İnsan yaşadığı sürece daima belli bir tavır almak durumundadır. Alınan her tavır, bir değere veya bir değer duygusuna dayanmak suretiyle gerçekleştirilir. Her türlü amaç ve hedefler, ilişki ve çıkarlar, tutkular ve istekler, güç ve iktidarlar, sevgi ve nefretler, inanma ve inkârlar, sadakat ve doğruluklar, her türlü idealler bir değeri ifade ederler ve bir değere dayanırlar. İşte bu noktada siyasetin teşkilata, teşkilatın da bu değeri taşıyan insanlara dayanması çok hassas bir noktadır ve özümsenmesi gerekmektedir.
İnsanın ve yönetimin şekil aldığı yere teşkilat diyoruz. Teşkilat, insandan şekil alır ve insanı şekillendirir. Bütün insanlığın saadeti için çalışmayı temel gaye edenlerin bulunduğu bir teşkilat, elbette ki sağlam bir temele dayanır, gayretli emellere sarılırlar. Bu noktada; emekle, alın teriyle, bilgi ve beceriyle iş yapmanın ve kazanmanın esas olduğu bir dönemi yeniden başlatmak, teşkilatlarda ezber bozmaktır. Bir gayesi olan, bunu gerçekleştirmek için bir programı bulunan, ancak bu programı gerçekleştirme noktasında vasıflı ve yeterli bir sayıya ulaşamayan teşkilatlar, bu ezberi nasıl bozacaklar?
Teşkilat temelinde yatan zihniyet, ortaya koyduğu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idarecilerin vasıf ve yetenekleri ölçüsünde hizmet edebilir ve başarılı olabilir. Bu milletin tek umudu olan ve değişmek için değil değiştirmek için yola çıkanlar, dünyanın yaşadığı uygarlık krizine medeniyet siyasetiyle meydan okumak gerektiğini bilirler. Ancak asıl bilinmesi gereken: bu medeniyet siyasetinin de, vasıf ve yeteneklerin bütünü olduğunu görebilmektir. Değerlerin yitirilmeye yüz tuttuğu bir dönemde halka hizmet etme sorumluluğu ve sevgisi, belki de en büyük değerlerden bir tanesidir. Bu değerin sürdürebilirliği ise bir medeniyet projesi ve hamlesi ile ancak mümkün olacaktır.
Bu hamle, bir bütünlük ve denge içinde ilim, vasıf ve ahlakın buluşmasıyla gerçekleşecektir. Bu buluşmayı sağlamayan teşkilat çalışmaları "benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" şeklinden öteye geçemeyecektir. Bu şekilde kurulacak her teşkilat, inşa edilen ama içinde oturulamayan bir bina konumunda olacaktır. Peki, biz bu binanın ne zaman sakini ve sahibi olacağız?
Gerçekten yönetmeye talipsek, bir teşkilat hafızası oluşturmalı ve bu hafızamızı vasıfla, yetenekle zorlamalıyız. Ancak bu hafızanın oluşturduğu sorumluluk alanında yapacağımız çalışmalarla gerçek sorumluluğumuzu ifa edebilir, değerler siyasetinin yaşadığı topraklardan düşünme ve yönetmenin gerçek hamlesini başlatabiliriz. Bu sorumluluğun bir gereği olarak teşkilatların yönetici kadroları, giydikleri gömlek gereği hem vasıflı, hem de sosyal olmalıdır. Elbette bu gömleği giymek kadar, gömleğin hakkını vermek de önem taşır. Ama en önemlisi ise, bu gömleği vasıflı ve yetenekli insanlara giydirebilmek ve onları da teşkilata dahil edebilmektir. Gömleği giydiklerinde kendilerine ne kadar yakışacağından çok, bu insanların teşkilatlara ne kadar yakışacağını konuşulmaya başladığımızda, aslında bu insanların da bu teşkilatlara hasret kaldığını yeniden müşahade edeceğiz. Çünkü her şey aslına döner.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




