Memleket mazbut!
Hafız Esad döneminde iki taraf için de Türkiye'den Suriye'ye gidip gelmek çok zordu. Masallarımızda, türkülerimizde, tekerlemelerimizde her gün Halep'den bahsederdik. Halep rüyalarımıza girerdi ama kırk kilometre yanımızda yaşayan hısım-akrabalarımızı ancak Kurban ve Ramazan bayramlarında görür kucaklaşır birbirimizle gözyaşları içinde haberleşirdik. Geçen sene ölenlerimiz için ağlar ve hatimler indirir, yeni doğan torunlarımız için de birlikte sevinir ve hedik dökerdik.
Suriye'ye, Babul Hava'da, Muhaberatın sorgulamasından geçmeden girdiğimi hatırlamıyorum.
Halep çarşılarında ve kavşaklarda silahlı siviller görürdük. Kolundan tutup götürdükleri gençler kaybolur, bir daha evine dönemezdi. Oğlunu aramak için polis merkezine başvuran yakını, eğer nasipliyse ağız-burun kan-revan içinde kalana kadar dayak yer ve evine döner, maazallah itiraz eder, direnir, ısrar ederse O da kayıplara karışırdı.
Her yıl Halep'in geniş bir meydanında, Abdulhamit Han'ın yaptırdığı Babulfaraş saat kulesinin altında İhvan'dan birkaç genç, rejim muhaliflerini yıldırmak için halkın gözü önünde idam edilirdi.
Halep'te çok kültürlü-mültikültürel sosyal yapı barış içinde bir arada yaşarken Rifat Esad'ın yönettiği Arap milliyetçisi Baas rejimi sade vatandaşları canından bezdirirdi.
Sorduğumuzda Halepliler seslerini kısarak ve Hafız Esad ve kardeşi Rifad'ın adını anmadan:
" Ulek, Vallahulazim memleket mazbut lakin Baasçılar Buşt!" derlerdi.
Arapçada P harfi yoktu. İskenderun gençleri de bu vurguyu değişik versiyonlarda kullanır ve gülüşürlerdi.
İşte bildiğiniz gibi Suriye mazbut bir memleket, diyasporası da böyle.
Suriye, bir Ortadoğu ülkesi ama günümüzde dünya siyaset merkezi olmaya devam ediyor. Neredeyse bütün büyük şehirlerinde mültikültürel sosyal yapı gözleniyor. Etnik zenginlik ve kültürel açıdan renkli yapı iç barışın güvencesi olabiliyor Suriye'de.
Tarih boyunca Suriye, Mısır Firavunlarının, Etilerin, Kölemenlerin veya Osmanlı'nın bir vilayetidir.
Taberi Tarihi'ne göre 638 'de bölgeye gelen sahabe orduları komutanı Ubeyd ibni Cerrah, Arap göremiyor. Müslüman Turanilerin obalarıyla Bizans bakiyesi Hırıstıyan Rum topluluklarıyla karşılaşıyor.
Birinci cihan savaşından sonra Şam aydınları İstanbul'dan kopmak istemiyor ve çok direniyorlar. Kardeş halkların çaresiz bakışları altında içerdeki işbirlikçilerin onayıyla Fransızlar hudutları çiziyor, İngilizler de mayınları döşeyince, yakın akrabalar birbirlerine ayrı düşüyorlar.
Ancak 1944 yılında ilk defa bir Suriye Devleti ortaya çıkıyor. Çevresindeki bütün ülkeler gibi, sınırları Avrupalı sömürgeciler tarafından çiziliyor. Yönetime kullanışlı işbirlikçiler getirilip, ikili anlaşmalar yapılıyor.
Dünya İslam Birliği'nin son paradigması olan koca Osmanlı'dan on yedi adet kolay sömürülen ve kolay tokatlanabilen devletçikler icat ediliyor.
Suriye üzerinde çizdiğimiz tarihi ufuk turu buraya kadar olsun...
