Gerçek Hayat dergisinin son sayısında derginin yayın danışmanı Suavi Kemal Yazgıç önemli bir söyleşiye imza atmış ve son yılların tarih alanında gözde isimlerinden Erhan Afyoncu ile konuşmuş.
Afyoncu, enerjisi ve bilgisi ile adını sıkça duyduğumuz bir isim. Televizyon programından gazete yazılarına kadar kitle iletişim araçlarında görünüyor. Bu görünme hadi diyelim "popülerlik" aslında onun aleyhine işlemesi gereken bir husus. Zira, neredeyse herkesin tarih konusunda uzman olduğu bir ülkede böyle sıkça görünür olmak ister istemez bazı yanlışların belki yanlış anlaşılmaların da kaynağı olabilir. Asıl ve tehlikeli olanı ise, "popüler" vasıtaları kullanan herkesin bir şekilde aslında "hiç dikkate alınmayacak denli ciddiyetten uzak" bir halinin olduğunun düşünülmesi.
Peki Afyoncu bunca tehlikeden nasıl emin olarak mesleğini devam ettiriyor?
Bunun sırlarından birisi, akademik bir unvanı olmasına ve üniversitede kendini kabul ettirmesine rağmen bunu hiç telaffuz etmemesi. Tabiatıyla şayet bir şöhret peşinde koşsaydı, belki adından daha uzun olan akademik unvanını gözlerimizin içine pekala sokardı.
Söyleşide, popüler tarihçiler konusunda şunları dile getiriyor Afyoncu: "Türkiye'de popüler tarih yazanların çoğu tarihçi değildir. Kontrol etmek mümkün değil ama var olabilmek için çok iyi olmak zorundasınız. Hele hele internet çağında bu hiç mümkün değil. Cilalar eninde sonunda dökülüyor. Gerçek yüzler zamanla ortaya çıkıyor. İyi olan da yaşıyor." Buradaki her cümleyi bütün bir ilim, kültür ve sanat hayatımıza uygulayabiliriz. Ancak münhasıran tarih de zaten böyle bir alan. Enver Ziya Karal, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Halil İnalcık, İlber Ortaylı ve Kemal Karpat büyük tarihçilerimize baktığımız zaman Afyoncu'nun ne demek istediğini daha iyi anlıyoruz.
İyiler sonunda mutlaka emeklerinin, mesailerinin, ömürlerinin, gayretlerinin ve bu uğurda yorulan gözlerinin ve kalplerinin karşılığını fazlasıyla alıyor.
Hocalarına olan saygısını ve onların yorumlarını daima dikkate alarak ciddi çalışmalara imza atan Afyoncu, popüler araçlarda yer almasını nasıl açıklıyor? Ortada bir çelişkinin olduğunu söyleyebilir miyiz? Kendinizi popüler tarihçi mi, akademisyen olarak mı görüyorsunuz, sorusuna verdiği cevap şöyle: "Ben akademisyen bir tarihçiyim. Benim popüler yazılarım ilmimin zekatıdır. Akademik hayattan kopmadım. Haftada bir gün arşive gidiyorum." Afyoncu, meselenin toplumla, milletle olan yönünü de dikkate almış, gerçek kimliğini hiç terk etmeden, millete de yaralı olmanın, hakikati anlatmanın imkanını bulmuştur. En azından zekat verme bilincinde olması ve zekatını fazlasıyla bol vermesi ondaki bilginin derinliğini de haber vermektedir.
Peki onun bu çalışmaları, göz önünde olması, televizyonla, gazeteyle bir şöhrete ulaşması mesai çevresinde nasıl karşılanmıştır? Bu konuda bir kıskançlık gösterilmekte midir? Bu manadaki bir soruya karşılık: "Benim akademik yayınlarım çok kuvvetli olduğu için beni o yönden tenkit etmeleri mümkün olmuyor. Özellikle muhafazakâr kesimlerde bir kıskançlık var. Solda böyle değil mesela bu. Sol sizi kıskansa bile içinden kıskanır. Dışarıda över. Sağda ise kıskançlık görmezlikten gelme, telaffuz etmeme şeklinde gerçekleşiyor. Yakın çevreniz sizi dışarıdan insanların övmesinin yüzde biri kadar övmüyor." diyor.
Afyoncu, bilgisiyle, görgüsüyle, tarihe olan vukûfiyetiyle ilgiden de, kıskançlıktan da fazlasıyla nasibini almış bir isim. Meselenin hem halkla hem de ciddi akademik dünyayla olan iki ayrı yönünü bir dengede götürmeye, öğrendiği bilgiden halkı da mahrum etmemeye çalışan bir akademisyen. Tabiatıyla günden güne temayüz etmesi, sadece işin popülerlik tarafıyla açıklanamaz. Türkçe bilen bir şairin işinin rast gitmesi gibi arşivi arkasına alan bir tarihçinin de sözünün dinlenir olması elbette tabiidir.
