Bu başlığın birinci kısmını şüphesiz ben bulmadım ama bir dinler tarihçisi olarak çok ilgimi çekti. Yakamoz yayınlarından Ahmet Almaz’ın imzası ile çıkmış. Kitap popüler düzeyde Osmanlı devletinden itibaren genç Türkiye Cumhuriyeti’ni de içine alacak şekilde kimliğini gizlemeyen Yahudilerden, kripto/sabatayist Yahudilere kadar birçok önemli konuya temas etmektedir. Öyle ki, Fatih Sultan Mehmet’in bir Yahudi tarafından zehirlenmesinden Atatürk’ün hocası Şemsi Efendi’ye kadar birçok konuya değinilmiş. Okumaya değer bir kitap.
Şimdi başlıktan yola çıkarak bir analiz yapmak istiyorum. Ben bu analizimde Tevrat’ın Türk Evlatları tabirini değil, "İçimizdeki İsrail" tabirini kullanmak istiyorum.
Bilindiği gibi İsrail kelimesinin anlamlarından birisi de, Hz. Yakup’un rüyasında Tanrı Yehova ile sabaha kadar uğraşmasından mülhem olarak "Tanrı ile güreşen, mücadele eden" anlamındadır. İsrail kavmi bundan dolayı, haşa, Tanrı’ya da meydan okuyan bir millettir. Öyle ki, Yakup Tanrı ile güreşmesi sonucu uyluğundan zarar görmüş ve topallamaya başlamıştır. Bundan dolayı dindar Yahudiler asla uyluk kemiğindeki eti yemezler. Meşhur Balam hikâyesinde anlatıldığı üzere; "İsrail iş’te ayrı oturan bir kavimdir. Milletler arasından sayılmayacaktır." Tanrı Yehova aynı zamanda orduların rabbidir. O kızdığı zaman bazen Yahudileri de cezalandırabilir ama yeri geldiğinde, kendi seçkin ve seçilmiş kavmi olan İsrail milletinin çıkarı ve bekası için, bebekten kadına, ihtiyara, eşeğe, ineğe velhasıl nefes alan her canlıyı acımadan katletme emri verebilir. (Hezekiel)
Yani tam manası ile intikamı rahmetinden, merhametinden, acımasından, şefkatinden çok katmerli olan bir Tanrı anlayışı ve inancı ile karşı karşıyayız. İşte Tanrı anlayışı böylesine intikamcı ve kinci bir yorumla Tevhit geleneğindeki anlamından saptırılmış bir inancın mensuplarından insanlığa fayda, barış, merhamet beklemek herhalde abesle iştigal olsa gerek. Öyle ki muharref Tevrat’ın-Tora (kutsal kitabın tümü -Tanah) salikleri yeri geldiğinde, yani çıkarları ve bitmez tükenmez arzuları tehlikeye girdiğinde, Zekeriyye, Yahya, Amos, Hezekiel, İsa gibi peygamberleri de katletmekten çekinmezler. Eğer katledemezlerse, en azından zehirlerler.
Efendim, içimizdeki İsrail mensupları Roma’ya yürümeye hazırlanan Fatih Sultan Mehmet’i zehirlemediler mi? Hatta bırakın Fatih’i, onu zehirleyen Yakup Paşa’nın dedeleri Peygamberimizi dahi zehirledi. Hatırlayın; Hayber’de Hz. Peygamberi zehirleyen kadın Zeynep binti Harise Yahudi değil miydi? Öyle ki Rasuli Ekrem hayatı boyunca o zehrin etkisinin kendisinde devam ettiğini itiraf etmişti. Allah bilir, efendimizin vefatının nedenlerinden birisi de bu Yahudi kadının verdiği zehrin etkisinden olabilir.
Şimdi "İçimizdeki İsrail"in kısaca bir profilini verdim. Bazı okuyucularım "aman efendim, tüm Yahudiler böyle değil" diyebilir. Tabii ki. Bunu bir dinler tarihçisi olarak ben de biliyorum. Fakat Siyonist, ırkçı olmayan humanistik ve reformist Yahudilerin Filistin’de acımasız katliam yapan Ferisi kökenli Rabbinik/Ortodoks İsrail devlet aygıtı üzerinde etkileri yok denecek kadar azdır. Yani insancıl olanları en azından öyle görünenleri sadece birer istisnadırlar, o kadar. Bu gruplar İsrail devletini yönlendiremedikleri gibi, İsrail’e hâkim olan fundamentalist ve entegrist Yahudilik anlayışı, humanistik ve reformist Yahudileri dışlamaktadırlar, yani geçmişte meşhur filozof Spinoza örneğinde olduğu gibi, açıkça tekfir etmektedirler. Efendiler, Kur’an-ı azimüşşan "Ehli kitap içerisinde müminlere en azılı düşman olarak Yahudileri bulursunuz" diye boşuna buyurmuyor.
Bunun bir hikmeti sebebi var. Bazıları bu ayetin konjonktürel olduğunu, yani dönemin Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kurayza Yahudileri ile ilgili olduğunu iddia ederler. Tamam da, tefsirde basit bir yorum, tevil ilkesi vardır. Nedir o? Ayetin iniş sebebinin hususi-özel olması, hükmünün ve manasının umumi, yani genel/evrensel olmasına mani değildir.
Ne yani, Efendimiz zamanındaki Yahudiler Peygamberimize ve müminlere amansız düşman idiler de, şimdi dost mu oldular? Günümüz dünya ölçeğinde birileri "bana bak, şu Yahudiler Müslüman dostudur" diyebilir mi?
"Efendim, en azından Yahudiler biz Türklere karşı savaşmadılar..." Yalan... Çanakkale’de Sion Katır Alayı ile İngiliz ve Fransızlara destek verdiler. Kanal Harekâtı sırasında, İngilizlerle birlikte hareket ettiler. Filistin cephesindeki savaşların her aşamasında, Türkler aleyhine casusluk yaptılar. Bırakın bunları, bugün "İçimizdeki İsrail" finans kapital destekli bazı medya ve paramiliter gruplar aracılığı ile milletimizin özgür iradesine, tarihsel ve toplumsal değerlerine karşı olabildiğince büyük bir şiddetle saldırmıyor mu? Hakikaten içimizde muharref Tevrat’ın sahte Türk kimlikli evlatları var. Bunlara dikkat etmezsek, bu gruplar açık ve seçik deşifre edilip ortaya çıkarılmadıkça, bağımsız yargı tarafından sanık sandalyesine oturtulmadıkça, ülkemizin düzelmesine, istikrarın, güvenliğin, refahın sağlanmasına, temel ahlaki değerlerin neşvü nema bularak yaygınlık kazanmasına imkân yoktur.
Bendeniz aynen Natorei Charta cemaati gibi Siyonist, ırkçı olmayan Tanah’ın (Tora-Neviim-Ketubiim) intikamcı, kinci ve katliamcı yorumunu yapmayan Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Yusuf gibi büyük peygamberlerin barış, selam, esenlik, aşk, rahmet ve merhamet mesajlarına bağlı kalan Yahudilere itibar ettiğimi ifade ediyorum. Ancak bu tür Yahudilerin sayısı çok azdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



