Tefecilik denilen bir suç var kanunlarımızda. Tefecilik, yasa dışı bir borçlandırma ve faizlendirme sistemidir. Tefeciler, küçük yerleşim merkezlerinde zorda kalmış vatandaşların kanları ile beslenir. Adamın hastası vardır, ilaç alamamıştır. Çocuğu bir yüksek okulu kazanmıştır ama kayda gidecek parası yoktur. Bankalara gitse bir sürü bürokratik engeller çıkarır, kişinin anasının nikâhını ister bankalar. İnsanlar arası yardımlaşma duygusunu küçük yerlerde özellikle bu tip adamlar zedeler. Çünkü yardımlaşma ve dayanışma anlayışı olursa sömüremeyecek, oturduğu yerden para kazanamayacaktır namussuz. Onun için herkese bir kulp takar. Birisi hakkında siyasi, diğeri hakkında dini veya mezhebî dedikodu çıkarılır ki toplumda herkes birbirine güvenemez hale gelsin. Akrabalık ve dostluk en aza indirgenmelidir ki kimse birbirine bir şekilde yardım edemesin. Hemşehricilik öldürülür. Böylece size zor zamanda yardım edecek tek merci kalır: Tefeciler.
Eline düştünüz mü kendisine köle olmanızı ister sizden. Yapılacak bir iş yoktur. Bire onla, yirmi ile borç alırsınız. 1'e muhtaç hale getirdiğiniz kişiden 1'e 10, 1'e 20 borç nasıl ödenebilir ki? Artık sizin gönüllü köleleriniz vardır. Ya bir gün adamın canı tak edecek ve Raskolnikofluk yapacak ya hayatı boyunca ezik, şahsiyetsiz, karın tokluğuna hatta yarı aç yarı tok yaşayacaktır. Hatta namusundan bile vazgeçmek zorunda kalacaktır. İşte size haber: "Kızımı al, borcu sil". Şanlıurfa polisinin dikkati, tefeci rezaletini gözler önüne serdi. Kuyumculardaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, dükkânlara çok sayıda vatandaşın girip çıkmasına rağmen altın satışı olmadığını fark etti. Kuyumcuları takibe alan polis, bir süre sonra 23 dükkâna baskın yaptı. 11 tefeci cezaevine gönderildi Operasyonda 26 kişi gözaltına alındı. Borçlulara ait 316 kredi kartı, 45 senet, 46 tapu ve borçlu listelerinin bulunduğu 16 ajanda ele geçirildi. Sanıklardan 11'i tutuklanırken, birçok genç kızın aileleri tarafından borç karşılığı tefecilere kuma olarak verildiği tespit edildi. (Gazeteler, 3 Şubat 2009)"
Günümüzde buna mafya da eklendi ama vatandaşın gücü ona da yetmez. Mafyaya da güvenemez vatandaş. Geçenlerde bir mafya hikâyesi duydum, tüylerim diken diken oldu. Adam mafyaya gitmiş, filancada benim 100 bin liralık senedim var, eğer onu alırsan sana yüzde yirmisini veririm demiş. Mafya doğru senedin olduğu yerde almış soluğu. Tefeci, mafyaya kaça anlaştın bu senet için, demiş. Yüzde yirmi. Ben sana yüzde yirmi beş veriyorum. Mafya bu kez ilk siparişi(!) veren adama dönmüş, o adamın parasını üç gün içinde ödedin, ödedin, yoksa karışmam. Durum bu. Vatandaş mahkemeye zaten gidemez. Devlet, tefecilerin vatandaştan aldığı faizden vergi vermediği için, onların zaman zaman ensesine biner. Çünkü bu işleri yapacaksa ben izin veririm ve sen de vergi kaçırmamış olursun, diyor. Ne demek bu? Vatandaşı soymak serbest, fakat haberim olsun ve aldığının birazını da bana ver.
Modern zamanlarda insanlar arası güven niçin özellikle bozulur? Çünkü vatandaşlar arasında yardımlaşma olursa insanlar bankalara gitmez. Peki, insanlar arasında dayanışmayı emreden kurum hangisi? Din. İşte bundan dolayı dinin en büyük düşmanı bankacılık sistemidir. Bankacılar, bu tür siyasilere destek verir ki din yasaklansın. Sinemacılara destek verir ki insanlar arası güveni yıkan filmler yapsın. Medyaya destek verir ki insanlar birbirine düşsün. Böylece toplum erozyona uğrar. Bütün bunlardan sonra gelsin paralar.
