Hafta başında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan veriye göre, bu yılın üçüncü çeyrek dönemine ilişkin ekonomimiz yüzde 8.2 oranında büyümüş. Söz konusu rakam Gayri Safi Yurtiçi Hasıla verilerinden üretildiği için, anılan dönemde ortalama gelir artışını temsil etmemektedir. Tam aksine sorunların ağırlaşması, daha fazla risk alınması, cari açığın başka bir deyişle tasarruf açığının büyümesi, hesapsızca gelecekten avans kullanımı anlamındadır. Hem de küresel koşullardaki olumsuzluşmanın hızlandığı bir dönemde gerçekleşmiştir; bu sebeple şuursuzluk niteliğindedir ve ek bedeller ödetmesi kaçınılmazdır. Büyümenin her devirde ve her koşulda iyi bir şey olduğunu düşünenler bu yazdıklarımıza katılmayabilirler.
Türkiye Ekonomisi'nin büyüme yapısı sorunludur ve sürdürülebilir değildir. Ortalama gelirleri arttırmakta, tasarruf oranını yükseltmekte başarısızdır. Dış finansman bulabildiği sürece iç talep artışı ile büyüyen, ancak eş anlı olarak cari açık rekorları da kırdığı için kabuslar görmeye başlayan dengesiz bir yapımız var. Galiba bu dengesiz ve sorunlu yapıda kontrol yeteneği giderek azalıyor, belirsizlik ve kırılganlık artıyor. Bu aşamada Merkez Bankası'nın 2010 yılı son çeyrek döneminde mali sektörde zorunlu karşılık oranlarını arttırarak uygulamaya başladığı ve ekonomi yönetiminin de desteklediği finansal istikrar stratejisini hatırlamamız gerekiyor. Büyüme, cari açık, iç talep ve kredi genişleme hızı gibi değişkenler arasında oldukça güçlü bir ilişki vardı; kredi genişlemesi iç talebi uyarıyor ve sonuçta hem büyüme hem de cari açığın yeni rekorlara doğru tırmanması kaçınılmaz hale geliyordu. Mevcut koşullarda yapısal değişim mümkün olmadığı için ya büyümeden taviz vermek, cari açığı kontrol altında tutmak ve istikrarsızlıktan kaçınmak gerekiyordu; ya da tersine büyük bir istikrarsızlığa şuursuzca koşuluyordu. Tercih ilki lehine kullanılmıştı. Sonuç öngörülenden çok daha yüksek büyüme ve kontrolden çıkmış bir cari açık olarak karşımıza çıktı; tabi eş anlı olarak Türk Lirası müdahalelere rağmen tahmin edilenden daha fazla değer kaybetti, enflasyon ve faizler yükseldi. Kaçınılmaya çalışılan olasılıklarla tanışmak durumunda kaldık. Ayrıca küresel koşulların iyice olumsuzlaşmaya başladığını da dikkate almak gerekiyor. Son bir yılın özeti ise şöyle olabilir: Teşhis doğru olabilir ancak tedavi yetersiz olduğu için hastanın durumu ağırlaşıyor...
2012 yılında hiç büyümesek bile finanse etmekte zorlanacağımız, böyle olabileceği için ciddi sıkıntılara sebep olacak, yüksek cari açık sorunumuz var. Eğer mali sektör bu durumu dikkate almadan kredi vermeye devam eder ise ekonomi belki biraz büyür, ancak cari açık yeni rekorlara yelken açar; finansman yetersizliği sınırına gelindiğinde de çakılırız ve bu durumun meydana getireceği maliyet çok ağır olabilir. Yok eğer cari açığı kontrol altında tutmakta kararlı olur isek yine sıkıntı verici bir daralma yaşarız. Her iki ihtimalde de yumuşak iniş mümkün olmaz ve güven bunalımı derinleşir, istikrarsızlık artar; evdeki hesaplar çarşıya uymaz. Türkiye riskine ilişkin algılamaların bozulması döviz kuru, enflasyon ve faizlerdeki olumsuz eğilimleri güçlendirir; bilançolardaki tahribat dayanılmaz boyutlara ulaşabilir, borç-alacak zinciri kırılır.
Bu durumda yüzde 8.2'lik üçüncü çeyrek dönemi büyümesini olumlu karşılamak ya ekonomiden hiç anlamamak ya da herkesi aptal yerine koyarak uyutmaya çalışmaktır. Finansal istikrarsızlık tehlikesi büyümüş, kapıyı çalmaya başlamıştır. Yumuşak iniş şansı önemli ölçüde azalmıştır. Kemerleri bağlamanın, yaşanacaklara karşı tedbirli olmaya çalışmanın önemi artmıştır. Artan belirsizlik ve kırılganlığa meydan okumak, akıllı ve şuurlu insanların benimseyebileceği bir davranış biçimi değildir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



