milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • HATİB: "İSRAİL SAHTE MEZARLAR ARACILIĞIYLA TARİHİ ÇARPITIYOR"
  • PAKİSTAN'DAN FÜZE DENEMESİ
  • FİLİSTİN'DE MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ GÖRÜŞMELERİ KAHİRE'DE BAŞLADI
  • FATİH SULTAN MEHMET'İN TÜRBESİNİ ZİYARETLE BAŞLADI
  • PKK IĞDIR'DA 10 KİŞİYİ KAÇIRDI
  • PAKİSTAN'DA ENERJİ KRİZİ ELEKTRİK AÇIĞI 7200 MEGAVATA ÇIKTI

Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme

25 MAYIS 2010
SAL 00:00

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Akademik çevrelerde dünyayı çoğunlukla Batı ve Batı olmayan diye iki bölüme ayırma eğilimi vardır. Eskiden bu ayrım çoğunlukla coğrafi bir ayrım olarak kabul edilirken, son dönemlerde globalleşme ile birlikte Batı'nın sadece bir coğrafi tanımlama değil, bir zihniyet ifadesi olduğu vurgulanmaya başlandı. Böylece aslında, küreselleşen Batı'nın diğer kültürler üzerindeki hegemonyası homojenleşti ve buna karşı bazı yeni meydan okumalar da ortaya çıktı. Batı ve Batı olmayan ayrımında çoğunlukla, aslında Hıristiyan medeniyetinin taşıyıcısı olan devletler ve bu medeniyeti taşımayan devletler mantığı esas alınmıştır. İddiaya göre, devletin kendisi özünde bir Hıristiyan medeniyeti buluşudur ve Ortaçağ boyunca Roma İmparatorluğu hukukunu, politik mirasını ve Papalık kurumunun yargı ve ahlakilik ilkelerini devşirip, yerel egemenliklerden oluşarak var oluşunu tamamlamıştır.

Burada, şu itiraz yapılabilir: Söz konusu ayrım Batı ve Batı olmayan arasında değil, devlet ve devlet olmayan arasındadır. Ancak, devlet, Rönesans ve Aydınlanma Avrupa'sından bugünkü modern formunu alması dolayısıyla egemen bölgeler olarak tanımlanmıştır ve bu özelliği ile de Batılı kabul edilmiştir. Bu tanımlamaya göre hukuki düzenleme, hukuku yapanlarla bu hukuka itaat edenler arasındaki sürecin güvence altına alınması açısından modern devletin de başlangıcıdır. Öte yandan, devletsizlik durumu aslında örtük bir feodalite durumudur ki tamamen güç ilişkilerine dayanır ve varlığını buna borçludur. Böyle bir devlette temsiliyet ve anayasanın çizdiği çerçeve ile mevcut yöneticinin arzu ve istekleri arasında temel de bir fark yoktur.

Devlet ve devlet olamama durumu arasında fazlaca form vardır. Ancak kesin olan şudur ki imparatorlukların, Osmanlı, Büyük Britanya ve bir imparatorluk biçimi olan Sovyetlerin dağılmasından sonra, özellikle Ortadoğu'da ortaya çıkan sistem ve devletler aslında bir devlet olamama durumuna tekabül eder. Bu devletler, hukukla sınırlanmış otoritelerden çok, adeta feodalitenin bir özel egemenlik alanı, kişiler veya bazı aileler, bazı klanlar veya sektler tarafından kurulan mutlak bir yönetim biçimini yansıtır. Bu devletlerin bir kısmı dini bazı özellikler göstermekle beraber aslında büyük oranda sekülerdirler ve hukuk sistemleri de seküler bir zeminde kurulmuştur. Fakat Ortadaoğu'daki bu devletlerde yürürlükte olan seküler hukuk, özellikle yorumlanması bakımından büyük oranda yönetenlere bağlıdır. Hatta yönetenlerce keyfi olarak değiştirilebilir veya tamamen ihlal edilebilir. Bu yönetici Saddam Hüseyin gibi tek bir kişi, bir parti, ya da Taliban gibi bir sekt, ya da Suriye'de özellikle Hafız Esad döneminde başlayıp bugün de devam eden ve söz konusu üç özelliği barındıran, yani bir kişi, parti ve sekt tarafından üçlü bir mekanizma ile yönetilen bir yapı olabilir. Egemenlik bölgesi burada da modern devletteki gibi önemlidir ancak bu bölge hukukun hâkim olduğu bir alan olmaktan çok yönetenin bir sahiplik alanıdır.

