"Dillerinizin ve renklerinizin farklı olması O'nun ayetlerindendir." (Rum Suresi: 22)
Çocukluğuma gidiyorum. Rahmetli Gazelhan Kazancı Bedih'in dizinin dibinde, okuduğu türküye kulak veriyorum:
"Sallana sallana tu jı veda hati,
aşkın ateşi rinde dilemin şewati,
söz vermiştin bana çıma nehati,
yabancı değiliem pısmame teme."
Orijinali de etle tırnak gibi birbirine geçmiş türkü ilginç gelmişti bana. Türkçe başlayan cümle, yarısından itibaren Kürtçe'ye dönüşüyordu. Yaşam gibi kelam da iç içe geçiyordu türküde.
Marksistinden, liberaline, milliyetçisinden faşistine, laikçisinden jakobenine, Kürt sorunu hakkında konuşmayan kimse kalmadı.
Bu girân dert hakkında belki de en çok söz söylemesi gereken Müslümanlar idi ama pasif kalmayı tercih ettiler veya buna mecbur edildiler. Filistin'den Irak'a, Afganistan'dan Moro'ya yüz binlerce mazlumun 'ah'ına da ortak olmak gibi evrensel bir dini kaygının yanı sıra, içimize çöreklenmiş 40 yıllık sağcılık belasıyla da uğraşmak zorundaydık zira.
Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda Müslüman aydın da bu konuda her söz etmeye kalktığında ya bir taraftan "Kürtçülük"le suçlandı ya da diğer taraftan "dini katmayın bu işe" şeklindeki seküler tepkileri çekti üzerine.
Marksist referanslarla, zerre kadar ideolojik eğitimden geçmemiş kitleleri politize etmek, yukarıda bahsettiğim kültürel kodların üstüne kolay olmuştur denebilir. Ancak bu birlikteliğin ilelebet sürmeyeceğini, ortak bir bedel ödeme birlikteliği olduğunu iyi okumak gerekiyor.
Hâlâ kanın durmadığı açık yarayı, sarıp sarmalamak, merhem sürmek yerine, kaşımaya çalışırsanız, yaranın kangrene dönüşme tehlikesi doğar. Meseleye bir cerrah titizliği ile acıyı hissetmeden ve "ötekileştirmeden" yaklaşmak için Müslüman halklar arasındaki muhabbeti geliştirmek şarttır. Muhabbet, sevginin sıcaklığından doğan bir iletişim biçimidir. 'Muhabbet-diyalog' arttıkça da kardeşlikler artar, dışlamalar azalır.
Kendini merkezi bir konuma koyup üstenci bir bakışla, "şunu verelim, bunu vermeyelim" şeklindeki bir dil ne kadar tehlikeli ise sürekli işi yokuşa sürmeye ayarlı irrasyonel taleplerde bulunmak da o denli tehlikelidir.
Ümmeti Muhammed'in birliğine hayatını adamış bir isim olan Mısırlı Dr. Fehmi Şinnavi, "İslam ümmetinin yetimleri Kürtler" başlıklı kitabında, bugün 4 ülkenin sınırlarına savrulmuş milyonlarca Kürdün "yetim"liğine vurgu yapıyor ve ümmetten, kardeşlikten bahseden İslam dünyasının, tam da kalbinde yaşanan bu zulme sessiz kalmasına kızıyordu.
Tarihin, kadim kronolojisinde belki de söz edilemeyecek kadar kısa bir dönem olan bu "suskun" geçen çeyrek asırda, ne yazık ki 40 binden fazla insan hayatını kaybetti.
Kafkasya'dan veya Balkanlardan göçmemiş, Anadolu'nun yerleşik Sünni Müslüman halkı Kürtlerin, ateist, materyalist, seküler ve ırkçı fraksiyonların sözüne itibar etmesi, tam da Müslümanların bu "suskunluk" dönemine denk geldi. İçi boş, hakkaniyetten uzak bir din kardeşliğinin, ocaklarımıza on binlerce ceset bıraktığına şahit olduk.
