"Değer duygusu" dediğimiz zaman öncelikle mânevî olgular akla gelmektedir. Mânevî olgular da insanın bireyleşmesinde en önemli faktörlerdir. Bireyi ve bireyleri ayakta tutan temel unsurlar dinî, ahlâkî ve sanatsal değerler şeklinde sınıflandırıldığında, müminin kişisel hayatında ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde bu değerlerin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır.
Vicdan insanda içsel bir olgudur. Bu olgunun varlığı, biyolojik varlığın "insanlaşma"sında önemli bir göstergedir. Vicdan duygusu gelişmiş bir insanın yapacağı eylemler bellidir. Bir insanın vicdan azabı duyabilmesi için hiç kuşkusuz vicdanının olması gerekir. Bu sayede, yanlış yaptığı zaman vicdan azabı duyar. Vicdan duygusu gelişmemiş kimsenin vicdan azabı duyması mümkün değildir.
Ahlâk, dinin eylem alanıdır. Dinî öğretilerin yaşanma biçimi, ahlâkı oluşturmaktadır. Başka bir ifade ile inanan insanın yaptığı eylemler, inancının eylemleşmesinden başka bir şey değildir. "Doğru sözlü olunuz" kuramsal ilkesi, ahlâkta eyleme dönüştürülerek anlam kazanır. Bu sebeple, "Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?" (Saf 61 / 2-4) şeklindeki Kur'an ifadesi, insan hayatında hem dinî hem de ahlâkî bir özellik taşımaktadır.
Dinin, ahlâkî boyut kazanması erdemliliği doğururken; bireyin, davranışlarına estetik bir boyut kazandırması, hem dinin hem de ahlâkın istediği bir yaklaşım biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bütün bunlar, insanın "taşıyıcılık" özelliği ile gerçekleşmektedir. Bir baba veya anne en sevdiği varlık olan çocuğuna yardımcı olurken, söz konusu değerleri kazanmasını ister. Hiçbir anne ve baba çocuğunun yanlış yapmasını, yanlış yolda olmasını istemez. Bunun için anne-babalar, çocuklarının yaratanını, örnek alınacak insan olarak peygamberini tanımasını isterler. Çünkü Allah'tan korkmayanlardan korkulacağını bilirler, onların da bilmesini isterler.
Peygamberler, insanlar için örnek alınması gereken örnek şahsiyetlerdir. Bu bağlamda, değerlerin taşıyıcısı bir peygamber olan Hz. Süleyman'ın hayatı, çok ayrıcalıklı bir özelliğe sahiptir.
Hz. Süleyman örneği
Süleyman peygamber, insanlık tarihinde ilginç bir dönemi temsil eder. Onun mesajının, özellikle teknolojinin epeyce geliştiği günümüzde daha iyi anlaşılması mümkündür. Elbette gelecek için de başka mesajlar içermektedir.
Hz. Süleyman bir peygamberdir, peygamberlik görevinin yanı sıra kendine bütün varlıkların hükümranlığı da verilmiştir. "Dünya devleti" ideali onda en yüksek noktasına ulaşmıştır: Bütün varlıkların Hz. Süleyman'ın emrinde oluşu ve onun da Allah'ın iradesine baş eğişi şeklinde tecelli etmiştir.
En geniş anlamda "baş eğdirmek ve baş eğiş" aynı ortamda en ideal noktasına Süleyman peygamberle ulaşmıştır. Hz. Süleyman bu kadar güce, imkâna ve ihtişama rağmen, alnı secdede ve Rabbine hamdetme makamındadır.
En küçük maddî imkâna kavuşup yolunu şaşıranlara; makam ve mevkisini, nefsini tanrılaştıranların kendilerine gelmeleri açısından Hz. Süleyman güzel bir örnektir. Süleyman peygamberin içinde bulunduğu imkânlarla günümüz insanının imkânları mukayese edildiğinde meşhur at sineği akla gelmektedir.
Mâlûm hikâyedir. Günlerden bir gün atıyla yolculuk yapan yolcu, bir ağaç altında hem kendinin hem de atının dinlenmesi için mola verir. At, mola sırasında bulunduğu yere çişini yapar. Çiş birikintisinin üzerine, rüzgâr esintisiyle bir çöp düşer, çöpün üzerine de bir sinek gelip konar. Sinek kendini okyanusta sanır.
Günümüzde bazı insanlar "para, rütbe, makam" vb. bir imkâna kavuştuklarında, kendilerini her şeyin hükümranı olarak görmeye başlıyorlar. Küçük dağları geçtik büyük dağları da ben yarattım demeye kadar götürüyorlar işi... Kendilerine verilen nimetlerin bir sınav aracı olduğunu unutuyorlar, hatta zamanla firavunlaşıyorlar bile...
Peygamberlik gibi yüce bir görevin yanı sıra, kendisine dünya hükümranlığı da verilen Hz. Süleyman'ın dünyasında egemenlik ve alçak gönüllülük iç içedir. Egemenliğin alçak gönüllülükle, alçak gönüllülüğün de egemenlikle yollarının kesiştiği bir dünyadır onun dünyası... Elmayı aromasından ayırarak değil de, elma ile aromayı aynı görerek yaşamanın pratiğidir Hz. Süleyman'ın örnekliği.
İmkânlara sahip olmak başka, onları idare etmek ve doğru istikamette kullanmak daha başkadır. Bunun için sahip olunan imkânların iyi bilinmesi ve doğru okunması gerekir. Eşyaya sadece kendi değerinin verilmesi, onun yüceltilmemesinin pratiğidir Hz. Süleyman'ın örnekliği...
İnsana bahşedilen maddî değerleri, mânevî değerlerle yönetmek ve yönlendirmek gerekir. İnsan var edildiği günden beri çeşitli imkânlarla hep sınanmış ve sınanmaktadır. Şaşırmamak ve şımarmamak açısından güzel bir örnektir Hz. Süleyman'ın hayatı. İbret olmadan ibret alanlara ne mutlu!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



