Barış, insanın fıtratında vardır. Bu yüzden insan, eline silah bile alsa barış için aldığını söyler. Fıtratta olan ve hayatı huzurlu yaşama altyapısını oluşturan barışın gerçekleştirilmesi ise ele silah almak kadar kolay değildir. Öncelikle kişinin bunu, içinde algılaması ve kendisinde yaşaması gerekir. Bu noktada, kendisiyle barışık olmak, elbette başkalarının hakkına riayetten geçecektir. Kendisiyle barışık olan kişi, başkasının kendi elinden ve dilinden emin olduğu, kendisinin ise hiçbir zaman kendisinden emin olamayacağı kişidir. Barış gecikiyorsa bu algılamadaki eksikliklerden, savaş yaklaşıyorsa hakka riayetsizliklerden dolayıdır.
Ferdin kendi içinde bu şekilde sağlayacağı barışı, sosyal barışa çevirmek ise ayrı bir maharet ister. Çünkü burada, sadece algılama ya da emin olma durumu yetmez, bunlarla birlikte başarı algılaması da önemlidir. Sosyal barışı belirleyen sosyal başarı anlayışıdır. Başarıyı kendi içinden değil de dışarıdan alan bir kişi, istediği başarıya ulaşsa da bu ancak güdümlü bir başarı olabilir. Gerçek başarı, başkalarının güdülemesine ihtiyaç duyulmadan, kişinin içinden gelen bir iç mutabakattır. Ferdin, hiçbir zorlama altında olmadan ve elde edeceği başarıdan hiçbir kimsenin olumsuzluk yaşamayacağı bir başarıdan söz etmeden, sosyal barışı bekleyemeyiz.
İşbirliği yerine rekabete, hem de haksız rekabete dayanan, hakkı değil, gücü esas alan bir başarı anlayışı terk edilmeden hangi sosyal barıştan bahsedebiliriz? Önce bu algılamayı değiştirmeliyiz. Gemisini kurtaran kaptan, bu gemiyi ancak yolcuların desteğiyle kurtaracağını bilmez mi! Bu bilgiye sahip olmak da yeterli değildir. Çünkü gemi kurtulduğunda yolcular tasfiye ediliyor, kurtarma harekâtı tek kişilik bir başarı gibi sunuluyorsa, sosyal başarıyı anlamak için daha yolumuz uzun demektir. Hepimizin kurtuluşuna vesile olmayan kurtuluş, kurtuluş olmadığı gibi, hepimize aynı huzuru kazandırmayan sonuç da sonuç değildir. Gerçek sonuç, sosyal başarıdır.
Sosyal başarı, öncelikle kendi içimizde başlayan uzun bir yolculuktur. Bu yolu, daha baştan kısaltmaya başlamak azimsizlik, yolculuğu sadece elde edilecek hedefe kilitlemek ise bir sapmadır. Sosyal barışı sağlamak gibi temel bir amacı olan sosyal başarı yolculuğun en büyük riski, bu amacı araç kabul ederek yola çıkan ancak sonuçta yine bireysel bir başarıyı hedefleyenlerdir. İster ticari bir pay, ister siyasi bir rant olsun, sosyal içerikli olmayan her başarı sonuçta hüsrana uğrayacaktır. Bu hüsrandan kurtaracak tek şey var: Başarıyı bir hedef olarak değil, bir yolculuk olarak görebilmek. Bu başarıldığı gün, bu yolculuğun bitmesini hiç kimse istemez. Herkesi bu yolda görmek, zaten bizim esasımızı teşkil ettiğinden, yolcu daima yolunda gerektir.
Bir yerde, gölgeler uzuyorsa güneş batıyor demektir. Herkesin, sadece kendi başarısına odaklandığı ve bu rasyonalitenin reel-politik düzlemde kabul gördüğü bu popülist dünyanın sonu gelmiştir. Bireysel başarıya dur diyecek mütefekkirlere kulak vermezsek, içinde bulunduğumuz krizin sonu bu dünyanın da sonu olacaktır. Barış kelimesinin uzadıkça uzadığı ancak gerçek barış güneşinin batmakta olduğu bir dönemde, sosyal barışın modelini çizen bu mütefekkirlere kulak vererek çözüm üretmek gibi bir sorumluluğu vardır. Şimdiden doğacak güneşe göre hazırlıklarını yapmaya başlayan bu insanlar, sosyal barış yolculuğunun kadim yolcusu ve yılmaz savaşçıları olacaktır. Çünkü yol onun, varlık onun ve geride hoş bir seda bırakmaktan başka bir hedef bulunmamaktadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



