"Amerikan rüyası"na yatanların "Tahrir Meydanı"nda yükselen çığlığına kulak kabartmaları bir süreliğine rüyalarının renklendirilmesine yardımcı oldu. Ne var ki, "Wall Street'i işgal et" sloganının patladığı "Zuckoti Meydanı"ndaki utangaç barbarlık, rüya görenlerin kâbusa benzer bir duygu yaşayabileceklerini ihtar etti. Sadece New York'ta değil, Amerika'nın diğer kentlerinde de etkisinin ortaya çıkması, sistemin yoğurduğu insan acısının ne derece derinden seyrettiğini olanca gerçekliğiyle dünya kamuoyuna sergiledi. Buna rağmen, "Amerikan rüyası"na yatanların bu gerçeklere uyanabilmesi pek mümkün olmayabilir. Çünkü dar ufuk ve yoz algılama dünyaları ölçeğinde, bir yoldan elde ettikleri küçük imkanlar, bu türden insanların kendilerini rüyada sanmalarına yetiyor da artıyor hemen. Sıradan bir konferans ya da seminere davet edilmeleri, uyduruk birtakım ünvanlar verilmesi akıllarını ve iç dünyalarını karıştırmaya yetiyor bile.
"Amerikan rüyası"nın ne denli uçuk, o oranda da acımasız, insana karşı olduğunu, aklını ve vicdanını kiraya vermemiş birkaç sanatçının eserine şöyle bir bakılsa, anlaşılabilir. E. Caldwell, Steinbeck, J. Dos Passos, W. Faulkner roman ve hikayelerinde bu rüyanın ne derecede eğreti, ıstırap verici, insan gerçeğini yok edici özellikleriyle anlatırlar. Türkçeye de çevrilen Caldwell'in "Tütün Yolu" ve "Penceredeki Işık"ı okunmadan kırsal kesimdeki Amerikan insanının iç dünyası, yozlaştırılmış ve çarpıtılmış inanç ve ahlâk değerleri, prototip Amerikalı beyazın yobaz, ırkçı ve zorba kişiliği anlaşılamaz.
Hele Steinbeck'in "Bitmeyen Kavgası" ve "Gazap Üzümleri" okunmadan, Amerikalı polisin, "sheriff" kimliği üzerine inşa ettiği tutsak kişiliği, dogmatik insan ve dünya algılaması asla anlaşılamaz, açıklanamaz ve yorumlanamaz. Faulkner, özellikle Teksas bölgesini de içine alan "Güney"in yozluğu, çürümüşlüğü ve çürütücülüğü temelinde, "Kuzey"in aç gözlü ve görgüsüz yağmacılığına karşı Dostoyevskici ilhamla insanın saf kalabilmiş özünün arayış çığlığı olur. Ama sistemin omurgasını oluşturan şeytanî düzeneği sadece ifşa etmekle yetinir gibidir. Thoreau, bir başlangıç adımı olarak "sivil itaatsizlik" hareketine temel oluşturucu düşünceyi sistemin uygulama eksikliğinin giderilmesiyle sınırlandırır.
Bugünlerde Chomsky, Obama odağında eleştirel bir fısıltıda bulunmaktadır. Ancak Bush Amerikasının Obama Amerikasına göre, dışarıda yürüttüğü "mafya" yöntemli operasyonlarda daha insaflı olduğu yönündedir. Yani Amerika yönetimi Obama döneminde dış ülkelerde daha fazla ve daha sık katliamlar, işkenceler, suçlar gerçekleştirmiştir. Ama daha yöntemli, daha gizli ve daha ustalıkla yapılmıştır bütün operasyonları. Sonuçta Chomksy, asıl olanı değil, ayrıntıda kalanı öne çıkartarak tavır almaya çalışıyor.
"Wall Street'i işgal et", "yüzde doksan dokuz" şeklinde sloganlaştırılan ifadeleri düşünce ve dünya görüşü temeline oturtabilmek elbette bir anda gerçekleştirilecek bir şey değildir. Belki de hareketi başlatanlar ve katılanların böyle bir niyet ve amaç içinde olmadıkları kolayca tesbit bile edilebilir. İşsizinden aylağına, finans krizinden mağdur olandan ırk ve cinsiyet ayrımından ıstırap duyana, serüven arayanından herşeye "asabiyet" içinde olana kadar birbirinden farklı ve o oranda da karşıt insanları, grupları, toplulukları ve meslek sahiplerini çekebilir bu hareketler. Neden ve gerekçelerinin farklılığı, çeşitliliği ve karşıtlığı Amerikan sisteminin, daha açıkçası saf kapitalist sistemin insanı ezen, öğüten, zulmü besleyen özelliğini ortadan kaldırmaz. Tahrir Meydanı'nın anlam ve önemini kavramak kadar, Zuckoti Meydanı'nın anlamını tanımlamak da insana, hak ve adalete inanç ve güvenin, saygı ve sadakatin bir gereği olarak algılanmalıdır. "Royal Albert Hall"de konser figüranı mı, Trafalgar Meydanı'nda kraliyet oyunlarına başkaldıran mı olmalı insan?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



