Tanpınar, yaşadığı dönemde beklediği ilgiyi görmemiş, hep bu beklentiyle didinip durmuş zavallı bir yazardır. Kendisini en çok şair görmesine karşın, gerçekte çok iyi bir romancı olan Tanpınar, sanatının büyüklüğüne karşın gerçek yaşamında küçük; kıskanç, silik, mıymıntı ve trajik bir tiptir. Şiiri önemsemesine rağmen, büyük romanlara imza atan Tanpınar, altmış yaşında yayınladığı şiir kitabının sessizlikle karşılanmasını anlayamaz. Aynı durum romanları için de geçerlidir. "Hakikat şu ki, ben Türkçe'de yeniyim. Fakat dünyada yeni değilim" diye günlüğüne yazar ama ölümünden otuz-kırk yıl sonra, otuz dile çevrileceğini tahmin edemez. Tabi onun otuzu aşkın dile çevrilmesinde Orhan Pamuk'un Nobel ödülü almasının büyük etkisi vardır. Zira Orhan Pamuk, etkilendiği romancılar arasında Tanpınar ismini zikretmiş, ancak ondan sonra Tanpınar'ın eserleri ilgi görmeye başlanmış ve farklı dillere çevrilmiştir.
Tanpınar, aynı şekilde kendi ülkesinde dahi 1962 yılında vefatından sonra keşfedilmiş ve o günden bugüne eserleri büyük bir ilgi görmüştür. Vefatından sonra tanınmasında ise, öğrencisi Mehmet Kaplan'ın büyük bir emeği vardır. Kaplan, eserlerinin yeni basımını gerçekleştirmiş, şiiri hakkında kitap yazmış, üniversitede akademik çalışmalar yapılmasına ortam hazırlamıştır. Yine Orhan Okay, Zeynep Kerman ve İnci Enginün'ün Tanpınar hakkındaki çalışmalarını burada zikretmek gerekir. Onların Tanpınar çalışmaları şairin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.
Tanpınar'ın son yıllarda büyük bir ilgi görmesi, eserlerinin üst üste baskı yapması Türk düşünce ve edebiyatı açısından oldukça önemlidir. Tanpınar'a gösterilen bu ilginin gösterilmesinde yalnızca Tanpınar'ın yazdıklarının değil, ülkemizdeki sosyo-kültürel şartlarında büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bunu anlamak için edebiyatımızdaki isimler ve dönemler üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Öncelikle Tanpınar'ın Türk edebiyatında karşılığı olabilecek romancılar Kemal Tahir ve Peyami Safa'dır. Çünkü Tanpınar, Kemal Tahir ve Peyami Safa Türkiye'de Doğu-Batı kültür ve medeniyet ayrımını ilk olarak yerli yerine oturtan aydın sanatçılarımızın başında gelir. Bu her üç romancımız da eserlerini Doğu-Batı farklılığı üzerinden yazmışlardır. Burada Tanpınar ve Peyami Safa içe dönük yazar olarak öne çıkarken, Kemal Tahir ise yazdığı tarihi tez romanlarıyla daha çok dışa dönük olarak kendini gösterir. Bu ayrımı özellikle de Tanpınar ve Kemal Tahir'in içe ve dışa dönük olan tarzlarını ilk fark eden kişi hiç kuşkusuz Cemil Meriç'tir. Cemil Meriç, "Ahmet Hamdi Tanpınar iç dünyaya kaçtı mütemadiyen. Hiçbir zaman hiçbir dünya görüşüne bağlanmadı" diye yazar. Burada bir parantez açıp farklı bir tanımda bulunursak, Tanpınar ile Cemil Meriç'i sanat ve kişilik bağlamında karşılaştırmak yerinde olur sanırım. Özellikle Tanpınar'ın Günlükleri ve mektupları ile Cemil Meriç'in jurnal'leri. Zira bu iki şahsiyet aşk ve kadın konusunda başarısız, zavallı ve trajiktirler. Yaşamları ve hülyalarıyla birbirine oldukça benzerler. Paris hülyası, hep tutuklanma korkusu, parasızlık, aşk ve kadın açlığı... Bir diğer benzerlikleri her ikisi de yaşadığı dönemde kadir ve kıymeti bilinmemiş büyük fikir ve sanat adamlarıdır. Değerleri ancak vefatlarından sonra bilinmiştir. Ayrıca her ikisi de eserlerinin büyüklüğü karşısında yaşamları küçük birer zavallıdırlar.
