Önceki gün bazı gazete ve haber portallarında düzenlenen bir tesettür defilesinin batı ajanslarında yer aldığından söz ediyor ve defileden görüntüler sunuluyordu…
Bilmem oldum olası “tesettür defileleri” bana yapıntı bir öykünmecilik gibi gelir…
Ya da bir özentinin dışa vurumu ve tüketim kültürünün kamçılanması…
Daha çok tesettürü sulandırma, modaya dönüştürme çabasıdır tesettür defileleri…
Haydi, “açıklar” yapmış, biz de yapalım, iğretiliği…
Tüketim kültürü ne “açık” tanıyor, ne de “kapalı”… Bir değirmen gibi öğütüyor…
Modernleşme sürecinde kadını biçimlemeye çalışanlarla, tesettür defileleri düzenleyenlerin zihniyetleri arasında hiçbir farkı yok anlaşılan…
Amaç kara kapitalin büyüleyici rüyası… Kadın metalaştırılması…
Kadın giymesini bilmiyormuş cinsinden ona telkin çabaları… Görsel sulandırmada diyebilirsiniz…
Yıllarca bu defilelerin “açık” versiyonu denenmişti, şimdi de su katılmış “kapalı” versiyonu deneniyor.
“Kardeşim sen neden bahsediyorsun! Biz bunu yaparken ne zorluklar çekiyoruz, ne mücadeleler veriyoruz…”
Tesettüre sulandırıp, onu modaya dönüştürmenin hayalleriyle dolup taşanların bahaneleri bunlar…
Bir noktada inanç idealizminin, kara mülkiyete alet edilmesi…
Tesettürün modaya dönüştürülmesi sathiliğidir bu düpedüz…
Kadınlar mı, açığı da kapalısı da otursun yerlerine… Birileri onların ne giyeceğini belirler.
Biz modaya dönüştürülmeye çalışan “tesettür” olgusuna inceleyelim:
Nasıl tercihini “açık” giymekten yana yapan çoğu kadın bilgili, kültürlü değilse, modern ritüellerin kıskacına kapılmışsa, tesettürü tercih etmiş kadınların ekserisi de evrensel öğretinin dinamiklerini tümüyle kavramış sayılmazlar.
Tesettür, bazı çevrelerde tarihsel bir miras olarak korunurken, yani ailevî bir gelenekle neneden toruna, anadan kıza intikal ederken, kimi zaman da kadınların kolay bir örtünme aracı olarak gördükleri için tercih ettikleri bir vasıtadır. Zira yoğun iş ortamında, ev ve çocuk bakımından artmayan zaman dilimlerinde bakılamayan saçlar için en iyi kapatma vazifesi görür örtü. Evrensel öğretinin ana unsurları olan ibadet eylemleriyle hiç ilişkisi olmayan binlerce başörtülü kadın vardır bu yüzden, inancın ilk basamağında duran evrensel yaşantıyı hep erteleyen... Kimi kadınlarda gelenek olarak başlarına taktıkları örtülerle dolaşan, inancın içerdiği özgürlüklere kayıtsız kalan, erkeği ne tarafa giderse o tarafa koşan, pasif, edilgen, erkeğin yanında eklenti gibi duran kadın tipi çok yaygındır ne yazık ki ülkemizde. Tabiî bu tipin oluşumunda erkek dünyası da oldukça yardımcıdır… Çünkü dilsiz, ağızsızdır bu kadınlar… Hâl böyle olunca niye ses çıkarsın erkekler…
Bu tip kadınlar iyice düğümledikleri başörtüleri ile tesettür imajı veren, evde hiç durmadan oradan oraya koşturan, olabildiğine yorulan, eşi tarafından yardım edilmeyen, yaptığı işler hep küçük olarak görülüp takdir edilmeyen gerçekten acınacak, iyi huylu varlıklar... Hele de dışarıda çalışıyorsa eklenen ev işleri ile mümkünü var mıdır, evrensel inancın öngördüğü bir yaşantıyı seçmesine?
Şimdilerde büyük kent merkezlerindeki pazar arayışı, “muhafazakâr giyim mağazaları” açarak tüketim yarışını körüklemeler... Bol çeşit getirilen giysiler, modellerin kısa aralıklarla değişimi, eşarp ve pardösü renklerinin yılın moda renklerine uygunluğu.
Kısaca, tüketim ağına takılan tesettür, modanın peşine düşüp, evrensel kıstas olmaktan, inancın duyarlılığından gittikçe uzaklaşmakta…
O yüzden “tesettür defileleri”ni alabildiğine absürt ve iğreti buluyorum.
Filistin’de Müslümanlar kan ağlıyor, gazetelerde, televizyon ekranlarında ölüm haberleri, taze cesetler…
Ne ki, tüm bu vahşet bizleri etkilemekten oldukça uzak, hiçbir şey ibret olmuyor. Kadını ile erkeği ile mutlaka bir şeyler yapmanın yollarını arayacağımıza, gittikçe daha fazla duyarsızlaşıyoruz. Unutmuşuz gözyaşı medeniyetini…
Dualarımız sadece kendimiz ve yakınlarımızın maddi refahı ile sınırlı. İstemenin, Yaratıcı’dan kendimiz adına bir şeyler istemenin “ar” vermesi gereken günlerdir bu günler…
Geldiğimiz nokta aydınlık değil. Gide gide düz duvarlara çarpıp, nefsin lâbirentlerinde boğuluyoruz birer birer...
Ümit kıpırtıları olsa da onlarda yeterli değil…
Modernleşmenin kıskacı içinde “tesettür defilesiymiş”, şuymuş buymuş diye tükeniyor ve tüketiliyoruz… Oysa direniş gerek…
Ama nasıl bir direniş? Nasıl kurtulacağız modernizmin ve tüketim kültürünün kaosundan?
Modernizm bir engerek gibi kuşatıyor, bir ur gibi içimizi dışımızı…
Giderek pas tutuyor düşüncelerimiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



