Türkiye’nin yurtdışında tanıtılması için hazırlattırılan afişleri gördünüz mü? Ben gördüm ve yine hayal kırıklığına uğradım. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ülkemizin tanıtılması için ayırdığı ve yabancı reklam ajanslarının kullandığı 210 milyon dolarlık devasa bütçenin kötü kullanıldığı kanaatine vardım.
Önce şu soruyu sormak gerekiyor: Bu bütçenin hakkını verecek, adam gibi ülkemizin yurtdışında tanıtılmasını sağlayacak reklam ve tanıtım ajansları ülkemizde yok mu? Reklam sektörünü çok yakından izleyen biri olarak ben olduğunu iddia ediyorum.
İkincisi; hazırlanan reklam afişlerinden hangisi bizi doğru dürüst anlatıyor söyler misiniz Allah aşkına! “Turkey” sözünün başına kollarını açmış bir insan koymakla, ülkemizin hangi özelliklerini ön plana çıkarmış, yabancılara kendimizi nasıl anlatmış oluyoruz? Denizin kenarında duran, arkasında gemiler gözüken, kum ve güneşten başka bir vaadde bulunmayan bu insanların sarışın olmasına ne demeli peki? Türk halkının yüzde kaçı sarışındır ki, ülkemizin tanıtımında sarı saçlı, mavi gözlü insanlar kullanılıyor?
Ben size bunun nereden kaynaklandığını söyleyeyim: Her şeyden önce kendimize güvenmiyoruz, saçma bir aşağılık kompleksi içinde kıvranıp duruyoruz. Başkalarına öykünüyoruz; ne onlara benzeyebiliyoruz, ne de kimliğimizi kaybetmeye başladığımız için kendimiz olabiliyoruz.
Böyle bir garip ruh hali içinde bizi anlatmaları için yabancı reklam ajanslarına kucak dolusu para döküyoruz.
Onların yaptığı anlamsız tanıtımlarla kendimizi başkalarına anlatmaya kalkıyoruz. Hiç kendi kültürel ve tarihi değerlerimizden, sanatımızdan, bizi biz yapan unsurlarımızdan söz etmiyoruz!
Bunu yapmayınca da ortaya işte böyle hilkat garibesi tanıtım afişleri, ülkemizle uzaktan yakından ilgisi olmayan bakış açıları çıkıyor.
Oysa Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, kabinede entelektüel yanı en kuvvetli bakanların başında geliyor, üstelik kültürel ve tarihi değerlere duyarlı olduğu da biliniyor. Peki nasıl oluyor da, ülkemizi sarı saçlı, mavi gözlü insanlarla, deniz ve kum saçmalığıyla tanıtmaya soyunuyor? Sayın Bakanın bu konuda kamuoyuna bir açıklama borcunun olduğunu düşünüyorum; çünkü tanıtıma ayrılan 210 milyon dolarlık bütçe bu fakir halkın cebinden çıkıyor. Kimsenin bu parayı sonuç alınmayacak işlerde kullanmaya hakkı olmasa gerek…
Peki “nasıl yapmalı?” denilecek olursa, geçen yıl yine bu köşede Türkiye’nin tanıtımı ile ilgili olarak vurguladığım hususları tekrar dikkatlerinize sunmak istiyorum;
“Türkiye’nin tanıtım konusundaki en büyük sorununu “kendisini doğru tarif edememesi” olarak görüyorum. Türkiye olduğu gibi görünmüyor; aslında olmadığı bir imaj için zorluyor. Böyle olunca da bu zorlama imaj ülkemizin üzerinde sırıtıyor, Türkiye’yi yansıtmıyor. Öncelikle Türkiye’nin kendisini doğru tarif etmesi, doğru “konumlandırması” gerekiyor. Türkiye’nin doğru konumunun bileşenleri; tarihi birikimi, kültürel değerleri, insanî vasıfları, kısaca bizi biz yapan, bize ait olan değerlerimizdir.
Türkiye tanıtım stratejisini kendi değerleri üzerine kurmalıdır. Türkiye kendisini başka bir imaj içine sokmaya çalışmak yerine kendisi gibi davranmalı, normalleşmelidir. Türkiye’nin tanıtım stratejileri yeni baştan dizayn edilmeli, ülkemizi, insanımızı doğru anlatan mesajlar verilmelidir. Tanıtım stratejisinde Türkiye’nin tarihi birikiminden aldığı güçle sahip olduğu küresel vizyon ve jeostratejik önemi vurgulanmalıdır…”
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı, ülkemizin tanıtımı konusunu yeniden düşünmeye ve değerlerimize sahip çıkmaya çağırıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



