Kartepe gemisinde olanlar için kâbustu o gün. Kurtulmak, bir an önce evlerine varabilmek için neler vermezlerdi.
Kurtulurken de gözleri kimseyi görmüyordu.
Teröristin öldürülmesi üzerinde de belki durmadılar.
Ya da sağ yakalansaydı keşke diye üzülenler çıktı.
Fakat ertesi gün teröristin annesini gazetelerde gördüğümde.
Sekiz çocuklu bir anneyi.
Üstelik yedisi kız, tek erkek evladıdır Mensur.
Belki de adını Mansur koydular.
Ya da halk ağzı öyle dedi, kâtipler o doğduğunda harf hatası yaptılar.
Büyük ihtimal yoksul bir ailenin çocuğu idi Mensur.
Ölen askerlerin uğurlandığı fakir hanelerden birine mensuptu muhtemelen.
Hani villalara, şalelere, zengin sitelere; neden şehit cenazeleri uğramıyor diye sorup şaşa kaldığımız benzer yazgıları paylaşıyordu.
Teröristin babası da, paranın patronlarından olmuyordu hiç.
Sosyolojiyi üçüncü sınıfta bırakmış, askerden firar etmişti.
Yoksul ama annesinin hazinesi idi.
Güneydoğuda erkek evlat bir adım önde tutulur ya.
Yedi yıldız gibi sıralanan kızları arasında güneş gibiydi Mensur, annesi için.
Hele eşini kaybettikten sonra evinin direği idi.
Gazeteler Siti diye yazdı adını.
Tarihte de böyle "Sitti Hatun" lar mevcut.
İşte o annenin nasıl yıkıldığını izledim fotoğraflardan.
Ellerine bakıyordu, hayata küsmüştü.
O elleri ile sevdiği evladını düşünüyordu.
Şimdi ömrünün sonuna kadar o eller boş kalacaktı.
Neler gelmişti böyle başlarına.
Morga girip de düşmemek için duvarları tuta tuta evladını teşhise giderken, adımları nasıl kurşun gibi ağırlaşmıştı.
Belinin en ince yerinden kırıldığını hissetmişti.
Bir kuş gibi çırpınan kalbinin yerinden çıkıp, betona düşeceğini sanmıştı.
Dişleri birbirine vurmuştu, üşümüş, çenesi titremişti.
Bütün kanı damarlarından çekilmişti.
Göğsünde onu emzirdiği süt kanalları ağlamıştı.
Bir annenin yüzüne bakmaya doyamadığı evladını, görmek istemeyeceği en korkunç morgda dualar etmişti.
Ne olur o olmasın.
Yanlış çıksın.
Ya da bir yanılsama, bir rüya olsun yaşadıkları.
Hani biraz gücü olsa başını duvarlara vurup, rüyadan çıkıp gitmek istemişti.
Ne kadar uzun dakikalardı öyle.
Ama düş değildi.
Yüzünü açtıklarında ciğerlerini parçalayan çığlık morgun soğuk duvarlarını yıkar sanmıştı.
"Bir Venüs bardağı gibi dağların yıkılışını görmüştü".
Dağı, ovası, denizi, toprağı, evi, ocağı, ağacı, çiçeği; her şeyi yıkılmıştı.
Anne can evinden vurulmuştu.
Tıpkı asker oğulları ölen öteki anneler gibi.
Daha ne kadar sürecek bu kardeş kavgası.
Olan evlatlara ve annelere olmakta.
Hiç düşündünüz mü Mensur'un annesi yerinde hepimiz olabilirdik.
Onun yaşıtı oğulları olan kadınlar, bir kez daha ürperdi.
Sitti kadın hayata küsmesinde, kim küssün.
Terörü; şiddetle bitirmeye çabalamak, bombalamak, öldürmek, yok etmek hiç çözüm değil.
Çünkü arkada kalan anneler ve ailelerin ahı; dört bir yanı tutmakta.
Kanı, kan ile değil; su ile yıkamak, asıl olan.
Daha insani, daha barışçı, uzlaşmacı, her şeye karşın daha kardeşçe bir çözüm aranıp bulunmalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



