“Karikatürler dini sembollere saldırıdır ve Müslümanların duygularını incitmiştir”
-Endonezya Devlet Başkanı-
Aklı selîm, zihni berrak, îmânı gümansız… her nerede ne kadar Müslüman varsa, haftalardır ayakta… Çünkü, akıl almaz, hiçbir insânî değerle izâh edilemez hakaretlere mâruz… Bu, akla ziyan hakaretler her bir müminin şahsına, evlâd-ü ayâline, hattâ ana- babasına olmuş olsaydı, hiç şüphesiz kızgınlık ve kırgınlıklar belli bir ölçüde kalabilir, “tahammül mülkü” yıkılmayabilirdi…
Ya da, “Batılı emperyalistler”, akıl kıtlığının ötesinde,“Haçlılık emperyalizmi” illetine tutulmuş olmasalardı, “karikatür” âdiliği, bir kaç soysuzun “cinnetine” bağlanabilirdi…
Olay bu kadar basit değildir, mesele üstünkörü geçiştirilemez. Bir buçuk milyarlık İslâm âlemi, meselenin ehemmiyetine denk bir tavrın sergilenmesinden sorumludur. Müslümanlar, bu sorumluluklarını yerine getirirken ödemeye mecbur kalabilecekleri bedelin cinsine, şekline, mahiyetine bakarak hareket tarzı belirleyemezler…
Müslüman, en üst bedeli, ödenmesi en zor bedeli ödemek zorunda kalırsa, tereddüt gösteremez… Çünkü C.Allah’ı sevmek Hz. Peygamberi ve O’nun getirdiklerini sevmekle mümkündür ancak…
Eğer bir Müslüman, C.Allah tarafından müşerref kılındığı “İslâm’ı” ve O’nun kutsallarını koruyamıyorsa, “îman” ve “İslâm” anlayışını gözden geçirmek zorundadır. Hiç şüphesiz bu koruyuş, İslâm’ın kendine has usul ve ölçülerle olabilir. “Haddi tecâvüz”e İslâm’ın ve İslâmî prensipleri kendine düstur edinmiş, bu tarzı, hayat tarzı olarak seçmiş bulunanların rızası yoktur.
Sayısız denecek kadar Hadîs-i Şerif ve bunlara temel teşkil eden âyet-i kerimelere rağmen; kimi ülke, kimi yer ve zamanlarda “haddin” tecâvüz edildiği görülmekteyse de; bilinmelidir ki: “Abes Mikyâs Olmaz” ve “su-i misal emsal teşkil etmez”…
Cenâb-ı Nebiy-i Zîşân’a revâ görülen alçaklığın müstahakkı elbet de ağlamak, sızlamak, pankart taşımaktan… ibaret olamaz. Ne var ki, korumaya çalıştığımız mukaddesler, haddi tecavüz etmemize, zalimlere benzer bir tavır sergilememize izin vermemektedir.
Millî Görüş mensuplarının organize ettiği toplantıların hiç birisinde tahkir, tezyif, zorbalık olmamıştır.
19 Şubat 2006 târihinde İstanbul/Çağlayan’da Yapılan “İnanca Saygı Zalimlere Lânet” mitinginde hemen herkese ve herkesime mesajlar vardı. Heyecan dorukta, gözler çakmak çakmak… Yüreklerde alev, ruhlar göğüs kafeslerini zorlamakta… Toplantıya katılanların epeyce bir bölümünün gençlik (delikanlılık) çağında bulunuyor olmasına rağmen azgınlık taşkınlık yok… Hattâ gelecek kuşaklar için iyi bir örnek… Hiç şüphesiz bu bir “Millî Görüş” farkıdır…
Hangi seviyede katkı vermiş olursa olsunlar, kucakta çocuklarıyla annelere, el ele tutuşmuş kardeşlere, dedelerine âsây-ı Mûsâ gibi dayanak olan evlâda; hulâsa tüm Millî Görüşçülere sonsuz teşekkürler!...
Şuurlu basının her türüne ve her kademesine yürekten teşekkürler!...
İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedi Nejat’ın da ifade ettiği gibi: “Yayımlanan küstahça karikatürler, onların acziyetinin ve bu ülkelerdeki Siyonistlerin İslâm’a ve Müslümanlara karşı olan kinlerinin bir göstergesidir’’ Ve tahammül imkânsızdır. Hem gereğini yapmak, hem de haddi aşmamak… Binlerce kere teşekkür!...
Fas Milletvekili Abdülaziz Ömer de, heyecanın zirvesindeydi. Hem heyecanlı, hem mutlu hem de tepkili… Batılı ülkelere tepkisini ve İslâm ülkelerindeki hükümetlerin acizliğini şu sözlerle dile getirdi: “İslâm dünyası olarak karşı karşıya kaldığımız bu saldırı karşısında çok üzgünüz. Siyonist ABD önce Kur’an-ı Kerim’i yakarak kinini kustu. Şimdi de Batılılar Peygamber Efendimize (sav) dil uzatıyor. Bütün İslâm devletleri hükümetine soruyoruz: Neredesiniz? Diyoruz ki; ABD’den değil, Allah’tan korkun.”
Mitingi baştan sona, tüm dünyaya canlı olarak yayımlayan “El Cezire Televizyonu” heyecanını şöyle ifade ediyordu: “Ben, bu gün burada çok mutluyum. Böyle bir kalabalık ve anlamlı bir heyecan görmedim. Bu mitingle, hem zâlimlere, hem de mahzunlara çok güzel bir mesaj verildiği kanaatindeyim…”
Yolları kapalı olan köyünden ana yola, sümmettedârik bir kızakla gelip oradan da İstanbul mitingine yetişme başarısını gösteren Peygamber aşığı zâta; teşekkür ve duâlarımla…
20. Yüzyılın iki büyük mitingi var İstanbul’da. Biri, Batı’lı emperyalistlerin işgaline karşı düzenlenen “Sultan Ahmet Mitingi…”
İkincisi, benim de, konuşmacı olarak katıldığım 1997 tarihli bir başka “Sultan Ahmet Mitingi…”
21. Yüzyılın ilk muhteşem mitingi ise 19 Şubat 2006 tarihli Çağlayan mitingidir. Bu ihtişam, ümmet olmanın şuuruna erebilmiş insanların bütün imkânlarını, özverilerini, sabır ve tahammüllerini seferber etmeleriyle oluşmuştur. Allah’ına, Peygamber’ine, tüm mukaddeslerine lâyık-ı veçhile bağlı ve saygılı olanların eseridir bu mânâ yüklü ihtişam…
Bu hususta, elbet de, şuurlu basının gayret ve katkısı inkâr edilemez. Hem de, “uzlaşmacı (!), “diyalogcu (!)” kartel esnafının ve onların tüm işbirlikçilerinin çabalarına rağmen…
TV/5’in unutulmaz gayret ve başarıları her türlü takdirin üstündedir. TV/5’in kurucuları, koruyup kollayıcıları, gelişmesine katkı verenleri… inanıyorum ki C.Nebî’nin takdir ve tebciline de mahzardırlar… Teşekkür boynumuza borçtur…
33 senedir, ümmetin derdiyle haşır-neşir bir gazete… MİLLİ GAZETE… Milleti ve milletin heyecanlarını anlama ve anlatmada, eşsiz olduğunu bu mitingte bir daha gösterd… Kartelin, Ramazan vitrincilerinin tüm karartma çabalarına rağmen… MİLLİ GAZETE’YE ve tüm emektarlarına da teşekkür…
Mitingi, dünyâ ile buluşturan, dünyâ Müslümanlarının yüreğine su serpen EL CEZİRE TELEVİZYONU ve onun da çalışanlarına sonsuz teşekkürler…
Şimdi sıra: Sessiz mücadelede. Yanî Danimarka, Norveç ve bunların destekçilerinin bütün mal ve hizmetlerine karşı boykot uygulamada… İthalatçılarının her türlü mal ve hizmetine karşı da…
“Zâlimlere bir gün dedirir Hazreti Mevlâ:”
“Tallâhi, lekad âserekellâhü aleynâ!...”


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



