Gerek küresel düzeyde yaşanan gelişmeler, gerekse bunların ülkemize yansımaları ve Merkez Bankası'nın uygulamaya koyduğu kararlar iş dünyasını sarstı. Riskten kaçınma eğiliminin hızlanması ve beklentilerin farklılaşması bu süreçte etkili oldu. Gelişmelere kısa vadeli bir bakış açısı ile kendi çıkar pencerelerinden bakarak anlamaya çalışanların yaşadığı şok daha büyük oldu; her kafadan ayrı bir sesin çıkması, evdeki hesapların çarşıya uydurulamadığının işareti oldu. ABD'de borçlanma tavanı yükseldi, AB Yunanistan'ı bir kez daha kurtardı, Avrupa Merkez Bankası sorunlu ekonomilerin tahvillerini alarak olumsuzluğun büyümesini önlemeye çalıştı; tüm bu yapılanlar beklentilerin bozulmasını önlemek ve riskten kaçınma eğilimini frenlemek içindi ama olmadı. Bu durum Türkiye'de de alarm zillerini çaldırmaya başlayınca TCMB Para Kurulu olağanüstü bir toplantı yapmak ve bir dizi kararı acilen uygulamaya koymak durumunda kaldı. Fakat başta mali sektör olmak üzere iş dünyasının tedbirsiz yakalanmaktan kaynaklanan tepkiselliği ne olup bittiğinin anlaşılmasını zorlaştırdı.
Son iki haftada yaşananlar küresel düzeyde durgunlaşma eğiliminin hızlandığına işaret ediyor ve bu nedenle güvensizlik büyüyor. Gelişmiş ekonomiler içine düştükleri durgunluk bataklığından çıkamıyor, çırpındıkça vehamet artıyor; gelişmekte olanlar ise kısa sürede ısındı ve ekonomiyi soğutmaya yönelik uygulamaları devreye sokmak zorunda kaldı. Bu tablo 2009 yılı ikinci çeyreğinde yazılan hikayenin tükendiği ve belirsizliğin tırmandığı anlamına geliyordu. O zaman yazılan hikayeye göre gelişmişlerin durgunluktan çıkması zaman alacaktı, gelişmekte olanlar hem dünya ekonomisinin lokomotifi olacak diğerlerinin düzelmesine de çok yönlü katkı yapacaktı. Ama olmadı... Kısa vadeli borçlarla finanse edilen faaliyet dışı gelir oluşturmak amacı ile alınmış büyük pozisyonlarda kabus olmaya başladı. Yeni bir durgunluktan çıkma veya büyüme hikayesi yoksa riskten kaçınma eğilimini artırdı ve bu da küresel krizde ikinci dip anlamına gelirdi. Menkul gayrimenkul şeklindeki varlık değerleri geriler, bilançolar yıpranır, mevcut sorunlar ağırlaşır, ortalık karışırdı ve tüm bunlar sermaye hareketlerinde yaşanacak daralmanın sonuçları olurdu.
Hayal dünyasına kendini kaptıran iş dünyamız yukarıda özetlemeye çalıştığımız tabloyu düşünmek istemiyordu: Zira ciddiye alsalar ya küçülmeleri ya da işi bırakmaları gerekirdi ama fiilen mümkün değildi; bu nedenle başka sıkıntı yaşanmayacağı varsayımına göre hareket ettiler. Fakat Merkez Bankası öyle yapmadı yaklaşan tehlikeye karşı tedbirli olmaya çalıştı; dışardaki durum ciddileşince de birinci kademe önlem paketini, paniği ve yaşanacak sıkıntının yıkıcı olmasını engellemek adına, uygulamaya koydu.
TCMB'nin mali sektöre çok büyük boyutta likidite verdiği repo ihalelerindeki koşulların farklılaşması ve referans faizin düşürülmesi, bankaları sakin olmaya veya panikleyerek yanlış tepkiler vermemeye ikna etmek arayışının ürünüdür. Faiz koridorunun daraltılması ve döviz satım ihaleleri de döviz kuruna yönelik endişeleri azaltmak ve gelişmelerin kontrol dışına çıkmasını önlemeye yöneliktir. Türkiye ekonomisinde bir daralma yaşanacaktır; iç talep daraldıkça cari açık azalacaktır; bu durum mali sektör, kamu kesimi ve hizmet sektörünün daha fazla etkilenmesine sebep olacaktır.
İş dünyasının gerçekleri anlamamakta ısrar etmesi nedeniyle, Merkez Bankası'nın çabalarına rağmen cari açığın büyümesi ve Türkiye Ekonomisine yönelik kırılganlık algılanmasının yükselmesi önlenememiştir. Bu nedenle geleceğe yönelik belirsizlik artmıştır. Tedbirli ve sınırlı olmamanın yaratacağı tahribatın bedeli kabul edilebilir sınırları aşma düzeyine gelmiştir. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını unutmayın ve bu koşullarda yoğurdu üfleyerek yemekten vazgeçmeyin!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