Siyasal egemenliğin meşruiyeti

Tam da bu noktada, söz konusu bu devletlerin vatandaşlarının büyük bir kısmı, aslında kendi siyasal yöneticilerini ve sistemlerini meşru görmezler ve vatandaş ile devlet arasında tanımlanmış bir hukuk ilişkisi yoktur. Bu ülkelerde yaşayanlar devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olmaktan çok,  tanrısal bir otoriteye bağlanma eğilimindedirler ki tanrısal otorite de mevcut devlet sistemlerini veya yönetim biçimlerini dışlayan bir özelliğe sahiptir. İslamcı gruplar, bu ülkelerdeki siyasal egemenliği veya hukuku gerçek bir meşruiyet temelinde ele almazlar ve onu kabul etmeme eğilimindedirler. Ortadoğu'daki devletler, İslamcı gruplar tarafından kendisine sadakatle bağlanılması gereken meşru devletler değildirler. Bu devletlerin kendi vatandaşlarının gözündeki imajı çoğunlukla ya bir kişinin, ya bir zümrenin ya da Batılı devletlerin ve sermaye merkezlerinin güdümünde ve kontrolündeki kukla yönetimlerdir. Tam da bu noktada, bu ülkelerin vatandaşları sadakatin devlete değil tanrıya karşı olması gerektiğini düşünürler ve kişisel sorumlulukların da tanrıya ve onun buyruklarına uymak çerçevesinde ele alınması gerektiğine inanırlar. Kanun koyucunun tanrı olarak belirlenmesi, doğal olarak bu devletlerdeki yönetimleri kendi vatandaşlarının nazarında gayrı meşru olarak göstermektedir. Dahası, Ortadoğulu vatandaşların kendi yöneticilerinin ülkelerinin menfaatlerine aykırı olacak bir biçimde Batılı devletlerle işbirliği içinde olduklarını düşünmeleri de devlet ile vatandaş arasındaki sözleşmeyi tamamen fesheder bir nitelik arz eder. Ortadoğu'da bugün aslında bir çeşit diktatörlük olarak da ele alınabilecek birçok devlet ve o devletlerin yöneticileri, kendi var oluşlarını ve devamlılıklarını gerçekten de kendi vatandaşlarının doğal kabullerine değil, Batılı devletlerin koşulsuz desteğine borçludurlar.

Öte yandan, Batılı devletler, düzenlenmiş bir hukuki sistemi çerçevesinde dünyadaki sermayenin büyük oranda sahipliğini yaparken, refahı da aynı oranda halk arasında paylaştırabilme becerisini gösterebildiler. Batılı devletlerin hem kendilerinin hem de vatandaşlarının zengin ve özgür olduğuna dair imaj, dünya genelinde de kabul edilen bir imajdır. Ortadoğulu herhangi bir vatandaş, Batılı bir toplum veya bireyle ilişkiye girdiği andan itibaren bu zenginliğin kaynağını sorgulamaya başlar. Dahası, kendi ülkesindeki kötü ekonomik koşulları ve alabildiğine dar tutulmuş kişisel özgürlükleri de sorgulamaya başlar. Bu sorgulama iki yönlü işler: Birincisi, bu sorgulamanın sonucunda kendi ülkelerindeki yöneticilerin ülkelerini Batılıların sömürüsüne açık tuttuklarını düşünürler ki bu kendi yöneticilerini hain ve Batı kuklaları olarak görmelerine neden olur. İkincisi, bu sömürüyü yaptığı ve onları amansız bir yoksulluk ve baskıcı sistemlere mahkûm ettiği için sömürgeci Batılı devletlere karşı da bir nefret veya öfke hisseder.  Ortadoğulu bir kişi, kilometrelerce uzaktaki bu ülkelerdeki bambaşka koşulları, hayal edilemez zenginliği ve neredeyse sınırsız kişisel özgürlükleri görünce bu durum ona bir yandan cazip görünür bir yandan geleneksel düşüncesi veya tecrübeleri açısından şok edicidir.

