Türkiye'nin siyasi görünümünden daha önemli, daha sahici bir hayatı var; toplumsal görünümü. Millet olmak kavramının temel dinamiklerini bünyesinde barındıran toplumumuz, özellikle son günlerde yaygınlaşan bir konuya bir hal çaresi arıyor. Yıllardır çeşitli meselelere çözüm arayan, devlet ve millet olarak muztarip olunulan pek çok konuda henüz bir sağlıklı yol tutturamayan toplumumuzda yeni yeni mesele alanlarının çıkması derin ümitsizlik fikrini besliyor. Okulları kendine mesken seçen şiddet kavramı, çeşitli yöntemler ile genç insanların arasına karışmaktan, onları kendisine müşteri edinmekten hayli memnun. Delikanlılar, kanlarını delilik mayası ile yoğurmayı bir marifet addediyor.
Şiddet, önceden aile içi ile sınırlı kalır, biraz mahremiyetten biraz da hoşgörürlükten bu mesele nerede açılırsa orada kapanıp giderdi. Ancak birden bire patlak veren, aileden okula sıçrayan, okulları birer savaş meydanına çeviren bu kavram, şimdilerde herkesi derin endişelere sevk ediyor. Ahlakın gerektiği gibi olgunlaşmadığı, terbiye sisteminin sadece kuru bir disiplin olarak algılandığı, maneviyatın çağ dışılık olarak görüldüğü, dinin sadece ibadet ettirmekle yükümlü kılındığı bir toplumda, insanlık dışı fiillerin gelişme göstermesine pek de şaşırmamak gerekir. Gönülleri terbiye eden, insanlığın en yüce davranış biçimini mensuplarına telkin eden, insanı hayvanlık derecesine düşürmekten sakındırıp, yukarıya doğru onu yükselten bir ahlak ve terbiye nizamı genç nesillere uygulanmadığı müddetçe, yasal düzenlemelerin çok çok yetersiz kalacağı açıktır. Bütün yasal düzenlemeler gizli ve açık olarak rüşvet kavramına büyük cezalar getirdiği halde, toplumda bu işin bir çark(sektör) haline geldiğini görüyoruz. Ahlak ve maneviyatın çökertildiği bir toplumda hiçbir insanî erdemin barınması mümkün değildir.
Son birkaç aylık bilançoya baktığımızda, genel mânâda ahlaksızlık kavramının yaygınlık kazandığını görürüz. "Toplumumuz nereye gidiyor" sorusunu ciddi ciddi sorduran, uzmanları derin endişelere sevk eden bu meseleler artık bizim hayatımızın bir parçası olarak aramızdaki yerini almış durumda. 'Son birkaç ay' demiştik; Edirne'de gümrükte görevli memurların her türlü ahlak ilkesini hiçe sayan uygulamalarına şahit olduk. Sonra memleketin muhtelif vilayetlerinde yuvalanmış irili ufaklı çetelerin bir bir operasyonlar ile açığa çıkartılmasını izledik. Sonra üst düzey yöneticilerin, emeklilerin bu çeteler ile işbirliği içinde yaptıkları hizmetleri(!) gördük.
Kaçakçılığın vatandaş-memur işbirliği ile gelişme gösterdiğine şahit olduk. Bütün bu kirli işlerin temizlenmesinde görevli emniyet teşkilatının daha da dertli olduğunu, devletten biraz daha yetki istediğini öğrendik. Sonra ekranlardan derinliğin, genişliğin her türlü çatışma ve vuruşmanın en can alıcı ve heyecan verici sahnelerini izledik. Bir biri ardına ateşlenen bu silahların çıkardığı dumana ve gürültüye imrenen, vicdanındaki yasal boşluğu sonuna kadar değerlendiren, insanlığı bir kenara bırakarak birer suç makinesi haline gelen insanları gördük. Bütün bu manzaranın içerisinde, dört bir yanı çevrili, her türlü ahlak dışı alana rahatça ulaşabilen gençlerin delikanlılık çağında deliliklerine şahit oluyoruz şimdilerde.
Okul önleri, arkaları, içleri birer ilim ve irfan yuvası olmaktan çıkmış bir halde. Sabah sağ gönderdiği çocuğunu akşam salim almak derdinde insanlar. Uzmanlar, ilkokul çağlarına inen uyuşturucu vs. kullanımının önüne geçmek için çabalıyorlar. Gençler, zihinlerini uyuşturarak zevkler âleminden nasipleniyor. Uyuşukluk kalbe, bedene rahatlık vermediği gibi bir süre sonra, ayılan bedenler aramıza bir canavar olarak dönüyor. Bu dönüşte ilk pay tabîi ki kalbin ve gözlerin.
Okullarda her türlü modern teknolojik donanım ve birikim olduğu halde hep bir şeylerin eksik kaldığını görüyoruz. İnsan kavramı yerine, öğrenci ve öğretmen kavramını koyan meseleyi birkaç yönetmelik ile çözebileceğini sananlar yanıldıklarını elbette biliyor. Fakat dinin, imanın, inancın ve bunların bünyesinde yer alan her türlü ahlakî erdem ve olgunluğun okullara niçin daha da sağlam bir söylem ve anlayışla girmesi gerektiğini kimseler dillendiremiyor.
İmam-Hatip tecrübesi gösterdi ki, millet Müslümanlığını önemsiyor ve evladının dininden de, ilminden de nasiplenmesini arzuluyor. Gençlerin gönlüne Allah korkusunu yerleştiremeyen her türlü eğitim sistemi, terbiyesi eksik, ahlâkı zayıf, ruhu olgunlaşmamış insanlar ile bir ömür mücadele etmek durumunda kalacaktır. Ahlak ve maneviyat diri kalmadığı müddetçe, şiddet ve ondan beslenen ruh ve beden hastalıkları büyükten küçüğe insanın ruhunda, vicdanında derin tahripler açmaya devam edecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



