Biliyorsunuz, mevcut anayasa, seçim kanunlarının düzenlenmesinde, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini esas almaktadır.
Ancak uygulamaya baktığımızda, mevcut seçim kanunları, hem temsilde adaleti sağlayıp, hem de yönetimde istikrarı getirebilmiş midir?
Bu soruya olumlu cevap vermek, maalesef mümkün değildir.
Şu andaki seçim sistemine göre, Türkiye'de, 2002 seçimlerinde, kullanılan oyların yüzde 45'i, yani, her iki vatandaştan birisinin oyu, daha seçim akşamı yırtılıp çöpe atılmıştır.
Son seçimlerde ise, seçim akşamında, yırtılıp çöpe atılan oyların oranı, yüzde 30 civarındadır.
Yani, bu seçimde de, her üç kişiden bir tanesinin oyu, hiçbir anlam ifade etmemiş, değersiz bulunmuş, tabiri caizse, yırtılıp çöpe atılmıştır.
Şimdi, oyları çöpe atılmış ve bir değer ifade etmemiş olan bir vatandaşlardan birisi olarak, sormak hakkımdır, zannediyorum.
Adalet bunun neresindedir?
Bir irade bana demektedir ki "senin iradenin hiçbir ehemmiyeti yoktur, bu işleri sen bilmezsin, ben senden daha iyi bilirim, dolayısıyla, benim iradem önemlidir ve geçerli olan da budur!"
Böylesi bir anlayışın ortaya çıkardığı ve böylesine çarpık ve adaletten yoksun bir uygulamayı kabullenmek mümkün değildir!
Bu ülkede yaşayan insanların, yaklaşık yarısının oyunu, hiçe sayan, hiçbir değer vermeyen bir anlayışı ve onun neticesi olan bir uygulamayı "temsilde adalet" yalanıyla, meşru göstermeye hiç kimsenin hakkı yoktur ya da olmamalıdır.
"Temsilde adalet, yönetimde istikrar" diyerek, sözde istikrar adına, adaleti ortadan kaldırmanın, kabul edilebilir hiçbir tarafı bulunmamaktadır.
Kaldı ki, bu uygulamanın, ne derece istikrar getirdiği de tartışmalıdır!
Çünkü adaletin olmadığı yerde, istikrardan söz etmek de mümkün değildir. Belki, buna, yönetimde devamlılık denebilir, ama istikrar demek, fazla iddialı bir laftır.
Siz benim oylarımı geçersiz sayıp, bir manada bir başka partinin hanesine yazacaksınız, sonra da, bana, istikrar için böyle gerekiyor, sen anlamazsın bu işlerden diyeceksiniz!
Ben de derim ki, istikrarınız sizin olsun, ben adalet istiyorum, oyumun karşılığını istiyorum.
Millet olarak darbelerden çok çektik. Birileri geldi, tankla, topla, tüfekle, namlularla millet iradesini hiçe saydılar, kaldırıp çöpe attılar, siz anlamazsınız, biz yöneteceğiz dediler!
Yani milli iradeye müdahale ettiler, yani istikrarı sağladılar!
Bu zihniyetin uygulamalarının sıkıntılarını da, hala çekiyoruz!
Peki, şimdi de şu soruyu soralım!
Darbelerle millet iradesinin önünü kesmekle, seçim barajlarıyla millet iradesini hiçe saymak arasında ne fark vardır?
Bana göre hiçbir fark yoktur, ikisi de aynıdır, ikisi de antidemokratiktir, ikisi de milletin iradesine müdahaledir, her ikisi de, adaletten nasibini almamış uygulamalardır.
Bir yandan darbeleri ve darbe teşebbüslerini eleştirirken, aynı zihniyetin ürünü seçim barajlarını muhafaza etmeye çalışmak, tam bir çelişkidir, tam bir çifte standarttır.
Seçim barajlarıyla, seçmenin neredeyse yarısına yakın bir kısmına "senin oy verdiğin parti, barajı geçemedi, bunun için oyun geçersizdir, çöpe atıyorum" demek, darbeci bir anlayışın tezahürüdür.
Benim verdiğim oy hiçbir şekilde değer ifade etmiyorsa, yönetime yansımıyorsa, birileri bu sayede hak etmediği bir şekilde, daha fazla temsil imkanı kazanıyorsa, daha fazla söz sahibi olabiliyorsa, bunun son derece yanlış bir uygulama olduğu açıktır.
Bu yüzden de, bir an evvel, bu yanlışlığın düzeltilmesi, seçim barajlarının kaldırılarak, millet iradesini esas alan, gerçekten adaleti sağlayan bir düzenlemenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Kaldı ki, asıl istikrar da, böyle sağlanacaktır.
Bu durumda, seçmeni "filanca partiye oy verme, oyun boşa gider" ya da "bize oy vermezsen falanca gelir" diye kandırmak da mümkün olamayacaktır.
Bunun için de, bugün, anayasa değişikliği ile başlayacak ve seçim kanunlarını da içine alan, bir düzenlemeye her şeyden daha çok ihtiyaç vardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



