İsrail işgal devleti, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkını yıllardır kuşatma altında tutuyor. İsrail işgal devletinin ördüğü duvar ve abluka sebebiyle açık hava hapishanesinden farksız bir hale gelen bu şehirlerde yaşayan Filistinliler için elektrik, su, gaz ve diğer temel ihtiyaç malzemeleri yıllardır lüks. İsrail işgal devletinin ördüğü duvarlar hayatı o kadar çekilmez hale getirmiş ki, ulaşım ve ticaret yeraltına açılan tüneller vasıtasıyla sağlanabiliyor. Gazze halkı iki yıldan bu yana devam eden İsrail ablukası sebebiyle kurban bulmakta bile zorluk çekiyordu. Birçok temel ihtiyaç malzemesi gibi kurbanlıklar da Gazze Şeridi'nin güneyinde bulunan Refah'taki tüneller aracılığıyla Mısır'dan getirildi.
Elbette tüm bu saydıklarımızdan yakınmak için, öncelikle, kadın ya da çocuk ayırt etmeksizin herkesi ve her şeyi canlı hedef olarak gören işgalci İsrail'in katil sürüsüne ait mermi ve roketlere hedef olmamanız gerekiyor. Ancak Filistinliler için bu ihtimal her geçen gün daha da azalıyor. Çünkü Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıktan istifade ederek 1948 yılında kurulan gecekondu İsrail, yine Müslümanların arasındaki anlaşmazlıklardan istifade ederek, kanlı terör eylemlerine her geçen gün bir yenisini ilave ediyor. Ateşkes esnasında ambargo ile Gazze halkını ölüme mahkûm eden İsrail, ateşkesin süresi dolduktan sonra da füzelerle Gazze halkını yok etmeye çalışıyor.
Tuğlası insan bedeni, harcı kan ve gözyaşı olan gecekondu İsrail'in, iki gün içerisinde üç yüz civarında Filistinliyi şehit ettiği bu son katliama cesaret edebilmesinin temel sebebi de aslında Müslüman ülkelerinin suskunluğudur. Hatırlayacaksınız; Suudilerin, Mekke'deki Ecyad Kalesi'ni yıkmasına medyamız cansiperane bir şekilde tepki göstermişti. Dönemin Kültür Bakanı da koroya katılmış, Ecyad Kalesi'nin yıktırılmasını 'barbarca' bir davranış olarak nitelendirmiş ve kınamıştı. Bununla da yetinmeyen eski bakan, UNESCO Türkiye Milli Komitesi'ne yıkımın protesto edilmesi için başvuruda bulunulduğunu açıklamıştı.
Ne ilginçtir ki, aynı medya ve siyasiler, konu Filistin ve işgalci İsrail olunca tepkisizliğin zirvesine ulaşıyor. İsrail'in, Osmanlı döneminden kalan kemer, han, hamam, kule ve diğer tarihi yapıları tank ve roketatar ateşine maruz bırakarak, tahrip etmesini görmezden geliyor. Yalnızca yıkılan hanlara, hamamlara değil, Muhammed Durre gibi binlerce gencecik fidanın, hayatın baharında şehit düşmesine de suskun kalmayı tercih ediyor. Bu suskunluk ve tepkisizlik aslında kendini ve tarihini inkârdan başka bir şey değildir. İşgal edilmiş topraklara bile bile yerleşenlerin masumiyetinden söz edilemeyeceği gibi, Filistin halkının maruz bırakıldığı zulme suskun kalmayı tercih edenlerin masumiyetinden de söz edilemez.
Zihnimde birçok soru var: Geçtiğimiz hafta başında Türkiye'ye gelen Olmert'i kabul eden Başbakan Erdoğan, beş saatlik görüşme esnasında hangi konularda fikir alış verişi yaptı? Olmert, bu görüşme esnasında, ateşkesin bitiminden sonra Gazze'ye operasyon düzenleyecekleri bilgisini verdi mi? Gazze katliamının Erdoğan-Olmert görüşmesinin hemen ardından gerçekleştirilmiş olması bir tesadüf müdür? Osmanlı eserlerini yakıp yıkan, Filistinli Müslümanlara yapmadıkları işkenceyi bırakmayan İsrail ile dost olmanın mümkün olmayacağı anlaşılmış mıdır? Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki "Türk-İsrail dostluk grubunun" bir hükmü kalmış mıdır?
Filistin tüm yalnız bırakılmışlığına rağmen, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de savaşmaya devam ediyor. İşgalcilerin kanlı şarlatanlıklarına karşı direnişin şanlı bayrağını dalgalandırıyor. Ancak bu sadece Filistinlilerin direnişi değildir. Bu direniş Mekke'nin; Medine'nin; İstanbul'un, bu direniş Saraybosna'nın; Şam'ın; İsfahan'ın direnişidir. Bu direniş Millet-i İbrahim'in, Ümmet-i Muhammed'in direnişidir. Kırılan her kol bizim kolumuz, yere düşen her şehit bizim şehidimizdir.
Türkiye tarihi misyonuna uygun davranmalı ve hiç değilse İstanbul'un güvenliğini sağlamak adına Filistin direnişine tam destek vermelidir. İstanbul'un yeri, Kudüs'ün, Nablus'un, Gazze'nin yanıdır. Çünkü Kudüs'ü savunmak bir anlamda, İstanbul'u savunmaktır. İşgalcilerin Gazze'de, Nablus'ta, Kalkilya'da, Ramallah'ta yerinden oynattığı her taş, Türkiye'nin varlığını biraz daha ortadan kaldırmak içindir. İstanbul ve Kudüs'ün güvenliğini sağlamak adına yapılacak ilk şey, yeryüzündeki tüm insanlığa zarar vermeye başlayan, gözü olduğu kadar gönlünü de kirleten bu gecekondunun en kısa zamanda ortadan kaldırılmasıdır. İşgalcileri, kanlı şarlatanlıkları ile birlikte tarihin çöplüğüne göndermek aynı zamanda insanlık adına gerçekleştirilecek en soylu eylemlerden birisi olacaktır. İsrail'siz bir dünya, şüphe yok ki, çok daha huzurlu ve güvenli olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




