Bir tarihçi tavrıyla geçmiş tasavvurun ortaya konması, esasen yazarın dünya görüşüyle doğrudan alakalıdır, çünkü yazarın geçmişe bakış açısıyla geleceğe ilişkin beklentilerinin tam bir bütünlük göstermesi önemli. Tarihçinin bilim adamı veya edebiyat adamı olması arasında ortaya koydukları eserlerin tarihle bire bir örtüşüp örtüşmemesi açısından fark var.
Tarihin edebi bir tür olarak ele alınması, tarihçinin dili kullanımı ve dünya görüşüyle, hatta hayata bakışıyla da ilgilidir. Bir sanatçının tavrıyla, popüler bir yazar olarak kitaplarından para kazanmayı düşünenlerin yazdıkları arasında elbette pek çok farklılıklar olacaktır. O yüzden de "Tarih, tarihçilere bırakılmayacak kadar önemlidir!" denmiştir.
Toplum mühendisliği açısından ülkenin sorunlarına yaklaşanların tarihi olaylara hiçbir şekilde objektif bir tavırla bakması beklenemez. Bir ideolojinin sözcüleri olarak konuyu ele alanların sanatçı tavrını benimsemesi beklenemediği gibi, tarafsızlığı da benimsemezler.
İdeolojik tarih anlayışı
İlk romanlarımızdan biri olan Namık Kemal'in Cezmi adlı eseri, okuyucusunu 17. yüzyıla götürerek Türk-İran savaşları sırasında yaşamış bir sipahinin macerasını anlatır. Osmanlı Tarihi yazarı olan Namık Kemal'in Selâhaddin Eyyübi, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi tarihî şahsiyetleri ele alan monografileri de tarihten ibret alan yeni kahramanlara özlemini ortaya koyması bakımından önemlidir. Osmanlıcılık ideolojisi böyle bir tarihsel ve toplumsal taban bulurken, bu ülkede tarihe ideolojik yaklaşımın ilk örneğini verir.
Ahmet Mithat Efendi'nin, Dağarcık'taki yazılarından başlayarak son eserlerine kadar yaşadığı günlere de tarih düşüren bir yanı vardır. Jön Türk adlı romanı bunlardan biridir. Ahmet Metin ve Şirzat ise, tarih içinde bir yolculuk gibidir. Süleyman Muslî adlı romanı ise, 13. yüzyıldaki Ortadoğu coğrafyasının yaşadığı acıları ilgi çekici bir macera çevresinde anlatır. Bu romanda, aşk ve fedakârlık duygularıyla Hıristiyanların İslâm dünyasına saldırılarının gerisindeki zihniyet de ortaya konur. Haçlı Seferleri sırasında İstanbul'u işgal eden Latinlerin 50 yıl boyunca şehri nasıl yağmaladığını, Musullu Süleyman'ın maceralarıyla okumanın ayrı bir tadı olduğu muhakkaktır. Ahmet Mithat Efendi, bundan başka piyesleri ve öteki romanlarıyla da tarih ve kültür mirasını sahiplenir, Osmanlı coğrafyasının tarihini de anlatır.
Mizancı Murat Beyin tarihçiliği, sonraki yıllarda Reşat Ekrem Koçu ve Cemal Kutay eliyle sürdürülür. Bunlar da zaman zaman tarihi konuları popüler bir dille ele alırlar. Cumhuriyet döneminde resmî tarih görüşüyle romanlar yazan Yakup Kadri, Reşat Nuri ve Halide Edip üçlüsünün yakın tarih konusunda gerçekleri nasıl çarpıttıkları, İstiklâl Savaşı'ndaki "sarıklı mücahitleri" düşmanla işbirlikçilere dönüştürmeye çalıştıkları açıkça ortada.
Bunların karşısında, resmî ideolojiye bağlı tarihçiliği ilk kez eleştiren Necip Fazıl çizgisinde görüşler geliştiren Mustafa Müftüoğlu ve Kadir Mısıroğlu'nun uzun süre gerçek bir tarih arayışı içinde oldukları görüldü. Necip Fazıl'ın Namık Kemal monografisiyle girdiği tarih araştırması, yalnız bu şahsiyetle sınırlı kalmayan meraklara yol açtı ve onun çağdaşları arasında farklı bazı tarihi tezler geliştirmesine imkân verdi. Osmanlı'nın kuruluşu, gelişip duraklaması ile Tanzimat'tan sonraki gelişmeleri, özellikle de Sultan İkinci Abdülhamit ve Sultan Vahidüddin ile ilgili monografi kitapları çok farklı bir tarih anlayışı ortaya koydu. Bunlarla Necip Fazıl Osmanlı Sultanlarına bakış ve yaklaşımları etkilediği gibi, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar ve Son Devrin Din Mazlumları gibi eserleriyle de büyük ilgi uyandırdı, her kesimden insanın tarihe bakışta resmî ideolojiden kurtulmasına yol açmış oldu.
Necip Fazıl'la onun tezlerini benimseyen yazarlara paralel olarak, iki büyük romancımızın tavrı gerçekten dikkate değer: Roman dünyaları içinde farklı tarih anlayışlarıyla eser veren Tarık Buğra ile Kemal Tahir, tarihi roman konusu yapan yazarlardandır. Yakın tarihle Osmanlı üzerinde kafa yoran Tarık Buğra ile Kemal Tahir'in kaynakları farklı. İlki Necip Fazıl'ın teziyle halkın gönlündeki kahramanları öne çıkarırken, ikincisi İdris Küçükömer ve Mustafa Akdağ gibi bilim adamlarından destek alarak resmi anlayış dışında eserler verdi.
