Cumhurbaşkanı Gül'ün yargılanması kararı yeniden yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalarını gündeme getirdi. Toplum bir anda bu karar çevresinde ikiye ayrıldı... Çünkü, toplumun bir kesiminin tartışmasının temelini de adaletin tecellisi oluşturmuyor. Kendi siyasi ve ideolojik yaklaşımına göre taraf tutuyor. Bu yapılırken Anayasa ve yasalardaki hükümlerde bir kenara rahatlıkla itiliveriyor.
Bildiğim kadarıyla bu memlekette 1924 Anayasasından bu yana Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışında yargılanamayacağı hükmü hiç değişmedi. Değişmedi ama kişisel tarafgirlikler, daha doğrusu siyasi ve ideolojik, hatta bir takım birlikteliklerin sebep olduğu taraflılık sebebiyle kişisel yorumlar devreye girmeye başladı... Yıllardan beri Cumhurbaşkanı'nın seçimini görüşecek TBMM Genel Kurulu'nda 367 şartı kimsenin aklına gelmezken nasıl olup da Gül'ün seçimi öncesi bu konu gündeme gelmiş ve mesele Anayasa Mahkemesi'ne taşınarak buradan da 367 Parlamenterin oturumda hazır bulunması şartı çıkmış ise benzer bir durum şimdi de Gül'ün yargılanması isteğiyle gündeme taşındı.
Belli ki bu ülkede Anayasa ve yasalardaki maddeler kişiden kişiye farklı anlamlar taşıyor ve farklı sonuçlar verebiliyor. O zaman toplumda yargıya güven kalır mı? Bir toplum yargısına güvenini kaybederse neye ve kime güvenecek? Adalet nasıl tecelli edecek, insanlar yargı önünde haklarını nasıl alacaklar?
Birkaç gündür gazete ve televizyonlara yansıyan haberleri takip etmeye çalışıyorum.. Büyük bir çoğunluk Cumhurbaşkanı'nın yargılanamayacağını ısrarla vurguluyor. Bunlar arasında akademisyenlar, siyasiler ve köşe yazarları bulunuyor... Buna karşılık bir başka grup daha var ki Cumhurbaşkanı Gül'ü ille de yargılatmanın peşindeler... Bizim bildiğimiz anayasa hükmünü bu kişilerin bilmemesi mümkün değil. Buna rağmen Gül'ü ille de hakim karşısına çıkarma isteği insanın aklına "Acaba Gül'ü yargılayacak hakim de mi belirlendi" sorusunu getiriyor...
Trilyon davasının 28 Şubat sürecinin zorlaması sonucu ortaya çıktığını yeniden tartışmaya açacak değilim... Hangi parti akla gelirse gelsin bir araştırma ile hepsinin mutlaka bir takım eksikliklerinin bulunabileceğini de yeniden tartışmaya açmayacağım. Çünkü, partilerin il, ilçe ve belde teşkilatlarında alınan görevler gönüllülük esasına dayanır... Özellikle de birçok yerde partilerin muhasebe kayıtlarının sağlıklı bir şekilde tutulması mümkün değildir... Birçok yerde insanlar sadece partinin kapısını açık tutmanın gayreti içinde olurlar... Bu durum iktidar partileri için de muhalefet için de geçerlidir.
Kaldı ki kayıp trilyon davası diye bir dava açılmamış, daha doğrusu açılan bir davaya medya kayıp trilyon adını vermiş o günden bugüne böyle gelmiştir. Dava konusu rakam çünkü trilyon değildir... Ne ise bunlar önemli değil... Söz konusu davanın açılış sahasında yaşanan usulsüzlüklerde ayrı bir konu...
Bunca eksik ve yanlış uygulamanın ardından şimdi bir de Cumhurbaşkanı Gül'ün yargılanması için bir takım zorlamalara girişilmesi ister istemez mahkemelerin bağımsızlığından önce tarafsızlığının sağlanması zorunluluğunu akla getiriyor... Çünkü, tarafsız olamayan, daha doğrusu tarafsız davranması sağlanamayan yargı mensuplarının bağımsız, bir diğer ifade ile dokunulmaz kılınması pek çok adli cinayeti gündeme taşıyacak demektir. Kendisine hiçbir gücün dokunamadığı, hesap soramadığı bir yargı mensubu siyasi ve ideolojik kimliğinin esiri olmuşsa o memlekette farklı bir faşizm gündeme gelmez mi?
Eğer Yasama Organının çıkardığı bir yasayı ne amaçla çıkardığı yargı mensupları için bir anlam ifade etmeyecekse o zaman Yasama Organına gerek kalır mı? Böyle bir durumda hatta Yürütme'ye gerek kalmaz. Yargı tek başına memleketi idare etmeye soyunuyor demektir.
Yargının kendine sahip çıkması, bir takım yanlış kararlarla yıpranmasının önünü açmaması gerekir. Yargının yıpranması ciddi sıkıntılar doğurur... Çünkü, Yasama'nın yıpranması ilk seçimlerde yenilenmesini ve değiştirilmesini gündeme getirir... Yürütme için de aynı durum geçerli. Halbuki Yargı için böyle bir yol yoktur. Yargı mensupları ben yaptım oldu diyemezler. Derlerse bindikleri dalı kesmiş olurlar. Eğer yargı yürürlükteki Anayasa ve yasalar için karar vermeyecekse bu işin sonu kötüye gider... Elbette yargıçların bazı yetkileri vardır ama bu mevcut yasayı iptal ederek yerine kendi yorumunu koyabileceği anlamına gelmez, gelmemeli...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