Şiddet ve küreselleşme...

Globalleşme sürecinde Ortadoğulu vatandaşların Batılı dünyayı tanıması veya onlarla iletişime geçmesi daha da kolaylaştı, globalleşme de bu süreci tetikledi. Dahası, globalleşme devletler arasındaki sınırları aşındırdı ve bu da göç ve seyahatleri kolaylaştırdı. Batılı ülkelerin başkentlerinden veya metropollerinden uçaklar dünyanın dört bir tarafında uçuyorlarsa bu, aynı zamanda gittikleri ülkelerden de dolu olarak dönecekleri anlamına gelir. Batılı metropollere gelen insanların bir kısmı buralarda yaşamaya başlar. Buralarda kalmayı başaramayanların büyük bir kısmı ise hem kendi ülkelerine hem de Batılı devletlere karşı hissettiği derin nefret ve düş kırıklığıyla ülkesine döner.

Öte yandan, Ortadoğu'da Osmanlı'nın yıkılışından sonra hâkim olan istikrarsızlık ve İsrail'in bu coğrafyada kurulması sonrasında tetiklenen şiddet eylemleri, globalleşme ile beraber bahsettiğimiz etkenlerin de devreye girmesiyle daha da alevlendi. Globalleşme, Batı'dan çıkıp dünyaya yayıldı. Bu bir anlamda Batılı kültürün globalleşiyor olması anlamına gelir. Ancak bu dalga Batı'ya sempati ve sevgiyi arttırmanın aksine düşmanlık ve nefreti arttırdı. Bu nefretin bir kısmı Ortadoğulu vatandaşların şiddet eylemleri ile dışa vurdu. Öncelikli sadakati din ve tanrı ile ilişkilendiren, bölgesel bir egemenlik veya seküler bir hukuk düzenine karşı sorumluluk hissetmeyen, politik yükümlülüklere dair bir algılaması veya kabulü olmayan, insan yapımı olduğunu varsaydığı için kendi ülkesindeki hukuk kurumlarını meşru görmeyen kişiler için, bir yandan kendi ülkelerindeki bu durumu değiştirmek diğer yandan bu durumun ana müsebbibi olarak gördükleri Batılı demokrasilere karşı şiddet eylemlerine girişmek veya saldırılarla bu durumu ortadan kaldırmaya çalışmak doğaldır. Bütün bir hukuk düzenini, sosyal kimliği ve sadakat bağını sadece dine dayandıran ve kendi ülkelerindeki yöneticilerin uyguladıkları seküler hukuk düzeninin keyfiliği ve baskısından da bunalmış olan kişiler, kendilerini devletlerine karşı vatandaşlık hissiyle dolu hissedemezler. Modern anlamda vatandaşlık kavramının Roma hukukundan ve Batı Aydınlanması deneyiminden geldiğini de hatırda tutmakta fayda var.

Modern dönemlerdeki birçok modern terör saldırısının globalleşme tarafından kolaylaştırıldığını kabul etmeliyiz. Globalleşme aslında, bir anlamda devlet olamayan (non-state) ülkelerde büyüyen nefret dalgasının bir intikam girişimine dönüşmesini tetikledi ve bu intikam girişimleri kendisini terör saldırılarıyla dışa vurdu. Şaşırtıcı olabilir, artık teröristler ya da eylemciler bir eylem planı yaparlarken toplanmak veya yüz yüze görüşmek zorunda değiller. Globalleşme ile beraber dünyaya yayılan ağlar şiddet eylemcilerine yüz yüze görüşmeler olmaksızın plan yapabilme, iletişime geçebilme ve saldırı gerçekleştirebilme imkanı veriyor. İnternet ortamı, cep telefonları ve çeşitli araçların kullanılmasıyla operasyonlar uzaktan koordine edilebilir hale geldi.

