Bir derginin "Hür tefekkürün kalesi" olması şartları nelerdir? Bir dergi hangi şartlarda Cemil Meriç'in işaretine haiz olabilir? Üstad bu cazibeli cümleyi hangi nitelikleri taşıyan dergiler için kullanmıştır? Bu sözü günün şartlarına uyarlayarak söyleyecek olursak, hür tefekkür kalesi olmaktan azat edeceğimiz bir dergiler listesi çıkarabilir miyiz?
Bir liste çıkarmak lafın gelişi, böylesi yaklaşımlarla işimiz olamaz. İyi de, birkaç ismi anmadan bu yazıyı ilerletmek mümkün mü?! Mesela, rejimle örtüşmüş, varlığı tamamen egemen sistemle aynileşmiş bir Varlık dergisi 'özgürlüğü' temsil edebilir mi? Bir sermaye grubunun desteğinde yayınlanan herhangi bir dergi, sözgelimi YKY Kitaplık yahut Hece dergileri ne kadar özgürlük derdinde olabilir? Burada anılanların yerine siz başka dergileri de yerleştirebilirsiniz. Yeter ki örtüşsün! Sahi, bir de 'hür'lük diye bir derde sahip olmak istemeyenleri düşünün, her ortamdan memnun...
Kuşkusuz, 'hür'lüğün varlığı her şeyden önce bağlı bulunulan temel hayat standardıyla ilgilidir. Bilinçli bir tercihle somutlaşmış, vahyin öğretisiyle yoğrulmuş bir zihnî yapılanmanın tek ve asıl 'hür'lük olduğu kanaatindeyim ben. Böyle bir zihnin yoğuracağı fikrin hakikî tefekkür olacağı düşüncesindeyim. Bunun dışında bir şık, sözgelimi muhalif oluş, muhafazakâr duruş, herhangi bir dünyevî algıdan kaynaklanan isyankâr yöneliş, 'hür'lük sıfatını alamaz. Daha net söyleyelim, 'hür'lüğün sabitliği muvafıklığın sahihliğiyle ilgili...
Beni bu düşünceleri söylemeye sevk eden bir dergiden bahsetmek istiyorum şimdi. Tasfiye! Bir Anadolu dergisi. Tokat'ta çıkıyor, biliyorsunuz. İşte bu Tasfiye dergisi, hemen her sayıda kimi hayatî konuları gündeme taşıyarak, bunları 'hür tefekkür' nazarından ele alıp sorgulayarak emin bir yolu adımlıyor...
Benden ispat isteyenlere delil olarak Tasfiye'nin 22. sayısını gösterebilirim. Bu nüsha, "Kemalizm ve Edebiyat" başlığını taşıyan bir dosya hâkimiyetinde yayınlanmış. Dosya içeriğinde şu yazılar yer alıyor: Ahmet Örs'ün "Kemalizmin Edebiyata Girişi", Mustafa Başpınar'ın "Kurt Kanunu'ndan Altı Çizilen Satırlar", Çetin Yıldırım'ın "Bir Kemalist Ütopya Olarak Ankara Romanı", Mustafa Kıyak'ın "Kemalist Propaganda Aracı Olarak Sinema", Enes Malikoğlu'nun "Kemalist Edebiyat ve Attila İlhan Fenomeni", Habil Sağlam'ın "The Tempest, Sömürgecilik ve Kemalizm", Asım Öz'ün "Olmuş Bir Olay Olmamış Bir Roman", Sinan Ceran'ın "Yahya Kemal ve Kurucu Kadroyla Kesişen Siyaset", Alaattin Uras'ın "Üretilen Vatandaş ve Kemalizm İlişkisi", Faruk Karaaslan'ın "Kavramların Esareti ve Toplumsal Dönüşüm"...
