Sahabiler, Ramazan geldiğinde Efendimiz Peygamberimiz (a.s.v.) için: "Peygamber Efendimiz Ramazan girdiği zaman rengi değişirdi; namazı, duası artardı. Çok namaz kılmaya, çok dua etmeye başlardı. Mübarek çehresi şafak gibi pırıl pırıl parlardı" derler.
Sanki Ramazan'ın başlangıcıyla birlikte, kainat ve bu alemin de rengi değişiyor. Gönüller, manevi atmosferin getirdiği hazza tanık oluyor....
Öyle ya, Ramazan geldiğinde Resul-i Ekrem Efendimiz, Cehennem kapıları için, "Sımsıkı kapatılır, kilitlenir" der.
Gönüller bu ay inşirah bulur.
Yine Efendimiz, "Ramazan ayı öyle bir aydır ki, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur" diye müjde verir.
Evet, Ramazan geldi, hoş geldi. Ruhlar bu ay sevinir, bedenler bu ay değişir.
Değişim her alanda kendini gösterir kuşkusuz.
Özellikle medya alanında...
Düşünün, 28 Şubat'ın avukatı olan bir kısım medya, dindarlara kan kusturmuştu. Şimdi kocaman ciltlerle Kur'an hediye ediyor, özel Ramazan sayfaları hazırlayarak, okuyucuna hediye ediyor.
"Diyanet kapatılsın" diyenler, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ortak "Ramazan sayfası" hazırlıyor şimdi.
Çatılarda namaz kılanları deşifre(!) edenler, bir bakmışsınız bizden daha dindar olmuş... Öyle ki, "takıyye"nin alasını yapıyorlar.
Kuşkusuz onların verdikleri "promosyon"u samimi bulmamız mümkün değil.
Ancak "dönek medya"nın devir değişince 180 derecelik dönüş yapması ibret-i alem için hayli ilginç bir örnek teşkil ediyor.
Dün askere alkış tutanlar, dindarlara sövenler, bu gün senden-benden daha demokrat ve daha dindar!
Olsun muhafazakar basın yine hizmetlerine devam ediyor. Ramazan geldiğinde buram buram politika kokan sayfalar bile mübarek ayda, bir bakıma yumuşuyor.
Bu atmosfer elinizde tuttuğunuz gazetenin sayfalarına bile yansıdı. Millî Gazete'nin Ramazan sayfası dopdolu.
Hem, Nureddin Yıldız hocanın hem de Ebubekir Sifil hocanın Ramazan dosyaları dopdolu... Dine Adanan Bir Ömür'de Gönenli Mehmet Hoca'nın hizmet profili ortaya çıkarılıyor. Onu yakından tanıyanlar ilginç ve keramet yüklü hatıralarını naklediyor.
Bu sayfada çocuklar da unutulmamış. Peygamberimizin Genç Mücahitleri ve Demirhan Abi'den masallar serisi sayfayı cıvıl cıvıl hale getirmiş.
Gazeteler, televizyonlar Ramazan özel sayısı yayınlayarak seyircisine ulaşma telaşına girdi.
Ya radyo?
Seyr Fm'de Gündemin Nabzı'na Ramazan arası vermiştik.
Ramazan özel yayınıyla yeni bir anlayış ve ekiple yola çıkan radyo, kaliteli çalışmaları ile "Ramazan Özel" yayınına başladı.
Bu özel yayınlardan bir tanesi Mahmut Bıyıklı ile birlikte "Eve Gelen Sahur" programımız... Bu programda "çat kapı" yazar, şair, edebiyatçı dostlarımızın evine gidiyor, sahur sohbeti yapıyoruz. Üstelik canlı yayın!
Ne yalan söyleyeyim, ziyaretine gittiğimiz yazar, şair, müzisyen ve araştırmacı dostlarımızdan çok şey öğreniyoruz.
"Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları" kitabının yazarı Nidayi Sevim'in evine konuktuk ilk bölümde.
Eyüp Sultan Camii ve türbesi, Osmanlı mezar taşları ve semboller... Mezar taşlarının yazıları bu kitapta derlenmiş. Yazar, öylesine şeyler anlattı ki bize... Üstünde durmadığımız, mezar taşlarının aslında bu ülkenin bir belgesi bir şifresi hatta kaderi olduğunu heyecanla anlattı.
Güzel bir mezar taşının yapımında hattat, nakkaş, mermer ustası ve şairin emeği olduğunu kaçımız bilebilir?
Osmanlı dönemi mezarlarının Türk tezyinatının incelenmesine yarayacak binlerce eserin bulunduğu özel mekanlarımızdan olduğunu kaçımız bilebilir?
Yazarın, "Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları" kitabın arka sayfasından da alıntı yapmak istiyorum size:
"Özellikle günümüz insanının en temel ihtiyaçlarını karşılamak için bile hemen başvurmak zorunda bırakıldığı, her köşe başına kurulu bir tuzak gibi dikilmiş, ruhsuz, acımasız ve soğuk bankamatik makinelerinin kirli yüzünü ve bu kurulu tuzaklara kapılarak, faiz belası pençeleri arasında inim inim inleyen, ocağı sönmüş, yüzbinlerce zavallı insanın feryadını duyduktan sonra, bu sade, yalın ama alabildiğine mütevazı sadaka taşlarının değerini, ne anlam ifade ettiklerini daha da iyi idrak ediyoruz. Tabii bazılarının da neden bu taşlara ilgisiz ve duyarsız kalarak görmemezlikten geldiklerini!
Meğer bunlara taş değil, sıcak aş, ihtiyaçgah, acil çıkış kapısı, can simidiymiş...."
Taşa medeniyet yazdıran devletin sonraki temsilcileri olarak, acaba biz, bizden sonrakilere ne tür medeniyet işareti bırakıyoruz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



