Türkiye ve Afrika ülkelerindeki gelişmeleri hep birlikte takip ediyoruz. "Arap baharı" denilerek Afrika ülkelerine ümit ve güven pompalanmasına rağmen, bölge ülkelerinin yönetimlerine karşı gerçekleşen halk ayaklanmalarının, bölge ve halklarına daha iyi bir ortam hazırladığı söylenemez. Halk ayaklanmalarının sosyal ve kültürel alt yapısı, o ülkelerin tabii şartları içinde oluşmuş değildi. Dıştan etkileme ve tahriklerin olduğu apaçık belli. Hatta, bu olaylarda, o ülkelerin dillerine çevrilerek gösterilen Türkiye'deki TV dizilerinin de rolü olduğunu düşünüyorum. Gelişmeler, iyi hazırlanmış bir senaryo ve planın ürünü. Sonuçta, o ülkelerin arzu ettiği yönetimler iş başına gelmiyor. Emperyalist odakların İsrail'in güvenliğini sağlamak ve hedeflerine ulaşmak için uygun gördüğü kukla yönetimler oluşuyor. Tehlikeli bir kuşatma hareketi söz konusu. Bölge hızla ABD'nin kontrolü altına giriyor.
ABD'nin dünya hakimiyetini amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kimsenin meçhulü değil. Bu projeye göre, 22 İslam ülkesinin haritası değiştirilmek isteniyor. Görünen o ki, küresel eşkiya, projesinin uygulanmasına engel teşkil edecek hedefindeki İslam ülkelerini tek tek sıraya koymuş ve kademeli olarak hedefine ulaşmak istiyor. Bu plan ve tuzakları alt üst edecek tek formül, İslam ülkelerinin uyanması. Konu ile ilgili olarak, bu ülkelerdeki halkları uyandıracak öncü ve liderlere büyük görevler düşüyor. Hem de bugün. İş işten geçmeden. Değilse, son pişmanlık fayda vermez.
Yaşananlar, şu malum -affedersiniz- üç ineğin hikayesine o kadar benziyor ki... Sarı, siyah ve beyaz renkli üç inek bir arada yaşamaktadırlar. Arslan bunlara gözünü kestiriyor. Fakat, üçünün birden hakkından gelebilmesi mümkün değil. Kendince bir tuzak kuruyor. Sarı ineğin bulunmadığı bir zamanda diğer ikisinin yanına gelerek diyor ki: "Arkadaşınız sarı ineğin soyu sizden farklı. Bakın, rengi ve duruşu da size benzemiyor. Fırsatını bulduğunda sizi ortadan kaldırmak istiyor. Ben size iyilik etmek istiyorum. Sizden istediğim, sarı ineğe saldırdığımda, arkanızı dönmeniz, ses çıkarmamanız." Bu teklif, kara ve beyaz ineğin hoşuna gidiyor. Anlaşıyorlar. Bu yöntemle, arslan sarı ineği parçalayıp yiyor.
Arslan geri kalan iki ineğe birden saldırmayı göze alamıyor. Aynı yöntemi onlara da uyguluyor. Beyaz ineğin yalnız olduğu bir zamanda ona daha önceki yöntemi anlatıyor ve beyaz ineği razı ediyor. Böylece, kara ineğin de işini bitiriyor.
Birkaç gün sonra arslan beyaz ineğin karşısına dikiliyor. Artık, beyaz inek başına gelecek olanın farkında. Pişmanlık içinde diyor ki: "- Ben mücadeleyi sarı ineğin saldırılmasına göz yumduğum gün kaybettim."
Unutmayalım ki, bugün ırkçı emperyalizm müslümanlara karşı aynı oyunu oynuyor. Emperyalizm hep hile ve oyunlarla hedefine ulaşır. Bir ülkeyi bölmek ve parçalamak istiyorsa önce devlet ve milleti birbirine düşman eder. O ülkedeki din, mezhep, ideolojik farklılık gibi unsurları kullanır. Tahrik eder, gerilim oluşturur. Halkı birbirine kırdırır. Afrika ülkelerindeki halk ayaklanmaları domino teorisi misali birbirini tetiklese bile, bu olayların sosyal ve kültürel alt yapısının oluşmasının yıllar aldığından şüphe yok. Ortadoğu'da yüz seneden fazla zamandır devam eden yönetim şekilleri var. Bunların kısa sürede güçlü muhalifleri oluşması tesadüfi mi?
Herkes şunu ifade ediyor: Emperyalizmin önünde üç büyük engel kaldı: Suriye, İran ve Türkiye. Artık ABD, büyük oyununu oynamanın hazırlığında. Önce, Türkiye'yi, Suriye ve İran'a düşman etmek istiyor. Bu konuda büyük tuzaklar kuruluyor, nice kirli propagandalar yapılıyor. Suriye ve Irak için de aynı tahrikler söz konusu. Şimdi, çok uyanık olmanın ve atılan her adımı dikkatli atmanın zamanı.
Türkiye halkı, Sayın Başbakan'ın Büyük Ortadoğu Projesi' (BOP)nin eşbaşkanı olmasından rahatsız. R. T. Erdoğan, konu ile ilgili olarak kendisini sıkıştıran sözlerin yaygınlaşmaya başlaması üzerine, 15. 3. 2006'da TBMM Meclis Grubu'nda yaptığı konuşmada "Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'nin özgürlük, insan hakları ve demokrasi projesi olduğunu" söylemişti. Biz, ABD'nin hedefine ulaşmak için kılıf olarak kullandığı "özgürlük, insan hakları ve demokrasi"nin ne olduğunu Irak'ta çok yakından gördük. Sayın Başbakan, ürkiye'yi yönetmeli ve Türkiye'nin geleceğini düşünmelidir. Millet olarak, onun BOP eşbaşkanlığı yapmasından, ABD'deki Yahudi kuruluşlarından "üstün cesaret ödülü" almasından, Ehut Olmert gibi İsrailli yöneticilerce "Erdoğan, takdir ettiği bir liderdir." (Hürriyet, 8. 3. 2007) gibi övgüler yağdırılmasından tedirginlik duyuyoruz. Başbakan'dan Türkiye'yi kirli oyunlara alet etmemesini istiyoruz.
Milli Görüş Lideri rahmetli Prof. Dr. Necmeddin Erbakan, D - 8'lerin kuruluşunun 12. yılında bütün dünyaya "Gelin, bu dünyayı hak ve adalet üzere idare edelim. Dünyadaki savaş ve kötülükleri sona erdirelim" şeklinde seslenmiş, İslam dünyasını da şöyle uyarmıştı: "Akıl, bir işin sonunu düşünmektir. Müslüman bir delikten iki kere ısırılmaz. Aynı olayları defalarca yaşıyor, ibret ve tedbir almıyoruz. Siyonizm vahşetini önleyecek Saadet Partisi ve D - 8'den başka çözüm var mı? İki yüzlüler, işbirlikçi politikacılar "barış" sözü edip duruyorlar. Fakat, dökülen hep müslüman kanı. Bu kadar hissizleşebilir miyiz? İslam aleminin her yerinden çığlıklar yükseliyor. Filistinliler 1948'den beri gün yüzü görmedi. Milyonlarcası mülteci hayatı yaşıyor. Filistinli çocuk feryat ediyor: Yarabbi, ümmetin başına yeni felaketler verme. Onların başına Abdülhamit gibi bir halife gönder."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