Ezber bozan bu yazıların her birinden söz etmek isterdim fakat mümkün mü? Bunun yerine birkaç yazıya değinebilir yahut iktibaslar yapabilirim. Ahmet Örs, dosyanın giriş yazısında genel bir çerçeve çizerken şu dikkat çekici cümlelere yer verir: "Anadolu'ya yönelmek batıcı kadrolar için kutsal bir yolculuktur. (...) kıble Anadolu'dur ama bu kıble değerleri dönüştürülerek seküler bir aydınlanma sembolü kılınmak istenir. (...) Kemalistlerin batılılaşıp batı yerine Anadolu'yu tercih etme paradoksları darbeci Ergenekon yapılanması sürecine kadar devam eden bir tutumdur. (...) Törenler için Avrupa'daki faşist yönetimlerden apartılarak oluşturulan düşüncelerini tahkim maksadıyla yazılan şiirlerle nesillerdeki edebiyat algısını baştan ayağa felç ederek onların düşünce melekelerini dumura uğrattılar. (...) Edebiyatın güdümü Türkiye'de halkı güdükleştirmek için elinden geleni yapmıştır."
Mustafa Kıyak "Kemalist Propaganda Aracı Olarak Sinema" başlıklı yazısıyla benim de fazla malumatımın olmadığı bilgileri sunuyor: Bizde sinemacılık diğer pek çok alanda olduğu gibi, ordu tarafından yönlendirilmiştir. Sözgelimi Merkez Ordu Sinema Dairesi (1915), Mudafai Milliye Cemiyeti, Ordu Film Alma Dairesi, Kemal Film (1922) gibi kurumlarla güdümlü bir sinema oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kurumlar vasıtasıyla başta devlet adamlarının teftişleri olmak üzere kimi 'zafer'ler belgesel sinema şekline getirilmiş, böylece 'kitlelerin istenilen yönde hareket ettirilmesi' sağlanmıştır. Bu güdülü yaklaşım sonraki yıllarda da devam etmiş, yurt dışından (Sovyetler Birliği'nden) getirilen kimi yönetmenlere benzeri belgeseller yaptırılmıştır. 1930'lardan sonra Muhsin Ertuğrul, cumhuriyet ideolojisinin ve batılılaşmacı yaklaşımın 'sivil-sanatçı ayağı' olmuştur. Resmî sinema 1948'den başlayıp 1970'lere kadar büyük atılım yapmıştır. Günümüzde de bu yaklaşım 'halkın değerlerini küçümseyen, İslami değerlere hakaret etmeyi çağdaşlaşmanın öncülü olarak düşünen anlayış' şeklinde varlığını sürdürmektedir.
"Kemalist Edebiyat ve Attila İlhan Fenomeni" başlıklı yazısında Enes Malikoğlu şu cümlelere yer verir: "Kemalizm yapay bir ideoloji, bir devşirme düşünce sistemi olduğu için ortaya çıkardığı meyveler de hormonlu ve bozuk olmuştur. Bilim adamları mukallit, müzisyenleri özendili, sanatçıları ise zevksiz ve propagandist bir yapıda türemişlerdir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılmış ısmarlama eserlere bakarsanız anında sanattan soğumanız işten değildir. Tuğla kalınlığında oluşturulmuş 'Atatürk Şiirleri Antolojileri'nde gerçekten şiir niteliği taşıyan iki-üç şiir zor bulunur."
Bu kadarla yetineceğim...
Son olarak birkaç hususu da eklemek istiyorum: Tasfiye'nin "Kemalizm ve Edebiyat" dosyası iyi bir başlangıç... Fakat yeterli sayılmamalı... Umarım bu dergimizin açtığı yoldan gidilir ve hâlâ tahakkümünü sürdürmeye çalışan 'yapı'nın bütününe yönelik yargılamalar sürdürülür...
Şu halde, hemen şimdi, ilk hamleyi yapalım, derginin bu nüshasını temin edip okuyalım...
Tasfiye'ye abone olmak için: Posta Çeki Hesap No: 536 06 96 (Ahmet Örs adına) www.tasfiyedergisi.com - tasfiyedergisi@gmail.com Tel: 505 259 07 15
Cevat Akkanat: P. K. 205, Ulucami, BURSA


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