Bu topraklar, acının, arabeskin, gazelin, feryadın, figanın, şivanın beslediği kültürel kodlara sahiptir. Dün de böyleydi bugün de böyle. Kürt sorununa teorik çözümler sunmak, bölgeye oryantalist duyarlılıkla yaklaşmak yerine, mayasında İslam olan bir ümmet parçasının derdini dertlenebilmek önemlidir.
Milliyetçilikler çağının başladığı günden beri Türkiye, Suriye, İran ve Irak içinde birçok dış güdümlü iğrenç politikanın nesnesi haline getirilen Müslüman Sünni Kürtler, var oldukları her coğrafyada kâh mezhepleri, kâh etnik kimlikleri yüzünden ne acıdır ki Hz. Muhammed'in muhabbetinden uzak düşen tuzaklara rast geldi.
Kürt sorununa, seküler gözlüklerden bakan tüm tarafların en büyük handikapı, meselenin dini boyutunu ve toplumlar arasındaki zamkın İslam olduğu gerçeğini örtmek! Halbuki, asimilasyon veya tehcir gibi zulümlerin yaşanmamasının en büyük sebebi, İslam ortak paydasıdır!
Dinsel ve etnik farklılıklar yüzünden birçok toplum, bugün Anadolu'da azınlığa düşmüş veya hiç kalmamıştır. Ancak yine günümüzde Ege'den Karadeniz'e, Güneydoğu'dan Akdeniz'e, İç Anadolu'dan Marmara'ya kadar her coğrafyada Kürt, Türk, Arap, Çerkes, Gürcü, Laz ve Pomak gibi halklar iç içe yaşamaktadır. Niye? Din ortak paydası nedeniyle! İnsanlar farklı dinlerden insanlarla kız alıp verme konusunda daha katı tepkiler gösterirken, Müslüman olması nedeniyle kız alıp verirken muhatabının etnisitesini önemsememiştir. Bugün bazılarının alay ettiği "etle tırnak" mevzuunun bam teli de işte budur!
Ancak muhabbeti körelten, karşıdakini ötekileştiren milliyetçi ve sekülarist, dışlayıcı söylemler, bugün Müslüman halkların da içine kurt düşürmüş, onları tedirgin düşüncelere sevk etmiştir maalesef! Türkçe de, Kürtçe de, Farsça da biri olmadığında diğeri fakirleşecek dillerdendir. Ve bütün diller Allah'ın (CC) ayetlerindedir unutmayalım!
Yaşananlar, Müslüman bir toplumun çift yönlü baskıya uğramasıdır ve Batı'dan Doğu'ya buluşmaların olması gerekmektedir. Kan kokusundan uzak şenlik ve inanç turizmi gibi organizasyonlarla hayatları boyunca bölgeye gitmeyen insanların bölgeye çekilmesi lazım. Televizyonlar vasıtasıyla, Afrika ve Avustralya yerlilerinin geleneklerini, dini ayinlerini, düğün törenlerini dahi adeta ezberlerken, terör nedeniyle tepkisel yaklaşılan Doğu'yu kimse "şark hizmeti" ve "askerlik anıları" dışında bilmemektedir.
Medyanın "terör" haberi için değil, kanaat önderleri ile sohbet için, zikirler için, belgeseller için bölgeye gitmesi gerekiyor. Valilikler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları bu noktada, sorunun çözümü için atılan adımlara destek sunacak alternatifler geliştirmelidir.
Yaşadığımız sentetik dönüşümlerden kaynaklanan acılar çekerken, mikro milliyetçilik belasına doğru sürüklendiğimiz felaketine kör kalmayalım. Yaşanan acılar, Müslüman topluluklar arasında tamamen "lal" olunacak bir afazinin habercisi gibidir.
İstiklal harbinde, Kıbrıs'ta, Balkanlar'da, Filistin'de emperyalizmin vahşetine muhatap olmak, başka birilerinin acısını görmezden gelmenin argümanı olamaz!
Şimdi muhabbeti, dinimize göre din kardeşliğinin kan kardeşliğinden önce geldiğini haykırarak muhabbeti artırmanın yükü gene Müslümanların omzundadır!
(*)"Niye gelmedin?"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