Toplumda güven erozyonu varsa, evlerde, iş yerlerinde saklayamazsınız paranızı. Çünkü çalarlar. Banka reklâmları hep bunun üzerine kurulur. Yangın çıkar, sel alır der, arkasından çalarlar, der. Çalmasınlar. Ne yapalım? Bana getir ben koruyayım senin adına. Olur. Nasıl? Kiralık kasa vereyim sana, hatta atıl durmasın, faiz vereyim. Bu hoşuna gider adamın. En büyük değer olarak parayı gören insanlar için en büyük kazanç, o değeri elinde bulundurmaktır.
İnsanlar birbirinin malını, parasını kollar hale getirilir. Bankaya ver, güvenli ve sigortalı ve üstelik durduğu yerden çoğalır, derler.
Tefecinin peşine düşen sistem, bankalarla anlaşır. Vergini ver, para vatandaşın elinde dolaşmasın istenir zaten. Ülke insanı kredi kartlarıyla borçlandırılır bu kez. Ülke çapında işleyen bu mekanizma uluslar arası düzeyde Dünya Bankası, IMF olarak çıkar karşımıza. Kendi vatandaşlarını bu şekilde sömüren veya sömürülmesine izin veren devlet de aslında uluslar arası şebekenin elinde esirdir. Köylü, kasketli Ahmet'in durumu neyse, IMF karşısında Başbakanlar odur. Bu durumda faiz yemek haramdır da denilememektedir. Artık her taraf onların elindedir. Geçenlerde gazeteler yazdı: IMF'de çalışan insanların bütün o dolgun maaşları Türkiye'nin ödediği faizden veriliyormuş. IMF neden ikide bir anlaşalım, diyor? İşte bundan. Peki, Türkiye'deki bankalar çalışanların maaşlarını nasıl ödüyor? Devleti ve milleti borçlandırarak, temerrüt faizleriyle, kredi ve hesap işletim ücreti adı altında alınan paralarla... Köydeki tefeciden ülkedeki bankalara, dünya kapitalist sistemindeki IMF ve Dünya Bankasına kadar bu işle iştigal edenler hep kanla, irinle, cerahatle besleniyor. Bunun sonu Banker Kastelli gibi intihar veya yedi sülale kanser olmaktır. Başka nasıl çıkacak ki bu kadar insanın ahı?
Bu sisteme hiç bulaşmamış, bir kuruş parasını gönüllü olarak bir bankaya yatırmamış, faiz alıp vermemiş ve sömürünün hep karşısında olmuş biri olarak bize de geldi zulmün ucu. Nasıl? Şöyle: Çalıştığımız kurum maaş işlerimizi yürütmek üzere Ankara/Yenimahalle Yapı Kredi Bankası ile anlaşmış yıllar önce. Hem maaş çekmede hem alışverişte kullanmak üzere verdikleri kredi kartının ödemeleri için Ocak 2009'da bankaya gittik. Hesabımdaki 45 liranın 23 lirası erimiş. Ne oldu bu paramıza? Efendim, hesap işletim ücreti kesilmiş. Geri kalan 25 lira duruyor. Bu 25 lirayı ödememizin geri kalanına ekledik ve borcumuzu yatırdık. Baktık, Şubat 2009 ödeme bildiriminde 25 lira ödenmemiş görünüyor. Hani bizim 25 liraya ne oldu? Onu da Ocak 2009 için hesap işletim ücreti kestik. İki ayda iki ayrı hesap işletim ücreti nasıl olabilir? Telefonlar, görüşmeler, konuşmalar... Bankanın tavrı ben yaptım oldu, sen istersen git şikâyet et, dava aç, ne yaparsan yap. Kadı da bizden mahkeme de. Emekli generaller bizim yönetim kurulu üyemiz. Ergenekon'a telefon şirketi olarak destek veriyoruz ki bankayı satın almada bize yardım etsinler. Sistem böyle işliyor.
Evet, biz de şikâyetimizi yaptık. Döneceklermiş. Hâlâ dönecekler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