Öte yandan, Marmara Kıraathanesi'ndeki sohbetleriyle meraklılarının zihninde büyük iz bırakan Ziya Nur Aksun'un Osmanlı belgelerine dayalı tarih çalışmaları bunlardan büsbütün farklı zeminde gelişti ve etkisi de bizim nesil üzerinde hayli köklü oldu. Çünkü tavrı ideolojik değil, muhabbetli bir sohbetle tarihimizi ele alma çabasıydı. Muhatabına göre, aktüel ve siyasî meselelerle ilgili başlayan sohbet, felsefî ve tasavvufî boyut da kazanırdı. Rahatsızlığından çok sonra yayınlanan Osmanlı Tarihi adlı eseri de çok büyük alâka gördü.
Tarihçilerimiz ve romancılarımız
Bazı medya grupları nasıl gerçekleri çarpıtıyorsa, tarih boyunca devletler de para ve silah gücüyle bu güç oranında tarihi yeniden yazıyor. Tarih şuuru, elbette belli bir misyonu benimseyen kadrolar tarafından oluşturulur ve gençler de böyle yetiştirilir. Toplum mühendisliği konusunda tarihçilerimiz kadar romancılarımız da sabıkalıdır...
Esasen, toplum mühendisliğine girişen herkes, geçmişi yeniden kurmak konusunda birbiriyle yarışmaktadır. O yüzden de tarih dendiği zaman ideolojik bakışın, dünya görüşünün araya girmemesi mümkün değil. Sadece bugün değil, bütün tarih boyunca güçlüler tarihi keyiflerine göre yazdılar. Mesela Ortadoğu'daki despotların yazdırdığı tabletlerin hiç birinde Hz. İbrahim ve Hz. Musa'dan söz edilmez. Tabletlere göre böyle şahsiyetler ve tabii öteki peygamberler dünyaya gelmemiş, tevhit tebliğ edilmemiştir. Roma resmî tarihinde de Hz. İsa'dan söz edilmiyor. Demek ki tarih, sahtekârlığa en müsait bir bilim ve sanat dalıdır. İnsanlık kendi kaderini belirlemeye çalışırken tarihî olayları da çarpıtmayı ilke edinmiş gibidir...
Bu alanda yapılacak çalışmalarda bizim için önemli olan şahsiyetlerin tarih görüşleri ele alınmalıdır. Bilimsel çalışmalarla Namık Kemal, Ahmet Mithat, Mizancı Murat, Ziya Gökalap, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Ziya Nur, Kemal Tahir ve İlber Ortaylı gibi şahsiyetlerle popüler tarihçilerin tarih görüşleri tek tek ele alınırsa, bence yararlı olur. Çünkü böyle bir çalışma bu ülkedeki tarih anlayışını ve etkilerini ortaya koyabilir. Necip Fazıl'ın tarih tezlerinin herkesi etkilediği ortada... Bu tespit edilebilir. Orhan Okay Ahmet Mithat'ın, Birol Emil de Mizancı Murat'ın tarih görüşlerini özetlediler. Ötekileri de konuların uzmanları araştırmalı veya müstakil çalışmalara konu yapabilmelidir.
1960 sonrasında ilk kez Tarık Buğra, Küçük Ağa'da resmî ideoloji gözlüğünü bırakarak olayları oluş tarzı ve kendi mantığı içinde ele almaya çalışır. Farklı tarih görüşüyle dikkati çeken Tarık Buğra, Küçük Ağa adlı romanıyla başladığı sanatçının çağına tanıklığını Firavun İmanı, Yağmuru Beklerken, Dönemeçte eserleriyle sürdürür, kendine özgü bir tarih şuuru ortaya koyar.
Kemal Tahir Esir Şehir dizisiyle yakın tarihin romanını yazarken, Devlet Ana romanı ile Osmanlı tarihine yönelir. Bu iki romancının Osmanlı'yı konu alan romanları, ortaya koydukları tarih tezleri kadar, bize özgü roman dilleriyle de tartışmaya yol açtı. Daha sonra M.N. Sepetçioğlu, Yavuz Bahadıroğlu ve Mehmed Niyazi gibi pek çok yazar tarihten yararlanarak eser verdiler.
Estetik anlayışını metafizik bir temele oturtamayan Attila İlhan'ın romanlarında da sığ bir politik tavır sergilediğini görüyoruz. Rusların Birinci Dünya Savaşı'nda bize saldırdıklarını görmezden gelerek, Gazi ile Lenin arasında hayali dostluklar kuran Attila İlhan'ın romanları, özenti diliyle olduğu kadar tartışmalı mesajlarıyla da gerçeklik duygusu veremez.
Post-modern tavırlarla tarihe ve topluma yaklaşan Orhan Pamuk ile Ahmet Altan gibi yazarların ciddi bir dünya görüşleri ve sorumluluk duyguları olduğu söylenemez; tarih onlar için bir sirk adeta. Elbette romanın gerçekliği ile tarihin gerçekliğinin bire bir örtüşmesini beklememek gerekir. Fakat estetik kaygılar dışında tarihin keyfi şekilde değiştirilmesi makul görülemez.
Elbette "Tarih, tarihçilere bırakılmayacak kadar önemlidir!" sözü haklı, ama yalnız romancılara da bırakılamaz. O yüzden toplumun geçmiş ve gelecek tasavvurları önemlidir. Çünkü toplum mühendisliğine soyunanlar ne tarihçileri rahat bırakır, ne romancıları.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



