Devlet yönetiminin hiçbir kişinin, ailenin, grubun, ideolojinin, servetin ve korkunun tekeline bırakılmadan; sadece milletin egemenliğe etkin bir biçimde katılmasını sağlayan anlayışa "cumhuriyet" denilmektedir. Atatürk, cumhuriyetçiliği, yalnız padişahlık ve veraset yöntemlerinin reddi olarak değil; aynı zamanda demokrasi kavramı ile milletin değerleriyle birlikte katılmasını düşünmüş; tam demokratik bir yönetim, tam bağımsız bir devlet anlayışını benimsemiştir.
Bu bağlamda cumhuriyet, tam bağımsızlık demektir. Ancak siyasal, ekonomik, askeri ve bilimsel yönlerden ayrı ayrı olarak bağımsızlığımızı kazandığımız zaman tam bağımsız olabiliriz. Borca ve tüketime dayalı ekonomik bir yapıya sahip bir ülkeye tam bağımsız bir ülke denebilir mi? Bilimde ve teknolojide, eğitimde, yüksek teknolojide kendi markasını oluşturamayan bir ülkeye bağımsız bir ülke denebilir mi? Ordusunun silah ve mühimmatını başkalarına muhtaç olmadan kendi başına üretemeyen bir ülkeye tam bağımsız ülke denebilir mi? Kısaca kendi sanayisini kuramamış, ülkeyi, savunma sistemleri gibi en stratejik konularda bile dışa bağımlı hale getirmiş bir yönetim bağımsızlık hedefinin neresindedir? Bunu düşünmek de en az yapmak kadar önemli bir görevdir. Çünkü müstemleke tipi ülkelerde köle karakterli insanlar artık düşünme melekelerini kaybetmeye başlamışlardır. Fiilen uygulanan yönetim, müstemlekelerde uygulanmakta olan yöntemdir. Bugün basit bir televizyon kumandasını almak istediğimizde bile bakıyoruz yüzlerce yabancı marka var. Bugün çatısında uydu cihazı olmayan bir ev yok artık. Bakıyoruz basit uydu cihazları, elektronik malzemeler büyük oranda ithal mallardan oluşuyor. Bu nasıl bir bağımsızlık anlayışıdır, anlamak çok zor.
Cumhuriyetimizin 86. yılında hayatın her alanında birtakım rahatsızlıklar halen varsa, hâlâ ülkemizde adına demokratik açılım denilen çalışmalar devam ediyorsa, bir güven bunalımının da devam ettiğini hep beraber görmekteyiz. Zıvanadan çıkmış bir şekilde açılımdan açılıma koşan ülkemizde hâlâ darbe senaryoları yazılıyorsa, hâlâ darbe günlükleri okunup milletin egemenliği rafa kaldırılıyorsa tam bağımsız olduğumuz söylenebilir mi?
86 yıl geçtiği halde hâlâ ileri teknolojiyi yakalayamadığımız açıkça görülmektedir. Birçok sistem denendiği halde eğimde bir başarıyı yakalayamadığımız açıkça görülmektedir. Eğitimin sorunları bitmediği gibi artarak devam etmektedir. Binlerce öğrencinin sıfır çektiği bir eğitim sistemi, şiddet ve ahlaki çöküntüyü önleyemeyen bir sistemi sanki başarılıymış gibi halen ısrarla uygulanmaktadırlar. Avrupa'nın, Asya'nın bizden çok küçük ülkeleri bile teknolojide, ekonomide, insan haklarında, özgürlüklerde, bilimde bizi geçip ileri teknolojiyi yakaladıkları görülmektedir. Birçok modeli denediğimiz halde en temel meselelerde hala başarıyı yakalayamadık. Böyle bir ülkeye tam bağımsız bir ülke denebilir mi?
"Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu" söyleyen Atatürk sanırım böyle bir ülke istemezdi. Atatürk cehaletin yenilmesini ve çağdaş uygarlık seviyesine çıkmayı en önemli hedef olarak ülkemizin önüne koymuştu. Oysa bugün bu hedeflerden çok uzak bir yerde durmaktayız. Eğitimin ve bilginin geçer akçe olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu altın çağda bilgili ve donanımlı olanlar önde yürüyecek, cehalet bataklığına saplananlar geride kalacaktır. Cumhuriyeti ancak bu yolla tam bağımsız bir cumhuriyet yapabiliriz. Bunun böyle bilinmesi, tercihlerin ve gayretlerin bu doğrultuda olması gerekmektedir.
Ekonomisini IMF'ye, kültürünü UNİCEF'e, iç güvenliğini BM'ye, dış güvenliğini NATO'ya, dış politikasını AB ve ABD'ye havale eden bir ülkeye tam bağımsız bir ülke denebilir mi? Cumhuriyetimizin nihai hedeflerine bunlar yakışıyor mu?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



