesef hala en önemli başat sorun olan barınma meselesinin çözülmemiş olması insanı hayrete düşürüyor doğrusu.Acil Yardım sorumlusu Recep Güzel dedi ki İHH'nın o bölgeye götürdüğü yardımların İHH'ya deprem için verilenlerin ancak 6'da biri.Yani 6'da 5'i ise diğer yardım fonlarından ve dışyardımlardan derlenenler.Bunları bu hafta radyo stüdyosunda dinleyicilerle paylaşırken produksiyon sorumlusu ve Mavi Marmara gazisi Ümit Sönmez'in de söylediği gibi etrafta dolaşan laflarla Van'da yaşanılanların aynı olmadığı gerçeği idi.Etrafta dolaşan laflar şu: 'Yapılan yardımlarla yeniden üç defa Van kurlrudu.Halbuki ne ekranlarda yapılan ortak yayında vadedilen 62 mişyonu söz verenler vermişti.Ne de oraya tırlarla gönderilen yardımlar oranın şartlarına uygundu.Yapılan ayni yardımların bir kısmı adeta 'gardrop temizleme'tabir edilen bri kısım tekstilcilerin yazlık,dekolte kıyafetleri Van'daki iklim ve sosyal şartlara uymayan yardımlardı.Toplam nüfusu 1 milyonu geçmeyen Van'ın mağduriyetini doğru bir organize ile sadece 12 milyonluk İstanbul bile karşılamada yeterli olabilecekken yetersiz ve beceriksiz organizelerle 9,5 şiddetindeki depremin travmasını iki haftada atlatabilen deneyimli Japonya'dan da ders alamayan Türkiye aylar geçmesine rağmen Van'da mevsim gereği soğuk kış şartlarına direnen,memleketini terk edemeyenlere en basit barınma şartlarını sağlayamıyorsa ağlayalım kendi halimize!Zaten bizim zaafımız ve en büyük kaybımız her şeyimizi mevcut olmasına rağmen nakıs olan organizasyon beceriksizliğimiz değil mi?Şu canlarfeda ülkede neyimiz eksik ki bir türlü yürümez işlerimiz?Mal mülk mü,para mı,insan mı nedir?Hepsi var ama meşhur bir laf vardır malumu ilam gibi olacak ama hani,un,şeker,yağ var ama bir türlü helva yapılamıyor?
Mesneviden ders aldım
Şebi Arus ile gönüller sultanı Mevlana'nın vefatının yani kendi deyimiyle 'Sevgiliye Kavuşma'sının 738 yılında biz de Goncagül Tiyatrosu olarak "Mesneviden Ders Aldım'oyununu sergilemekteyiz.Ben yaşadığım sürece Kur'an'ın kölesiyim diyen bir Allah dostunun ulvi mesajlarının bile 'hoşgörü' adı adına manipüle edilerek saptırılmaya çalışılması onun eserlerinin yaşatılmasıyla ancak önlenecektir.Nasipse bugün Sultangazi 50.Yıl Salonundayız.20 Aralık Salı Ümraniye,21 Çarşamba Kocaeli ve 22 Perşembe Ünalan Kültür Merkezindeyiz.Bekleriz,inşaallah..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



