Başta altın ve petrol olmak üzere uluslararası emtia piyasalarında yaşanan fiyat hareketleri geleceğe yönelik belirsizlik ve kırılganlığı arttırıyor. Bu durum rekabet koşullarının bozulması yolu ile faaliyet gelirlerinin erimesinde, kredi kalitesinin gerileyerek mali sisteme yönelik güvensizliğin artmasında, özetle söylemek gerekir ise yapısal sorunların oluşması ve ağırlaşmasında belirleyici oluyor. Durum böyle olunca makro ekonomik göstergelere yönelik beklentiler olumsuzlaşıyor, her gelen yılın gideni aratması kaçınılmaz hale geliyor; enflasyon ve işsizliğin birlikte artması ve ekonomilerin daralmaya devam etmesi olasılığı güçleniyor. İnsanlık kendi yarattığı bu kısır döngünün esiri olmaktan kurtulamıyor; yozlaşıyor...
Ortada giderek büyüyen ve geleceği karartan çok ciddi bir sistemik risk var. Bir benzetme yapacak olur isek, düşük şiddetteki bir depreme bile dayanamayacak çürümüş bir bina var ve bugünün yetkilileri durumun böyle olmadığı konusunda geniş kesimleri ikna etmeye çalışıyor, fakat başaramıyor. Söz konusu binanın boşaltılıp yıkılması ve yenisinin yapılması gerektiği biliniyor, ancak bu yönde bir uzlaşının çıkar çatışmaları nedeniyle mümkün olamayacağı kanaati nedeniyle gündeme bile gelemiyor. Gerçekleri geniş kesimlerden gizleyerek onları beklentiler yolu ile yönlendirerek sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmakla yetiniliyor. Kitle iletişim araçları insanlığı bilinçlendirmek için değil onları şuursuzlaştırmak amacı ile etkin bir şekilde kullanılıyor, yine de güven bunalımının dalgalı bir şekilde büyümesi ve kırılganlığın artması önlenemiyor. Başka bir deyişle devletler vatandaşlarından mal ve can sağlığını korumak adına vergi alıyor, ancak günü kurtarmak için yapması gerekenin tam tersini yapıyor, ve geniş kesimlerin bu gerçeği bilmesini istemiyor... Taşıma su ile değirmen döndüreye çalışmanın gelecekte ödenecek maliyeti çığ gibi büyümeye devam ediyor. Hiç bir şey olduğu gibi görünmüyor, sorunlar ağırlaştıkça her şeyin olduğu gibi görüneceği günler yaklaştıkça güven bunalımı derinleşiyor.
Büyüme, enflasyon ve işsizliğe ilişkin verilerde gerçek açığa çıksa sistem hemen çökecek, günü kurtarmak ve çöküşü ötelemek için görüntü farklılaştırılıyor. Geniş kesimlerin canı yanmadığı ve durumu fark etmediği sürece sorunlar görmezden geliniyor. İnsanlar gelirinden çok tüketmeye, hesapsız yatırıma teşvik ediliyor; HalktanAdaletten yana olmak söylemi laftan öteye gidemiyor; çaresizlik büyüdükçe aklın kötüye kullanımı artıyor, yoksulluk sınırının altındaki yoğunlaşma giderek hızlanıyor. Eğer durum böyle olmasa gelişmiş ekonomiler bugünkü kadar çaresiz bir duruma düşer veya Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki kuraklık mevcut düzeylerine gelirmiydi?..
Gelişmiş ekonomiler gelirlerini arttıramıyor, harcamalarını kısamıyor; sadece para basarak görüntüyü farklılaştırmaya çöküşü geciktirmeye çalışıyor. Doğal olarak söz konusu paralara yönelik güven kaybı büyüyor; kalitesiz para miktarındaki artış piyasada tsunamiler yaratıyor ve güvenli liman arayışı yaygınlaşıyor. Başta petrol ve altın olmak üzere emtia fiyatları yükseliyor. Fiyat hadleri zorunlu ihtiyaç maddeleri ve amtialar lehine, diğerleri aleyhine değiştikçe istikrarsızlık potansiyeli artıyor; güven bunalımı derinleşiyor. Güvendiğimiz veya güvenmek zorunda olduğumuz kesimlere kar yağıyor, durumun farkına varanlar başının çaresine bakmak üzere kaçışıyor, kaçışan sayısı arttıkça günü kurtarmak zorlaşıyor...
Buzdağının görünen kısmında başta altın ve petrol olmak üzere emtia yükseliyor; fakat görünmeyen kısmında yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi kazan kaynıyor!.. Hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını bilenlerin sayısı arttıkça akla hayale gelmeyecek gelişmelerin yaşanması kaçınılmazlaşıyor. Başka bir deyişle tarih kendini tekrarlıyor...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



