SU, bulanmayınca durulmaz. Peşimizi bırakmayan kafa karışıklığı, bulanık bir zihin ve allak bullak olmuş iletişim dünyamız, yüz elli yıldan fazladır peşimizi bırakmıyor. Bu sürecin başında bulanıklığın önlenmesine yönelik çabaları gördüğümüz gibi, sonunda da suyun berraklaşması için sahneye çıkıp yeni çözümler sunma çabalarına şahit olduk. Önce Abdulhamid Han, bulanıklığı önlemeye çalışarak yaklaşık kırk yıl kazandırdı devlete. Sonra Erbakan Hoca, suyu berraklaştırmak için yeni çözümler sunarak kırk yıl kazandırdı millete. İnsanlığın hocası olan bu iki mümtaz şahsiyetin ortak bir yönü daha vardı; kendisinden sonra gelecek basiretsiz yöneticilerin beceriksizliklerinden sonra millet lehine son bir imkan oluşturabilmek. Çünkü, "sahte"nin ustaca oynadığı, toplumu ve hatta kendisini inandırdığı "hakikî" rolü, sonunda, ruhlarda büyük bir yıkım yaparak ve enkaz bırakarak kaybolacak ve sıra, yine, "hakikî"nin sahneye çıkıp devleşmiş sorunlarla başa çıkma çabasına gelip dayanacağını bilirler. Bunun için, Abdulhamid Han, Çanakkale'ye tabyalar yaptırarak işgale nasıl engel olduysa, Erbakan Hoca da, fikri tabyalar yaptırarak fikri kuşatmayı aşmayı bilmiştir. Kuşatmayı kuşatmak isteyenlere ise, kendilerinden sonra ağır bedeller ödendiğini ve ödeneceğini bilerek yapılması gereken tek bir görev kaldı: bu fikrin gerçek savunucusu olmak...
Şimdi Hocasız bir dönemdeyiz. Hocasız Milli Görüş, bir nevi halifeler dönemi gibi olacaktır. Bu dönemde, yeni bir beceri ve araç donanımı sağlayana kadar Milli Görüş, sahtelerinin ortadan kalkmasını ve başarının, ödülden yolculuğa dönüştürüleceği yeni bir boyut kazanmasını bekleyecektir. Bu arada şartlar da, onun tek çare olduğunu ispat edecektir. Bu sayede, zihin kısıtlamalarını aşmış, dar düşünce sınırlarını kırmış, bilincini arttırarak kendisine yönelmeye başlayan fevç fevç topluluklara şahit olacağız. Böylece, Milli Görüş'ün, dünya insanlığının kendini yönetmekten aciz kalmasına ve hiçbir hazırlığının olmamasına çözüm sunmanın tek adresi olduğunu yeniden müşahade edeceğiz. Liderliğin bir mevki çabası değil, bir sorumluluk mücadelesi olduğunu anlayanlar, nesne olan insanı, özne yaparak, insanlığı yeniden fethedecek bu yönetim ufku ve disiplini sayesinde, hocasız bir dönem yaşamak zorunda kalsa da, sahip oldukları bu modeli geliştirerek insanlığın hocası olmaya adaydırlar. Hakiki dâva sahiplerinin toplum nazarında olması gereken donanımdan mahrum olmasının son bulacağı bu süreçte, samimi bir arzu, köklü bir niyet ve Allah vergisi bir yetenekle toplumun olumsuz yöne kaydırılmasına da engel olunacaktır. İmkânla yeteneğin zor da olsa bir araya geleceği bu sürecin sonunda, "sahte"nin "hakiki"den donanımlı görünmesi ve göz boyaması da ortadan kaldırılacaktır.
Milli Görüş, suyu berraklaştıracak bir düşünce disiplinidir. Bu noktada 20.yüzyıl, 1969 yılını bizlere yepyeni bir çağın başlangıcı olarak hediye etmiştir. Bu dönemin en önemli özelliği ise, inancın düşünceye, düşüncenin söyleme, söylemin eyleme şuurlu bir şekilde yansımasıdır. Bu yüzden Milli Görüş hocasız kalsa da yaşayacak ve öncü olacaktır. Çünkü, bu dava Erbakan Hoca ile şereflenmemiş, Erbakan Hoca bu dava ile şereflenmiştir. Önemli olan hoca kadar davaya sahiplenip sahiplenememektir. Bu noktada yeni bir şeyler aramaya gerek kalmayacak, sadece iz sürmek yeterli olacaktır.
Suyun durulma vaktidir. Zamanı gelmiş bir fikir kadar güçlü hiçbir şey olmadığını bilelim. İşi doğru yapmaktan, doğru işi yapmaya, karmaşıklığın üstesinden gelmek yerine değişimin üstesinden gelmeye, idare etmek yerine harekete geçirmeye azmedenlerin önünde, dünya bile bir kenara çekilir. İnsanlığı kurban yerine koyanlara karşı dünyanın peşinde koştuğu değişimin sahibi olduğunun şuurunda isen, hocana teşekkür borçlusun. Bu teşekkürün karşılığı ise; onu yeniden anlamaktır. Onu anlamadan, sadece onu anlatarak hiçbir yere varamayacağımızı gördüğümüzde ancak ikinci kırk yılın müjdecisi olabiliriz. Selahattin Eyyübi'yi geçen Baybars gibi...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