Bilgiden mahrum yorum kimseyi ikna edemeyeceği gibi yorumdan mahrum bilgi de ancak raflarda tozlanarak günlerini geçirir. Afyoncu'nun kitapları Yeditepe yayınlarından çıkıyor (Tel. 0212 528 47 53). "Sorularla Osmanlı İmparatorluğu" dizisi 6. cildine ulaştı. Bu dizi, bütün bir Osmanlı tarihini merak ettiği halde, devasa bir kaynağı baştan sona okumayı göze alamayanlar için çok ciddi bir pratik ve doğru okuma imkanı sunuyor. Dizinin asıl okur kitlesi ise, Osmanlı tarihinde halen bir tartışmayla dile getirilen, ele alınan konulara son derece açık ve doyurucu cevaplar veren bu kitaplarla tarih bilgisini ve şuurunu geliştirenler. Dizinin pek çok kitabı, yüksek baskılar yapmasına rağmen yazar bunu bir övünç kaynağı olarak takdim etmiyor.
Ve en önemlisi Afyoncu, kitaplarda ele aldığı konulara doyurucu ve ikna edici cevaplar vermesinin yanında konuyla ilgili son derece geniş bir kaynak eserler listesi vererek kaynakları sadece kendine saklamıyor, tarihin arka odalarına gitmek isteyen okura rehber, kılavuz ve hatta harita sunuyor.
Bu dizinin başarıya ulaşması ve halkımızın bir başvuru kaynağı olarak eserlere müracaat etmesi yapılan çalışmaların doğruluğunu da gösteriyor.
Peki bu altı ciltlik kitaplarda hangi soruların cevabı aranıyor? Moğollar İslâm dünyasına ne (kadar) zarar verdiler? Anadolu ne zaman Türkiye oldu? Osmanlı Beyliği hangi sebeplerden büyüyerek bir imparatorluk haline geldi? İstanbul'un fethi Hıristiyan dünyasında nasıl karşılandı? Osmanlı borçlarını ödeyemeyince ne oldu? Mısır İngilizlerin eline nasıl geçti? Matbaanın gizli kurucusu kimdir? Fatih'in en çekindiği hükümdar kimdi? Fatih kanunnamesinde kardeş katli nasıl kanunlaştı? Osmanlı bürokrasisinde çalışanların kökenleri ne idi? Osmanlı padişahları niçin Hacc'a gitmediler? Dönmeler hakkında yazılan popüler kitaplardaki bilgiler doğru mudur? vb. daha bunun gibi onlarca hatta yüzlerce soru bir konu bütünlüğü oluşturacak şekilde, sadece bir iki soruyla kısıtlamadan- yetkin bir tarihçi tarafından açıklanmakta, yorumlanmaktadır.
Osmanlı tarihi konusunda doğan boşluk ve eksiklik Afyoncu'nun çalışmalarıyla büyük ölçüde giderilmiştir.
Adeta bütün ağrılarımızı dindirecek bir ilaç gibi takdim edilen, sermaye çevrelerinin onsuz bir hayat düşünemediği, her kurulan yeni hükûmetin borç alabilmek için kapısını aşındırdığı IMF'nin Osmanlı'daki adı Düyûn-u Umumiye idi. Osmanlı borçlarının ödenmesi ne zaman bitti? sorusuna cevap veren Afyoncu'nun yazdıkları, tarihin bizim için ne denli bir ibret levhası olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Bu bahiste özetle şunları söylüyor yazar; Osmanlı'nın plansız ve programsız bir şekilde aldığı ve harcadığı dış borçlar, bu devletin siyasi ve iktisadi gelişmesine darbe vurduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuruluş yıllarında ekonomik açıdan sıkıntıya soktu. Borçların tamamının ödenmesi Mart 1984'te bitmiştir. Böylece 1854'te başlayan dış borçlanma macerası 130 yıl sonra kapandı. Ancak bu acı tecrübeye rağmen Osmanlı dönemindeki hataların tekrarlanması sonucu, günümüzde aynı macera devam ediyor.
Bütün bunların üstüne Refah-Yol hükûmetinin niçin yıktırıldığını düşündüğümüzde, Batı'yla olan ilişkilerimizin azıl zemini ve onların memnun olduğu iktidarların gerçek yüzlerini çok daha iyi kavrama imkanına sahip oluruz.
Afyoncu'nun tarihle günümüz arasında bağ kuran bilgisi, görgüsü ve yorumu yeniden içimizdeki tarih şuurunu ve sevgisini artıracaktır.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



