Terörizm, her türden amaç için kullanılabilir istidatta olan bir araç, şeklinde nitelendirilebilir. Ancak, terörizm araç olma yanında, inançtan çeşitli bilimlerin verilerine kadar birçok olgu ve değeri mahiyetleri dışında kullanmaktan çekinmediği için, bunlar da dahil kutsal ve insan olana karşı yıkıcılığıyla belirginlik kazanır. Bu bakımdan terörizm, tam anlamıyla her türden değeri yadsıyan negatif, deyim yerindeyse şeytani bir ideoloji olarak da algılanabilir.Bazan kendisini amaç gibi sunması bu özelliğiyle yakından ilişkilidir. Savaşın, husumetin, şiddetin, şöyle veya böyle belli değerleri, ilkeleri içermesi ve bir sınır gözetmesi sözkonusuyken, terörizm bütün bunlardan kendini vareste tutar. Dolayısıyla, terörizmin göreceli tanımlarına bakarak onun ne türden bir amacı yönelik olduğunu belirlemek sanıldığının aksine başlı başına bir sorundur.
Türkiye'de otuz yılı aşkın sürüp gelen terörizm, bu niteliği dikkate alınmadığı için, onda bir amaç ikâme etme anlamına gelen yanılgın bir yaklaşım adeta kıstas gibi ortaya konulmuş, üstelik ikame edilen bu amaç üzerinde ciddi bir sorgulamaya gidilmemiştir. Aslında Türkiye'deki terörizm, ikame edilen amacın gerisinde oluşmuş kirli niyet, ilişki ve çıkarı karartmak suretiyle kendisine şeklen bir gerekçe de sağlamıştır. Yanılgın yaklaşım terörizmin ihlâl edilen insan hak ve özgürlükleriyle ilişkili sanılmasıdır. İnsan hak ve özgürlükleri de gerçekleşme ve uygulamı zemini olarak demokrasiyi gerekli kıldığı için, bir yerden sonra terörizm ile ters yönde bile olsa bağlantılı görülmek istenmiştir.
Özü itibariyle insan ve hak özgürlüklerini yokedici bir işlev ile ancak kendini gerçekleştiren bir niyet ve eylemin, insan hak ve özgürlükleriyle doğrudan ya da dolaylı ilişkili tutulması, başlı başına bir ironidir. En temel hak olan yaşama hakkını yok etmek ile ancak gerçekliğini isbatlayan bir niyet ve eylemin hangi hak ve özgürlükle gerekçelendirilebileceği asıl sorudur ve sorundur. Kaldı ki, hak ve özgürlükler öğretisinde gelinen aşama vazgeçilmez şekilde birtakım inanç, ahlâk ve hukuk ilke ve kurallarını öngörür, olmazsa olmaz şart olarak zorunlu kılar. Sözgelimi hak ve özgürlüklerin kesin şart koştuğu güvenlik olgusunun yok edildiği bir ortamda hak ve özgürlükler sadece gerçekleşme imkanını değil, özünü de yitirirler. Herhangi bir amaca yönelik kullanılan araç olarak terörizm, tam da bu güvenlik ortamını yok etmeyi birinci amaç edinir.
Güvenlik, sadece hak ve özgürlüklerin gerçekleşme ve özü bakımından bir ortam oluşturmak yanında, demokrasinin varlığı bakımından da vazgeçilmez önşarttır. Belki birtakım hak ve özgürlükler, eksik olsa bile görünüşte varlıklarını bir dereceye kadar koruyabilirler. Ama terörizmin olduğu bir ortamda, eksik bile olsa, demokrasinin varlığından söz edilemez. Çünkü demokrasinin kendini gerçekleştirmesi ve geliştirebilmesi mutlak olarak demokrasinin varlığıyla mümkündür. Terörizme başvurularak demokrasinin gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesi eşyanın doğasına aykırı bir durumdur. Birinin olduğu yerde diğerinin hayat hakkı kaçınlımaz olarak ortadan kalkar.
İnsan hak ve özgürlüklerinin ve demokrasinin gerçekleşme ve gelişme ortamı ancak bunları içeren bir hukuk ile devlete zorunlu olarak ihtiyaç duyar. İşte bunları ölçü olarak kavrayamayan bir düşünce, siyaset, kısacası zihniyet dünyasında terörizmi bırakınız yok etmeyi, tam tersine büyümesini, yoğunlaşmasını ve yaygınlaşmasını sağlayıcı ortamı adeta elverişli hale getirmiş olursunuz. Gerekçelerini ve nedenlerini de başka yerlerde arama aymazlığından kurtulamazsınız. Gücünüz ve canlılığınız olabilecek nedenleri, gerekçeleri kendinizi zehirleyici ağuya dönüştürdüğünüzün farkına bile varamayabilirsiniz. XIX. yy ve XX. yy. başlarında Osmanlı Devleti'nin yaşadığı fitne ve felaketinden ders çıkartmaya bile fırsat bulamayabilirsiniz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