Bu iki büyük sanatçının en trajik tarafı da sanırım Paris hülyalarıdır. Paris'e giderler ama bu kavuşma onlara büyük bir acı verir. Çünkü Tanpınar elli kusur yaşın üzerinde iken Paris'e gider. Uzun sürede kalır hatta bu dönemde birçok Avrupa ülkesini de dolaşır. Ama o fahişeleri, eğlence merkezleri, gençlik duygusuyla bohem takılacağı Paris'in içine giremez. Çünkü hastadır, kan kusuyor, ayaklarında nasır vardır ve bir sürü hastalık... Nereye giderse gitsin yaşlılık ve hastalık peşinden gelir. Hatta mektuplarının birinde "şehir yaşlılığımı yüzüme vuruyor" diye yakınır. Çünkü cinsel açlık çeken Tanpınar, yaşlı geldiği Paris'te güzel kadınlara bakarak iç geçirir onlara ulaşamaz. Hatta bu yaşta Paris'e gelmenin getirdiği ruh halinden şikâyet eder. Hayal ve hülyalarının şehri Paris, geç kalmış bir sevgilidir gözünde. Bazen hayranlık duyar bazen pişmanlık... Cemil Meriç'in trajedisi daha da derindir. O özellikle sevdiği romancı Balzac'ın romanlarından hayran olduğu Paris'e gözlerini kaybettikten sonra gelir. Körlüğünü şeytana benzeten Meriç, "hayallerimin şehri Paris'e gözlerim kör olarak mı gelecektim?"diye yakınır.
Tanpınar ile Kemal Tahir'in ortak noktaları ise, romancı olmalarıdır. Tanpınar ile Kemal Tahir romancılıklarıyla öne çıkarlar ama bu alanda iki farklı noktadan hareket ederler. Zira Tanpınar içe dönük, Kemal Tahir ise dışa dönüktür. Bu iki büyük romancı aynı zamanda Türk sosyo-kültürel hayatının içe ve dışa dönük dönemlerinin sembol isimleridir. 1970'lerde şöhreti yakalayan ve eserleriyle büyük tartışmalara neden olan Kemal Tahir, Asya Tipi Üretim Tarzı fikrinden yola çıkarak 'Devlet Ana'yı yazar ve bu topraklarda Marksizm'in olduğu gibi uygulanamayacağını belirtir. Kemal Tahir'in bunu söylediği dönemde, Türkiye'de ideolojik kamplaşmaların derinlikten ziyade fikirler üzerinden yüzeysel tartışıldığı, daha sonra gençlerin silaha sarılacağı bir döneme tekabül eder. Toplum olarak içkinlikten daha çok dışa dönük bir dönemdir. Bu süreçte elbette Kemal Tahir ilgi görecek, Tanpınar ise sırasını bekleyecektir. 12 Eylül'den sonra sindirilen toplum, Cemil Meriç'in deyişiyle "hiçbir zaman hiç bir fikre bağlanmayan" Tanpınar'ı keşfedecektir. Öyle sanıyorum ki, Tanpınar'ın eserlerinin en çok basıldığı dönem seksen sonrasıdır.