Globalizasiasyon aslında bir anlamda, bütün bir dünya kültürünün homojenleştirilmesi veya melezleştirilmesidir. Bu açıdan, kendi yerel kimliklerini tehdit altında hisseden birçok kişi, globalizasyona karşı bir savaşa tutuştu. Globalleşme bir yerde, tüm kimliklerin yok olması ve Pazar ekonomisi çerçevesinde insani değerlerin ikincil plana itilmesi anlamına geliyordu. Bugün terörist olarak adlandırdığımız birçok kimse aslında kişisel hakları ve adalet için savaştığını düşünüyor çünkü globalleşmenin sınır tanımayan gücü dünyanın birçok ulusu ve bireyi üzerinde dayanılmaz bir baskı oluşturuyor. Globalleşmenin küresel hegemonyası, bu hegemonyaya karşı küresel bir başkaldırı ve direnişi de beraberinde getiriyor.

Küresel hegemonyaya karşı küresel savaş

Bugün teröristlerin ya da terörist olarak adlandırılan kişilerin karşılarında savaştıkları güçlerin kimliği de terörün nitelik ve kimliğinin belirlenmesinde hayati bir öneme sahiptir. Terör bugün, küresel güçlere karşı savaşmaktadır. Savaştığı düşman küresel bir düşman olduğu için, terör ya da direniş de doğal olarak küreselleşmektedir. Şayet küresel terör olarak adlandırdığımız gruplar yerel ve lokal güçlere karşı savaşıyor olsalardı bugünkü kürsel kimliklerini kazanamayacak, yerel direnişçiler ya da asiler olarak adlandırılacaklardı. Bugün küresel hegemonik güç ABD'dir ve doğal olarak ABD'ye karşı savaşan terör grupları da küresel düzlemde savaş vermek zorundadırlar. Küresel bir güce karşı düzensiz ve dağınık bir savaş veren gruplar, stabil ve belirli bir alanda değil, küresel gücün dünya çapında en zayıf noktalarını bulup o noktadan saldırmak zorundadırlar. Bu durum ise küresel güce karşı savaşan terör örgütlerini de kaçınılmaz olarak küreselleştiriyor.

Öte yandan, küresel güçlerin küresel emelleri veya iddiaları, küresel çapta gerçekleştirmek istedikleri projelere karşı yeni ve farklı, elbette ki retoriksel de olsa daha adil bir dünya söylemiyle karşı karşıya. Küresel güçlerin küresel düzlemdeki retorikleri kaçınılmaz olarak onlara karşı savaşan yerel grupların da bu iddialara karşı küresel iddialar üretmesini beraberinde getirmiştir. Küresel bir söyleme karşı yerel bir retorikle karşı koymaya çalışmak terör gruplarının başarısızlığı olurdu. Kısacası, küresel hegemonik güçlerin kendi içkin karakteristiği onlara karşı savaşan terör gruplarının da küreselleşmesini kaçınılmaz kılıyor. Küresel gücün doğası, terör gruplarının da doğasını belirliyor ve hatta denebilir ki terörizmi üretiyor.

