Hiç şubat gibi durmayan bir mevsimde. Sanki baharı yaşayan. Ilık, güneşli bir havada İzmir yolu. Güzel şubatta, yine de endişenin ayak izleri görülüyordu.
Göller, barajlar tehlike çanları çalıyordu.
Kuraklığın ayak sesleri idi bunlar.
Yağış fazla olmadığı için, karlar alıp başını gittiğinden çekilmişti göllerin suyu.
Baraj duvarları kurumuş.
Derelerin kucakla akan suları hafiflemişti.
Yemyeşil tepelere bakıp, uzaklarda birkaç rüzgârgülünü de selamlayıp, Bursa'yı, Balıkesir'i geçip gidiyoruz.
Yol kenarlarında evler, bahçeler.
Tarlalarında az da olsa köylüler.
Kışa has bitkileri, otları toplamaktalar.
Manisa ilçeleri, son otuz yıldır geçtiğim bu yollarda tek taşlarını değiştirmeden durmaktalar.
Duvarlı avlular içinde ege evleri.
Salaş bağ evleri.
Kırkağaç kavunlarının sergilendiği tezgâhlar.
Memleketin zenginliğinin ölçüldüğü Tire pazarı.
En taze meyveler ve sebzelerin raksı.
Otlar, ebegümeciler, radikalar, kaz ayakları, ısırganlar.
Beyaz tülbentli köylü kadınların küçük tezgâhlarında birkaç şişe el yapımı zeytinyağı, sabun, pekmez.
Ördükleri lifler, dokudukları kilimler, çedikler.
İlle de iğne oyaları.
Meraklısı için bir tutkuya dönüşmüş motifler.
Karanfil oyalar, gül oyalar, şeftali çiçekleri.
Günlük yaşamın iplik ve yemenideki şiiri adeta.
Kekik kokulu kadınların salatalarında.
Öğretmen Selvi, İstanbul' da ne kadar özlüyordu memleketi Tire' yi.
"Misafir bizim oralarda sorun değildir.
Gece yarısı kapımız çalar.
Gelenle seviniriz.
Ama abartmayız.
Allah ne verdiyse.
İki domates doğrarız.
Üzerine halis zeytinyağı gezdirir, bir fiske kekikle çeşniler, biraz keçi peyniri ya da bir çanak zeytinle ikramımızı yaparız.
Siz, İstanbullular gibi saatlerce yemekle uğraşmayız.
Sebzeleri pişirerek öldürmeyiz.
Eğer soframızda varsa hindi bağ ve su teresi, ya da roka, bayram yaparız.
Bir dilim nohut ekmeği ya da çamur peynir olsun, günlerce yemek pişirmem".
Ancak, yaz egesi güzeldir düşüncesi, nereden yerleştiyse zihnime.
Selin öğretmen, İstanbul da kıyamet kopartıyor, "şu şubatta sorsalar nereye gitmek istersin" diye.
"Dünyanın en lüks otelindeki bir tatil olsa da, istemem; derim, bana köyümde geçireceğim birkaç gün verin".
"Maddi durumlar sadece yaz tatilinde gitmeye elvermekte".
"Ah burnumda tütmekte, şubatlı köyüm".
"Ağılın rengi, tire tulumunun kokusu, yeni doğan kuzuların meleşmesi".
Selvi'yi arıyorum, uzak sisler içindeki İzmir'i seyreden, köyündeki bir tepeden.
Haklıymışsın, nefismiş şubatı kekiklerin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