Son yıllardaki Tanpınar ilgisi ise küreselleşmenin getirdiği bir durumdur. Kürselleşen dünyada modernizmin açmazlarından yalnızlaşan ve yabancılaşan insan, kendine dönme gereği hissetmektedir. Toplum olarak geleneğe dönüşümüz içsel bir süreçtir. Aynı şekilde birey olarak da bir içe dönüş söz konusudur. Toplum olarak içe dönüşümüzün bir diğer belirtisi tarih kitaplarının ve Osmanlı'nın yeniden keşfi, tasavvufi dini kitapların ilgi görmesidir. Birey olarak içe dönüşümüzü ise Tanpınar'ın eserlerine olan ilgiyle ölçebiliriz. Yine bir yandan küreselleşen ve modernleşen Türkiye'de şehirler büyük değişim geçirmekte, sancılar yaşamaktadır. Şehirlerimizin yaşadığı bu sancılı süreç bile başlı başına bir Tanpınar ilgisi doğurmuştur. Zira Tanpınar, özellikle kült eseri "Beş Şehir" ile bu alanda çalışanlara büyük bir çığır açmış, şehir konusunu kültür ve medeniyet ekseninde okumuş ve yol göstermiştir. Onun "Beş Şehir" kitabı değişim ve sancı yaşayan şehir tarihçilerine ilham olmuş ve "Beş Şehir" ışığında yeni şehir kitaplarının yazılmasına vesile olmuştur.
Tanpınar sahnenin dışında kaldığı için içe inebilmiştir. Sahnenin içinde olsaydı, ancak dışa dönük eserler yazardı. O her şeyi içinde yaşadı ve içe dönük yazdı. Bunun farkında olan Tanpınar, günlüklerinde Yazık kendi kendimin peşinden gidiyorum diye yazıklanır. Onun yazdığı romanlar, şiirler ve şehirler dahi içsel şehirlerdir. Örneğin şehirleri yalnızca fiziki olarak anlatmaz metafizik yönüyle, estetik bir duyarlılıkla anlatır.
Tanpınar'ın içselliğinin, sanatçılığının ve büyüklüğünün farkında olan Cemil Meriç onunla tanışmak ister. Cemil Meriç, Tanpınar'ı yakından tanıyan ve kumar arkadaşları olan İhsan Kongar ve Avni Yakalıoğlu'na Tanpınar'la tanışmak istediğini söyler ama aldığı cevap küçültücüdür. Bunu Cemil Meriç şöyle anlatıyor: "Yok canım salağın biridir, sersem bir adamdır, sen sevmezsin, rahatsız eder seni" dediler. Ahmet Hamdi çağdaşları için kötü kumar oynayan, kötü rakı içen, sıkıntılı bir adamdı. Ahmet Hamdi'nin şahsında sadece bu taraflarını görüyorlardı. Hiçbiri Ahmet Hamdi'den tek satır okumamıştı. Ve Ahmet Hamdi hakkında verdikleri hüküm buydu. Sıkıcı bir adam bir şey bilmez... Mahiyet itibariyle yalnızdı başkalarından. Ahmet Hamdi kitapla yaşayan, kitap için yaşayan, yani düşünce için yaşayan bir adamdı ve romantikti. Hayalleri vardı. Gerçekleştiremediği hayaller herkesinki gibi. Bunu temin edecek bir yakınlıktan, bir kadının yakınlığından da mahrumdu. Hocalık yaptığı çeşitli yerlerde talebelerini gördüm. Hepsi de sadece yiyen, içen, belli bir elbise giyen, belli bir davranışları olan fizik insanı görmüşlerdi. Hiçbiri Hamdi'nin iç dünyasının derinliğini, ıstırabını anlayamamışlardır." Daha sonra Kemal Tahir ile Tanpınar'ı karşılaştıran Meriç, "Ahmet Hamdi Tanpınar iç dünyaya kaçtı mütemadiyen" diyerek onun bu içselliğinin altını çizer. Ayrıca Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, Mahur Beste, romanlarında ortaya koyduğu karakterler ve sosyal tespitlerin tümü içseldir. Toplum olarak dünün ideolojik/dışa dönük havasından kurtulduğumuz için bugün geleneğe/içe dönük eserleri daha çok seviyor ve okuyoruz. Tanpınar ilgisini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



