Geçenlerde bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Baktım, canı biraz sıkkın, fazlaca da pas vermiyor.
Dedim ki: "Arkadaş ne bu hal, hiç keyfin yok, rahatsız mısın, yoksa ramazan biraz fazla mı etkiledi seni?"
Önce bir şey söylemek istemedi "yok bir şey" deyip geçiştirmek istedi!
Ancak ben üzerine gidip, biraz sıkıştırınca bir şeyler anlattı. Birileri, bir yerlerde toplanıp, bunun aleyhinde bir şeyler konuşmuşlar.
Konuşulanlar burada da kalmamış, bu dedikodu ve yalanları bir yerlere de ulaştırmışlar. Oradan buradan telefonlar gelmeye, birileri bir şeyler sormaya başlayınca da, bizimkinin keyfi, iyice kaçmış ve kara kara düşünmeye başlamış.
"Yahu, arkadaş boş ver; padişahın da gıybetine atarlar. Millet seni de, onları da iyi tanıyor, kimin ne olduğunu gayet iyi biliyor" dedim!
Sonra da ekledim: "Canını sıkma, sen işine bak, konuşup dursunlar, onların sözüne hiç kimseler itibar etmez, yalanla, dedikoduyla kim nereye varabilir ki?"
Bizim arkadaş, "haklısın" dedi "bunları fazla ciddiye almamak lazımdır, hem de kötü söz sahibinindir ama yine de bir şeyler söylemem lazım, bunlara!"
Bunun üzerine Hz. Ali efendimizin bir sözünü hatırlattım kendisine: "Alçakça söylenen bir söze karşılık vereyim deme, çünkü o sözün sahibinde onun gibi, daha nice düşük sözler vardır. Cevabınıza yine onlarla cevap verirler."
Öyle değil mi değerli dostlar, ne diyeceksiniz bunlara, nasıl laf yetiştireceksiniz?
"Bir söyle bin işit" derler ya, sonra işin yoksa zamanın da çoksa, bunlara laf yetiştirmeye çalış!
Yetişir mi, tabii ki bu mümkün değil!
İmam Gazali Hazretleri bakın ne buyurmuş: "Hiçbir cahille tartışmaya girmeyin, zira ben hiçbir tartışmayı kazanamadım."
Neyse uzatmayalım, arkadaşımla bu minval üzere anlaştık ve cevap yetiştirme düşüncesinden vazgeçti.
Bu arada, hiciv ustalarından Divan Şairi Nef'i'ye ait bir dörtlük aklıma geldi ve onu da okudum: "Tahir efendi bana kelp demiş, İltifatı bu sözde zahirdir, Maliki mezhebim benim zira İtikadımca kelp tahirdir!"
Şimdi şair ne demek istemiş diye sormayın; isterseniz ya da bilmeyenler araştırıp öğrenebilirler, bunu!
Hiciv şiirlerinin ve tevriye sanatının en ünlü ve en güzel örneklerinden birisi olan ve teşbihte hata olmaz kabilinden okuduğum bu dörtlük, bizim arkadaşı da canlandırdı ve o da, o anda aklına gelen ve yine Nef'i'ye ait olan bir dörtlüğü, yine teşbihte hata olmaz kabilinden okuyuverdi:
"Bize kâfir demiş müfti efendi,
Tutalım ben ona diyem müselman,
Varıldıkta yarın ruz-ı mahşerde
İkimiz de çıkarız anda yalan!"
Evet, işte böyle değerli dostlar!
Bu sohbet, hem arkadaşımızın keyfini, biraz da olsun yerine getirdi. Hem de bu sohbeti sütunlarımıza taşıyarak günü kurtarmış olduk.
Yani sohbet ikimize de yaramış oldu!
Şimdi birileri diyecek ki, "siz sohbet etmişsiniz ama bu söylediklerinizi, o yalanları, dedikoduları konuşanlar duyacak mı?"
Duyanlar duydu, anlayan anladı diyelim ve hem "duyanlar duymayanlara anlatır" diyerek de yazımızı noktalayalım!
Hani lafın iyisi şakayla söylenir ya, biz de bugün böyle yapmış olalım sürç-ü lisan etmişsek de, affınızı dileyelim!
Sağlıcakla kalın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



