Kader, keder ve aşk; bu üç sözcük hayatımızın üst bilgisini kuvveleştirirken anlam bütünlüğünde hakikat erinci oluşturması açısından hem geniş hem de derin bir kutsal-kutsal dışı fehminde çapraz-katışık dengeli bir bireşim kazandırabilir. Dengeli diyoruz çünkü Hududullah sınırını belirleyicilik temeli koyarken; aşk algısını dünyalık olarak alımlamak sanırım bunu gerektiriyor. İnsanın bu dünyada bir "macera"sı var; sınırlı ve sonlu... Ama tutku bunu ebedîleştirebilir... Hikâye tutku üzerinden hayatın çeşitli çıkmazlarını 'çıkar yol' yapıyor. Yazar hikâyeyi tutkuyla 'anlatıyor'. Toplumsal kökeni temel yapı alarak; nostaljinin arabeskine kaymadan; insan tekinin 'insanlığı için' gerekli malzemeleri yerinde ve zamanında kullanıyor. Bu kullanıma eşsiz 'espri gücü' de katılınca okur bir 'tahkiye şöleni' yaşıyor. Okuduğunuz gerçekte bir metin iken siz okumuyor da dinliyorsunuz veya izliyorsunuz sanki. Tahir Sami Bey benim yahu demeden edemiyorsunuz... Veya Hülya hanım... Oysa arşiv memuru Tahir Sami Bey ve Hülya hanım yazarın yarattığı müstakil iki hikâye kahramanıdır. Gerçi Hülya hanım yan kahraman olmakla birlikte içimizi acıtmada müstakil kahramana dönüşüyor; karşılıksız aşk... Kahraman(lar) 'sahibi'nden çıkmış toplumda siz olmuşsunuzdur.
Kim bu Tahir Sami Bey? Türk edebiyatının usta hikâyecisi Mustafa Kutlu, Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı kitabıyla ölümsüz eserlerine bir yenisini daha ekledi. Mustafa Kutlu, Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatının köşetaşıdır. 2000 yılından sonra Uzun Hikâye kitabıyla başlattığı 'uzun hikâye' anlatımına hiç ara vermeden devam ediyor. Şifahi (rivayet) anlatımı hikâyenin temellendirmesinde kullanan Kutlu; 'eski derin yaşayışları' alıp günümüze getirmesiyle okuyucuda bir 'ahlak anlayışı' yapılandırıyor. Her kitabı hayat anlayışından neşet eden 'terbiye müessesesi' halindedir. Bireyin toplumda 'duruş'unu hem birey gözüyle hem de toplum gözüyle irdeliyor. Bu irdelemenin temel gerekçelerinden biri toplumsal dönüşümdür. Kutlu, bir söyleşisinde sanatı sadece sanat yapmak için yazmanın bir lüzumu olmadığını; insanın savunduğu, söyleyeceği bir fikri olması gerektiğini söylüyordu. Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı'nı bu pencereden bakarak daha doğru okuruz diye düşünüyorum.
Mustafa Kutlu, Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı'nda kendi hikâye poetikasına dair önemli ipuçları veriyor. Poetikasını ortaya koyarken olması gereken sınırlarını, yani bir nevi kırmızıçizgilerini şöyle çiziyor: "Unutmayın ben bir hikâyeciyim. Bende kalan ve benden çıkacak olanlar resmi kayıtlar, belgeler, krokiler falan değildir. Acılar, sevinçler, mücadeleler, inançlar, kavgalar, düşler, kalp kırıklığı, karşılıksız sevdalar, arkadaşlıklar, yalnızlık ve mutluluktur. Bir binanın mimarisi önemlidir, bu doğru; ama o binada yaşananların yanında nedir yani" (sayfa 10) "Sakin, durgun, ama bir o kadar derin denizler de söz konusu edilmeli." (sayfa 33) "Dünyada her şeyin bir hududu var. Onu aşarsa edebiyat edep dairesinden çıkar." (sayfa 100) "Kişinin özel hayatının mahrem köşelerini bilmek isteği biraz da bizim süfli arzularımızın eseridir. Evet, o tarafı var, ama edebiyat esas itibarı ile ulvi olana yönelmeli. Ulvi olanın vücut bulması için süfli olanın zikredilmesi zaruri olsa bile bunun bir ölçüsü vardır. Her ne yaparsak yapalım Hududullah'a bağlı kalmak ilkemiz olmalıdır" (sayfa 101)
Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı kitabından önceki 'uzun hikâye'lerinde, deyim ve atasözlerini bilhassa argoyu çok kullanan Kutlu, bu kitabında bu 'söz sanatları'nı fazla kullanmıyor. Hatta argoyu hiç kullanmamış desek yeridir. Başka özellik olarak; ironi dozajı çok az. Bu yönüyle Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı, ilk 'uzun hikâye' eseri olan Uzun Hikaye kitabına benzemektedir. Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı ile Uzun Hikâye'nin başka bir ortak yönü de, otobiyografik açıdan 'portre' sunması ve fikri yönünün belirgin şekilde 'ağır'lığıdır. Fakat Uzun Hikâye'yi okuyorken, Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı'nı izliyoruz. Gerçekten sinematografik bir hikâyedir Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı. Senaryo tekniğiyle yazılmış.
Kutlu, Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı'nda arşiv memuru Tahir Sami (Tokaç) Bey özelinde toplumsal dönüşümü, kitap tutkusunu, aşkı, acıyı ve kederi kader ortak bağlamında anlatıyor. Tahir Sami Bey'in ortaokul üçüncü sınıftayken yaşadığı karşılıksız aşk... Arşiv memurluğuna başladıktan sonra kendisinin karşılık vermediği bir aşk... Kitap aşkı... Sonra resimden aşk... Bütün bu 'aşklar' zarif, insanı hüzünlendiren, içini acıtan tonda... Kederli bir hikâye. Kitabı okurken bazen yere çalmanız kaçınılmaz oluyor. Ben her iyi kitabı (beni etkileyen) okurken arada bir kitabı elimden fırlatır bir sigara yakar içerim. Yine öyle oldu.
Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı - Mustafa Kutlu (Ağustos 2009 Dergâh Yay.)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



