Orta ve uzun vade açısından herhangi bir ekonominin güçlü mü yoksa kırılgan mı olduğunu anlamak için nereye bakmak gerektiği pek tartışılan bir konu değildir. Devletin durumuna veya stratejik önemde olduğu iddia edilen bazı sektörlere ya da geçmişi temsil eden makro ekonomik göstergelere bakarak yapılan değerlendirmeler her koşulda geçerli değildir. Özellikle gerçeklerden uzaklaşma eğiliminin hızlandığı, kısa vadeli spekülatif bakış açısı ile geniş kitleleri yönlendirmenin ön plana çıktığı ve şeffaflığın önemli ölçüde azaldığı bugüne benzer koşullarda geleneksel bakış açısı işe yaramadığı gibi büyük ve yıkıcı yanlışların da sebebi olabilir. Hal böyle olunca sormak gerekiyor. Nereye bakalım ve nasıl bir mantık yürütelim?
Bireysel bazda geniş kitlelerin ekonomik durumundaki ortalama değişim geleceği öngörmek adına her devirde ve koşulda kritik öneme sahiptir. Zira bu kesimlerin durumu mevcut ekonomik yapıyı taşıyan bir özelliğe sahiptir. Eğer satınalma güçleri artıyor veya bundan bağımsız olarak her koşulda bilinçli - dengeli ve tutarlı bir davranış sergiliyorlar ise temeller sağlamdır, gelecek açısından aşırı karamsar olmaya gerek yoktur. Fakat tam aksine ortalama satınalma gücü eriyor ve şuursuzluk artıyor, ayaklar yorgana göre uzatılamıyor ise durum çok tehlikeli olmaya başlamış demektir. Zira söz konusu kesimlerin tüketiminin, tasarrufunun ve ödediği vergilerin azalması kaçınılmazdır. Bunun olmayacağı varsayımına göre devreye sokulan stratejilerin çökmesi uzun süreli daralmaya tahammülü olmayan serbest piyasa anlayışının etkinliğini kaybetmesi, sorunların ağırlaşması, şeffaflığın azalması gibi değişiklikler geniş kesimlerin ekonomik durumundaki olumsuzlukların devamı niteliğindedir. Kökten tedbir gündeme gelmediği sürece belirsizlik ve kırılganlık artacak ve istikrarsızlık büyüyecektir.
Devletin, mali kesim gibi stratejik sektörlerin geleceği, geniş halk kitlelerinin ekonomik durumundaki değişime endekslidir. Bu açıdan Türkiye Ekonomisi'nin son on yılına baktığımızda büyük bir çelişki ile karşılaşıyoruz. Devletin ve mali sektörün gelirleri önemli ölçüde artar iken, bireysel bazda halk kitlelerinin satınalma gücü erir iken borçları dramatik bir hızla büyümüş! Özetle söylemek gerekir ise hiç bir şey olduğu gibi görünmemiş veya görünememiş!.. Taşıma su ile değirmen döndürülmüş, bir anlamda saadet zinciri kurulmuş... Bu tablo bir mucize olmaz ve geniş halk kitlelerinin satınalma gücü acilen artmaya başlamaz ise çok ciddi sıkıntıların iyice ağırlaşmış sorunlar nedeniyle kapıyı çalacağını söylüyor. Böyle devam edemeyecek, iç talep daralmaya başlayacak ve oldukça sancılı bir şekilde her şey değişim sürecine girecek. Talep daraldıkça devletin vergi gelirleri azalırken bütçe açıkları büyüyecek, mali sektörün ise sorunlu kredileri artacak, söz konusu gelişmelerin ikincil etkileri tüm kesimleri olumsuz yönde etkileyecek. Bir yandan yükselen enflasyon, diğer yandan rekorlar kıran cari açık bu tabloyu temsil eden buzdağının görünen kısmı olarak dikkat çekiyor...
Son on yılda istihdamda büyük bir değişim yaşanmamış; ancak bunların satınalma gücü yüzde 40'a yakın oranda gerilerken, kısılamayan harcamalar ve artan şuursuzluk nedeniyle borçları büyümüş. Özetle söylemek gerekir ise alıştıkları yaşam standardını sürdürme şansı kalmamış. Türkiye Ekonomisi'nin taşıyıcı kolonları iyice incelmiş ve kırılgan hale gelmiş! Başka bir deyişle bugüne kadar güçlü şoklara direnebilen ekonomimiz, görece daha küçük olanlara bile tahammül edemeyebilecek duruma düşmüş... Gerek bu tablo, gerekse siyasi iradenin ve Merkez Bankası'nın telaşı ister istemez Van'daki Bayram Oteli'ni anımsatıyor: 7.3'lük depreme direnmiş ancak daha sonraki 5.6'lık olanına teslim olmuş, böyle olmayacağını düşünen canlar yanmıştı...
İçinde bulunduğumuz koşullarda nelerin bizi beklediğini anlamak ve tedbir almak için, dış görünüşe ve bunu temsil eden rakamlara değil de taşıyıcı kolonların durumuna bakarak tercihlerimizi belirlemek daha isabetli bir yaklaşım olabilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




