Yaratılan her şey ilk haliyle saftır, katışıksızdır. Kaynağından çıkan su, topraktan çıkan bitki, gökten düşen yağmur, doğan her insan, dünyaya ilk adımını atan her canlı varlık saf haliyledir. Bunun içindir ki, İslâm düşüncesinde doğan her çocuk "İslâm fıtratı üzeredir". Bu, düşünce geleneğimizde başlangıcın saflığı, arılığı, duruluğu olarak kabul edilir. Bir çocuk ergin oluncaya kadar, yani kendini bilip anlayıncaya kadar masumdur. Sonrası oluşum dönemidir. Bir düşüncenin oluşumu zaman alır.
Doğada her şey doğasına uygunsa doğaldır. Artık öyle bir çağda ve zamanda yaşıyoruz ki, topraktan biten şeyler de doğal olmaktan çıkmış bulunuyor. Bizim dışımızda doğası içinde oluşanlara önem veriyoruz.
Yeni zamanın hayatında yeni kavramlar türüyor. Yemekte olduğumuz sebze ve meyvelerin artık organik ve inorganik diye nitelendirilenleri var. Doğada doğası gereği oluşanlar ile onun dışındakiler diye tasnif ediyoruz. Bu, yeni zamanın bir oluşu.
İnsan ilk günden itibaren erginlik çağına erdikten sonra sorumluluk üstlenir. Yapıp ettiklerinden sorumlu kabul edilir. Burada deliler, meczuplar gibi kesimler bunun dışında tutulurlar. Bu da doğaldır.
İnsan doğasının dışına çıkabilir. Keskin bir kılıcın üzerindedir hayatı. Keskin kılıcın ağzında doğası gereği yaşayan ve yürüyenler gene yollarını ve doğal olan yaşamlarını sürdürürler. Sürekli olarak da bir çatışmayı yaşarlar. Bu da doğaları gereğidir. Her insan, peygamberler hariç, onlar masundurlar, günah işleme, yanlış yapma, yanılma özelliğine sahip. İslâm fıtratı üzere olanlar, İslâm ile buluştuktan sonra, yaşadıklara zaman içinde sapmaları, yanlışları, günahları olsa bile, zaman içinde asıllarına dönebilirler. Yeniden doğallıklarına erebilirler.
Bir düşüncenin sancısını çeken insanlar var. Bunlar büyük çile sahibidirler. Veliler, şairler, yöneticiler ve sorumluluk sahibi hemen herkes.
Bir milletin İslâm içre olması, sorumluluk ile yaşaması büyük bir erdem. Bu, her insana nasip olmaz. İsteğe ve dileğe de bağlıdır tabiî. Bir milletin içine giren kurtlar kimi zaman, onları güç ve etkilerine göre, kemirirler. Bunu, kimi düşmanlık ile yapar, kimi içinde bulunduğu yanlışın farkında ya da değil bilmeden yapar. Bir fikre, düşünceye düşman olanlar bellidir. İnsan bunlara karşı tedbirlidir ve her zaman için de temkinlidir. Onlardan büyük bir zarar gelmez. Bilmeden, düşünceye bir kastı olmayan, sadece kendilerine kastı olanların her zaman için pişmanlık hakları vardır. Kimseye kurtuluş kapısı kapatılamaz. Bu, her insan için geçerlidir.
İhanet içinde olanlar var. Bunlara münafıklar, yani ikiyüzlüler, yani duruma göre tavır alanlar, yani çıkarı önceleyenler... Bunlar bir toplum için en tehlikeli olanlardır. Çünkü onların nerede, ne zaman ne yapacakları bilinmez. Bunlar durumlarına ve çıkarlarına göre düşünceyi sulandırır, toplumun dengelerini bozarlar. Onlar sadece kendilerini öncelerler. Her toplumun içinde yer bulmaya bakarlar. Günümüz toplumlarında yer edinme bu bakımdan çok kolaydır.
Biz bunları edebiyat ve düşünce dünyasında çok kolay keşfedebiliyoruz. Tabiî ki burada, görme, bilme ve sezme önemlidir.
Bunlar genellikle durumu çok iyi kollarlar. İnsanları çok iyi kullanırlar. Nerede ne yapacaklarını çok iyi bilirler. Kendilerini bu ruh üzerine yetiştirdiklerinden, her duruma, zamana, çevreye ayak uydururlar. Onların için sadece kendileri vardır. Şöhret yollarını iyi geçerler, bir yere varmayı hedeflemişlerse oraya çok kolay varabilirler. Hızlı yükselirler. Tabii ki, sezgi sahibi kimselerin katında, yanında onların yerleri yoktur. Orada sırları çabuk dökülür, asıl yüzleri ortaya çıkarlar. Bunun içindir ki o çevrelerde kolay kolay bulunmazlar.
İslâm düşüncesinde öz üzere olmak önemli. Öz olanın yanında yer almak. Geçmişte veya oluşta bu düşünce kendi kavramlarını oluşturmuştur. Kendisi ancak kendi kavramlarıyla tanımlanabilir. Onun dışındaki her kavram ona yabancı kalır.
Anadolu Müslümanları geçmiş zamandan beri sahih bir yol üzere olmaları onları sürekli olarak güçlü kılmıştır. Burada ne kavimler, ne mezhepler bu ruhu bozmuştur. Modern dünya ile birlikte ruh ve yapı bozulmaya başladı. Bu, daha çok edebiyat üzerinden yapıla geliyor. Kökleri çok eski zamana dayanmıyor. Son yüz yıl içinde kimi hamleler olmuş ise de fazla etkili olamamıştır. Asıl bozulma geçen yüzyılın son çeyreğinden kendini daha çok göstermeye başladı. Bunun elbette birçok nedeni var. Bir düşünce içinde akımlar olabilir. Bunlar tıpkı tasavvuftaki tarikat kolları gibidirler. Onlar, birbirine aykırı düşmedikçe kimi ayrıntılarda farklı düşünebilirler. Bunlara hakları vardır. Mezheplerin doğuşları da benzer bir durum arz eder. Hiçbir Müslüman bir diğer mezhebi aşağılamaz, küçümsemez, dışlamaz. Hatta bundaki kimi inceliklere sevgiyle de yaklaşır.
Yazımıza konu olan asıl şey günümüz için geçerlidir. Hem Müslüman görünmek, hem onların içinde yaşamak, hem de kirli ruhundan olanı bu düşüncenin içine katmak gibi bir hedefi ve düşüncesi var. Bunu bilinçle ve kasıtla yapıyor. Kirli düşüncesini bir düşüncenin aslıymış gibi göstererek o düşünce akımını sulandırmak ve kirletmek asıl görevidir.
Bunlardan korunmak ve sakınmak gerekir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