Suriyede başlangıçta erken uyanan darbe yapardı. Altı ayda bir ihtilal olur, hükümet değişirdi.
Haşa min huzur: Dinsizin hakkından imansız gelir demişler.
1969 Şubat'ında bir hava generali olan Hafız Esad daha kanlı bir darbeyle ülkeye el koydu. Kısa zamanda Hasan Sabbah'ta gördüğümüz şii-batıni terör metoduyla muhaliflerini kısa zamanda imha etti. Arkasından bir şii azınlık diktatoryası kurdu. Silahlı kuvvetleri takatinin üstünde güçlendirdi. Mişel Eflak, el üstünde tutulurken Şam'da İhvan teorisyeni Mervan Hadid şehid edildi, Hama'da yüzyılın katliamı ve Kadirilere karşı hava kuvvetleri eşliğinde saldırı gerçekleşti. Sünni çoğunluğun zulme ve baskılara karşı münferit direnişleri akıllara durgunluk verecek kadar kanlı bastırıldı.
Bütün şirketler devletleştirildi. Antiemperyalist İslami uyanışlar kaynağında boğuldu. Hafız Esad, varlığını komşu ülkelerle gerilim ve İsrail tehdidine borçlu olarak sürdürebildi. Ermeni ASALA ve PKK kamplarına izin verdi, hatta Öcalan, Muhaberatın güvenliği altına alındı.
Ancak gün oldu devran döndü. Lehulhamd, o günler gerilerde kaldı. Beşşar Esad gibi bizlerin de takdir ettiği, barış taraftarı bir devlet başkanıyla Suriye daha aydınlık ufuklara doğru açılıyor.
Halep Üniversitesi'nde açılan Türk Dili Ve Edebiyatı bölümüne büyük rağbet başladı. Biz Arap kardeşlerimizi seviyoruz ve Arap milletinin de bizi sevdiğine şahit oluyoruz.
Seyahatlerimiz karşılıklı gece-gündüz güvenlik içinde yaşanıyor. Antakya çarşıları Pazar günleri bile Halepli ziyaretçilerle şenleniyor. Suriyeli kardeşlerimiz bizi daha çok özlemişler. İskenderun sahillerinde denize karşı toplu fotoğraflar çektiriyorlar.
Suriye'nin kendine yeten petrolü var. Fırat üzerinde kurduğu barajlardan geniş bir alanda sulu tarım yapıyor. Kişi başına gayrisafi milli geliri Türkiye'den daha yüksek. Yirmi milyon nüfusunun yüzde doksanı Müslüman. Geriye kalanı da Ermeniler, Latin Ortodokslar, Aramiler, Yunanlılar yani Arapça konuşan Rumlar. Birkaç kabile hariç Suriye halkının büyük çoğunluğu Arab-i Müsta'reb'dir. Yani aslen Arap olmadığı halde güçlü Arap kültürüyle Araplaşan ve kendilerini Arap kabul eden topluluklardır. Yüzde doksan Müslümanlar içinde yeşilin her tonu var. Devlet yönetiminde eğemen olan iki milyon Şii-Alevi-Nusayri, Dörtyüz bin Dürzi, İkiyüzbin Şii-İsmaili mavcut. Geriye kalan takriben onbeş milyon büyük çoğunluk, Sünnidir ve ekseriyeti de Şafi'dir. Halep Kürtleri ile Bayır-Bucak Türkmenleri ise Hanifi'dir. Çoğunun da yönü Türkiye'ye dönüktür. Yani ülkemize ve halkımıza karşı muhabbet ve özlem içindedirler. Türkiye de ortak düşman İsrail'e karşı sonuna kadar Suriyeli kardeşlerinin yanında olacaktır.
Arapça dil olarak harikulade zengin bir lisan.
Yani biz de Türkiye için, Halepli Arap gibi diyebiliriz "Vallahil azim Memleket Mazbut, velakin...."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