Buna ek olarak, küresel güç, küreselleşme ile beraber dünya çapında gerçekleştireceği eylemler için ciddi mazeretlere ve nedenlere ihtiyaç duyar.  Örneğin Amerika'nın Afganistan ve Irak işgalleri için 11 Eylül gibi korkunç bir saldırı ciddi bir teşvik edici bahane olmuştur. Ancak Amerika'nın Afganistan ve Irak'ta gerçekleştirdikleri elbette ki 11 Eylül'ü kat be kat aşmıştır. Küresel çaptaki operasyonları için küresel gücün küresel çapta büyük tehditlere ihtiyacı vardır. Küresel güç, küresel çaptaki operasyonları için ihtiyaç duyduğu meşruiyet kaynağını küresel çaptaki meydan okumalarla kuruyor. Hatta şu bile iddia edilebilir, küresel güç var olmak, kendi iç kamuoyunu ikna ederek varlığını sürdürmek ve dünya üzerindeki egemenliğini süreklileştirmek istiyorsa küresel çaptaki tehditleri üretmek zorundadır. Burada artık önemli olan gerçekte bir Taliban örgütünün ya da El-Kaide organizasyonunun var olup olmadığı değil, bunların bir retorik olarak küresel güce operasyonlarında sağladığı inandırıcılık, meşruiyet ve küresel gücün operasyonları için üstlendikleri fonksiyondur.  Bu örgütlerin güç kaybetmesi ya da çatışma kabiliyetlerini düşürmeleri küresel hegemonik güçler için hareket alanlarının ve savaşma nedenlerinin kaybolması anlamına gelir. Dolayısıyla küresel güç bu örgütleri yaşatarak ve saldırganlaştırarak kendi operasyonları için de meşruiyet sağlar. Hatta küresel gücün işgal ettiği birçok ülkede kaosun devam etmesi ve kendi varlığının sürdürülebilmesi için kasıtlı olarak kargaşalar yarattığı, insanları kasıtlı olarak aşağılayıp onları terör eylemlerine yönelttiği birçok kimse tarafından rapor edildi. Bu açıdan bakıldığında, terörün küreselleşmesinin küresel hegemonik gücün varlığını sürdürebilme nedenlerinden biri olarak bizzat küresel güç tarafından sağlandığını ileri sürebiliriz. Özetle, terörizm aslında yozlaşan, adaletsiz ve çökmekte olan bir dünyanın ürünüdür.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 25.05.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: terör, amerika, afganistan,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Resul Serdar

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    2. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    3. Popüler kültür ve hafıza
    4. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    5. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    6. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    7. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    8. Bir komisyonun portresi
    9. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    10. Batı idealinin yenilgisi
    1. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    2. Popüler kültür ve hafıza
    3. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    4. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    5. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    6. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    7. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    8. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    9. Bir komisyonun portresi
    10. Batı idealinin yenilgisi
    1. Batı idealinin yenilgisi
    2. Dünya iyi niyet kurbanı mıdır?
    3. Bir komisyonun portresi
    4. Bir “Üçüncü Cumhuriyet” tartışması olarak “Açılım”
    5. Açılım ve Üçüncü Cumhuriyet
    6. Üçüncü Cumhuriyet’e merhaba: Açılım...
    7. Üçüncü cumhuriyet’in eşiğinde
    8. Popüler kültür ve hafıza
    9. İnsanlar ve Yerlilere dair...
    10. Terörün küreselleşmesi ya da bir tetikleyici olarak küreselleşme
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Hatib: "İsrail sahte mezarlar aracılığıyla tarihi çarpıtıyor"
    2. Pakistan'dan füze denemesi
    3. Filistin'de milli mutabakat hükümeti görüşmeleri Kahire'de başladı
    4. Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaretle başladı
    5. PKK Iğdır'da 10 kişiyi kaçırdı
    6. Pakistan'da enerji krizi elektrik açığı 7200 megavata çıktı
    7. Amasya'da otomobil kamyona çarptı: 4 ölü, 1 yaralı
    8. Ayasofya önünde namazlı eylem
    9. Semih El Hamavi: "Annan Planı muhaliflere ölüm getiriyor"
    10. Gül: İstanbul, insanlığın ortak hafızasını taşıyan eşsiz bir şehir
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. Kadın garson zorunluluğu
    9. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
    10. İstanbul, İslam dünyasının liderlerine ev sahipliği yapacak
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek