Kim ne derse desin, Türkiye paradokslar deryası içinde bir "ironiler ülkesi" aynı zamanda. Son dönemde iç ve dış siyaset bağlamında yaşanan ve insanları hayrete düşüren bir takım ibretlik gelişmeler karşısında devlet ve toplum bazında ortaya konulan tavır-tepki, amiyane tabirle "saç-baş yolduracak" cinsten...
Üstad Necip Fazıl'ın ifadesiyle, "Sakarya amuda kalkmış", ne "eksen" kalmış ne de "kıble"!
Dış politikada "sıfır sorunlu komşuluk" bağlamında gelinen son aşama ve buna yönelik "ikna edici" izah gayretlerinde sarf edilen "o büyüleyici artistik ve fantastik sözler, cümleler"; ülke ekonomisi ve maliyesini "güncellemede" kullanılan, Aziz Nesin'e rahmet okutturan ve yüzde altmışlık çıtayı tavan yaptıran o müthiş "nüktedan yaklaşım"; Hrant Dink suikastı-davası üzerinden Türkiye'ye, Türk toplumuna, tarihine ve bildik tüm değerlerine yönelik saldırılarda en ön saflarda "kahramanca" yer alan ve "çığırtkan kuşları" gibi bağırıp-çağıranların, "Sarkozy Fransası" karşısında sus-pus olmaları ve "Ben bir Türküm, Osmanlıyım" diyememeleri ve daha neler neler bu durumun birer göstergesi niteliğinde...
Adına ister "toplumsal mühendislik çalışması", "beyin yıkama" ya da "zihin kontrolü" çalışması deyin, sonuçta insanımız ciddi bir psikolojik operasyonun etkisi altında. Adeta "narkoz manyağı" olmuş!
***
Hani bilmesek diyeceğiz ki; bu ülke aynı zamanda bir "Psikolojik Savaş Örgütü" olarak da bilinen "Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü"nün kitlesel beyin yıkama, uyuşturma deneylerinin gerçekleştirildiği koskoca bir açık laboratuar haline dönüştürülmüş. Ne de olsa tüm emareler, ister istemez bizleri "teori-uygulama-sonuçları" itibarıyla böylesine bir yargıya götürüyor. Nasıl mı?
Hatırlayın! En temelde hedefi insanları "gerilim", "korku" ve "endişe" sarmalı içine alarak, psikolojik gücünü kırmak olan bu yöntemin, kişilerin kimlik ve ırksal mensubiyetlerinin çökertilmesine göre dizayn edilmiş olduğu gerçeğini... Ve aynı zamanda, sanal rakamlar-zenginlikler, zevk-sefaya dayalı sahte cennetler ve egoizme dayanan benmerkezcilikler üzerinden hayata geçirilen üç aşamalı bir toplumsal uyutma projesi olduğunu...
Moral değerleri yitir(t)me (demoralisation), zihni bölünme (segmentation) ve zihni ayrış(tırt)ma (disassocation) aşamalarından oluşan bu uyutma projesinde genel olarak şu aktörlerin karşımıza çıktığına şahit olmaktayız: Gayr-i milli medya, gayr-i milli STK'lar ve gayr-i milli "tipler" (bir diğer ifadeyle, "devşirilmiş ruhlar").
"Psikolojik Savaş" gerçeğinin birer sivil aygıtı konumunda bulunan bu unsurların en önemli görevleri ise; "gündem tetikçiliği", "kavram karışıklığı" ve "demokrasi adına ayrıştırma-bölme"dir. Nitekim, dini ve milli tüm "kutsallara" yönelik olarak bir anda mantar gibi ortaya çıkan, fazlasıyla cilalı, seri imalat ürünü bu "etki ajanlarınca" yürütülen operasyonlarda gelinen aşama ortadadır: Koskoca bir kafa karışıklığı, güven sorunu, gaflet, delalet ve hatta ihanetler...
***
Bu bağlamda, örneğin, Doğu Akdeniz'de bir güç mücadelesine girmiş bulunan Türkiye'nin KKTC'deki bir kısım çevreler tarafından "Ayşe'ni de al götür" türünden başlayan ve "Has..."lar ile devam eden pankartlarla can damarından vurulmaya çalışılması; Kafkaslarda Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecindeki "bayrak hadiseleri" ve "iletişim kazaları"; Ortadoğu'da Suriye-Irak ve İran bağlamında yürütülen operasyonda "Uludere ve karşısında" yaşanılanlar; normalleşme süreci adı altında ülkeyi etnik-mezhepsel bazlı ayrıştırma gayretleri, açıkçası Türkiye'ye karşı yürütülen kılcal damarlar operasyonunda gelinen aşamayı çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Yeri geldiğinde bölge-dünya başkentleriyle kıran kırana bir rekabet ve mücadeleye giren yeni Ankara'nın, hiç "beklenmedik" bir anda kendi evinden ve "çantada keklik olarak gördüğü" bazı dost-kardeş ülkelerden-halklardan gördüğü farklı tavırlar, açıkçası yeni Türkiye'nin henüz uzun bir sefere hazır olmadığının en temel göstergesidir.
Dolayısıyla, başta yakın çevresi olmak üzere, stratejik derinliklerinde, bölgesel-küresel bazda liderliğe yelken açmış ve bu kapsamda aktif bir dış politika yürüten Ankara açısından en temel sorun işte tam da burada yatmaktadır.
Bunun için de, bumerang etkisi yapmaya başlamış olan bir takım "araçların", "yöntem" ve "söylemlerin" artık tedavülden kaldırılması ve başta medya, STK'lar, strateji merkezleri ve üniversiteleri esas almak üzere, milli şuur, görüş ve düşünceyi esas alan yeni bir projenin bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Aksi takdirde, "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma" olasılığı oldukça yüksektir!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



