Hatırlayacaksınız, Meclis Başkanı M. Ali Şahin yurt dışındayken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yurt dışına çıkması TBMM Başkanvekili Sadık Yakut'u birden bire zirveye taşımıştı. Önce Meclis Başkanlığı, sonra da Cumhurbaşkanlığı gibi iki zirve görev Sadık Yakut'un omuzlarına kalmıştı. Belki birkaç günlük bir zirveydi. Belki de sembolikti. Ama Sadık Yakut vekaleten de olsa bu ülkenin hem Meclis Başkanı hem de Cumhurbaşkanı'ydı.
Üzerinden günler geçmesine rağmen neden mi yeniden ısıtıyoruz bu konuyu? Malum, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı hedef alan suikast planlarına ilişkin süreç bugünlerin en önemli gündemi. Derin endişeler Başkent Ankara'da kol geziyor. At izi it izine karışmış durumda. Kim ne yapıyor, ne yapmaya çalışıyor, neyi amaçlıyor kördüğüm adeta. Hedef olarak önce Bülent Arınç ismi sonra Meclis Başkanı M. Ali Şahin ismi ön plana çıkıyor. Lakin, suikast planlarında hedef alınan isim oldukça fazla olmalı. Zira koruması olmayan birçok isme bugünlerde koruma tahsisi yapılıyor. Aralarında konfederasyon başkanlarının da bulunduğu bazı sivil toplum kuruluşunun genel başkanlarının korunma önlemlerinin artırıldığını duyuyoruz ve biliyoruz.
Sadık Yakut'un vekaleten Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Başkanlığı günlerine gelince. Öğreniyoruz ki, "Ülke sana emanet Sadık Bey" ifadeleriyle manşetlere çıkan Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı Sadık Yakut korumasız bırakılmış. Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı'nın yetki ve sorumluluklarıyla donatılan Sadık Yakut'a koruma tahsisi yapılmadığı gibi, ne evinin önünde, ne de sokağında güvenlik tedbirleri alınmış. Dahası ülkenin emanet edildiği Sadık Bey'e devlet ortalarda görünmeyince dışarıda arkadaşları korumalık yapmış...
Bizce de tuhaf ama burası Türkiye.
"Allah'a emanet ol hocam!"
Türkiye'deki Musevilerin haftalık gazetesi Şalom'da dikkatimizi çeken soft bir yazı...
Soft dediysek magazin ya da paparazzi türünden değil. İçeriğinde analizlerin de yapıldığı soft bir siyasi izlenim yazısı. Lizet Afya kaleme almış yazıyı. Başlık ise, "Erdoğan'ın Meksika açılımı". Zaten bizim de dikkatimizi celbeden bu 'açılım' başlığıydı. Merakımız kamçılanmıştı bir kez. Acaba ne olabilirdi ki Tayyip Bey'in Meksika açılımı?!... Acaba bu neyin açılımıydı?! Okuduk anlayacağınız baştan sona yazıyı.
Sizi de daha fazla merakta koymayalım. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği ABD seyahatinden sonra Meksika'ya geçen Tayyip Bey, Meksikalı yerleşik Yahudiler ile Türkiye'den bu ülkeye göç etmiş Yahudilerle buluşmuş. Bakın nasıl anlatıyor Lizet Afya bu buluşmayı...
"... İçeri girdikleri andan itibaren gerek Başbakan Erdoğan, gerek değerli eşi son derece sıcak, samimi ve doğal tavırlarıyla hepimizin elini sıkıp tek tek ilgilendiler.
Konferansın ardından Büyükelçilik Konutu'nda Meksika Metropoliti Athena Gores, Meksika Hahambaşısı Abraham Palti ve hazanların da bulunduğu gecede ilginç enstantaneler yaşandı, akıcı ve doğal sohbetlere ev sahipliği yapıldı.
Daha önce İstanbul'da nerede yaşadığımızdan, Meksika'da kaç senedir ve hangi görevle bulunduğumuza kadar birçok soru yönelten Erdoğan, Hazan Hayim Viktor Afya ile sohbetinin bir bölümünde elini sıkarak "Allah'a emanet ol hocam" ibaresini de kullandı."
***
"Allah'a emanet ol hocam!"... Evet biz de bu ifadeye taktık. Başbakan'ın Hazan Viktor Afya'ya 'hocam' diyerek onu Allah'a emanet etmesi sanırım 'Meksika Açılımı'nın bir nevi şifresi. Hemen hatırlatalım, hazan bir din adamı. Musevilerin ayinlerini yöneten din adamına 'hazan' deniyor. Başbakan'ın, 'Allah'a emanet ol hocam' dediği hazan bize; 'Ezan, çan ve hazan' söylemini anımsatıyor. 'Ezan, çan ve hazan'da dinlerarası diyalog çalışmalarının sloganlaşan söylemi... Ezanı, çan ve hazanla bir tutmamak gerektiği gibi, hocaları da karıştırmamak gerekmez mi!
Coca Cola'nın Noel Babası...
Hıristiyanların çılgınlıklara varan Noel ve Yılbaşı kutlamalarının sembolü 'Noel Baba' imajı nasıl doğdu? Noel Baba tiplemesi bugünkü ününü nasıl kazandı? Noel Baba'nın elbisesi neden kırmızı-beyaz? Maalesef ülkemizde bile bugünlerde her köşe başında, her vitrinde, her reklamda boy gösteren, gazete sütunlarından ve televizyon ekranlarından fışkıran Noel Baba tiplemesinin serüveni bizi ilginç izlere götürüyor.
Bazı tarihçilere göre Noel Baba'nın elbisesinin rengi başlangıçta bugünkü kırmızı beyaz renklerden çok farklıydı. Fakat bazı tarihçilere göre ise kırmızı beyaz renkler Aziz Nicolas'ın cübbesinin rengiydi ve Noel Baba tiplemesine de piskoposların orijinal cübbe rengi olan kırmızı-beyaz layık görüldü. Anlayacağınız; sevecen, çocuklara hoş gelen ve adeta çocuklaştırılmış Noel Baba bir piskoposu ifade ediyor.
Bu ibretlik ayrıntıdan sonra bir başka izi sürelim şimdi de. Bu izin götüreceği yer de çok şaşırtıcı. Noel Baba imajı, karikatürist Thomas Nast'ın 1863 yılında Harper's Weekly dergisinde yayınlanan çizimlerine dayanır. Fakat popüler Noel Baba imajı, Coca Cola'nın bir reklam kampanyasıyla başlar ve bugünkü ününü Coca Cola ile elde eder. Çizer Haddon Sundblum'un 1931 yılından itibaren Coca Cola şirketi için hazırladığı çizimlerle bugünkü Noel Baba doğar. Coca Cola'nın Noel Babası; koca göbekli, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli ve siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalıydı.
Bir yaz içeceği olan Coca Cola'nın kış aylarında da içilmesi amacıyla başlatılan Noel Baba'lı bu kampanya, çağdaş Noel Baba tiplemesini de oluşturmuş oldu. Bir başka açıdan, Noel Baba, Coca Cola ile birlikte kapitalizmin de hizmetine girmiş oluyordu. Güya bacalardan girerek çocuklara hediye oyuncaklar bırakan Noel Baba, bir bakıma kapitalizmin oyuncağı haline dönüştürülmüştü.
Sır saklamak...
Kurtlar Vadisi ile birlikte "İki kişinin bildiği sır değildir" repliği günlük hayatımıza iyice yerleşti. İşte, Vadi'nin bu repliğine cuk diye oturan tarihi bir anekdot:
Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
Vezir, Yavuz'dan cevap alacağı ümidiyle:
-Evet hünkarım bilirim, dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.
Sözün özü
Bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin de takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir.
Balzac


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




