Bir yazının özellikle Müslüman cepheden bu kadar tepki toplayacağını beklemiyordum. Burada sekülerleşmiş Müslümanlar yüzlerini daha çok ortaya koydular. Bunu yadırgamadım. Çünkü, yaşadıkları hayat tarzına dokunulmaması, istedikleri gibi yaşamalarını kolaylaştırıcı öneriler yazmamızı bekliyorlar doğal olarak.
Kimi yazının ruhunu kavramadan, sanki biz ticarete ve helâl kazanca karşıymışız gibi algılamış. Kaldı ki İslâm'da ticaret helâldir ve yapılması da gereklidir. Ticaret yapılması da meşrudur. Bundandır ki, İslâm'da zekât diye bir kurum vardır. Üstelik İslâm'ın şartlarından biri ve çok da önemlisidir. İnsanlar ticaret yapmasa, helâl yollardan kazanmasa zekâtı kim verecek?
Sekülerleşme diye bir kavramdan söz ediyoruz. Yani dünyevileşme. Müslüman olduğunu iddia eden biri de benim hem jeepim olacak, hem villam, hem lüksüm olacak. Size ne der tarzında tafra atıyor. Zavallı adam dünya gözünü öyle bürümüş ki dünya saltanatıma dokunma diyor.
Kimi tasavvufu küçümsüyor. Osmanlı Devleti'nin büyümesinde açılmasında öncülük yapan dervişlerin rollerinden hiç mi hiç haberleri yok. Bir şeye karşı çıkarken kimi kurumlara saldırmaktan da kendilerini alamıyorlar.
Zaten bu işin çarpıklığı burada. Hem Müslüman görünecek, hem bir batılı burjuva gibi yaşayacak. İnsanlığı, Müslümanları, fakirleri küçümseyecek. Mutluluk çağının önderlerinden zenginler vardı. Bunların başında da Hazreti Ebu Bekir Efendimiz geliyordu. Bütün varını yoğunu hayır için harcadı. Harcadı da İslâm tarihinde Sevgilimiz Efendimiz'den sonra en önemli konuma geldi. Şimdi fırsatı ele geçiren, iktidar imkânlarını sonuna kadar kullanan, ticaretin helâline haramına bakmadan servet üstüne servet koyan, yedi sekiz sene gibi bir zaman zarfında zenginleşenler elbette bizim bu düşüncelerimize karşı çıkarlar.
Beni en çok şaşırtanlardan biri de, kendisini Saadet Partili olarak tanımlayan birinin bizim bu düşüncelerimizin çağdışı kaldığını söylemesidir. Bir Müslüman'ın İslâmi bir hayat tarzının sekularizm üzerine bina olmasına rıza göstermesidir.
Bir Müslüman en lüks şeye sahip olmalı mıdır? Her yemek sonrasında yaptığımız duada okuduğum ayette: "Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz" buyruğu bir safsata mıdır ey Müslüman denen kişi.
Dünyayı ve geleceği tüketmek Müslümanların hayat tarzı mıdır? Bir insan ihtiyacını giderecek bir arabaya ihtiyacı varsa alır ve kullanır. Bu israf değildir. Kapıda eşi için bir araba, çocuğu için bir araba, kendisi için bir Jeep israf değil midir? Fakirlerin onda hakkı yok mudur?
"Sn. Haksal: Müslüman fakir ve Medine dilencisi gibi mi olmalı? Kur'an'da geçen Davud ve Süleyman'a da karşısındır muhakkak sen. Onlarda zenginlerdi." Adını saklı tutuyorum bu okurun. Çelişkisinin farkında mısınız? Bir yandan Sevgili Efendimizin ve kutlu sahabenin yaşadığı hayatını dilencilikle itham ediyor. Bir yandan da kendi zavallılığını örtmek için Hazreti Davud ve Süleyman'ın adını kullanarak düşüncesini meşru kılmaya çalışıyor. Evet, biz hem Kur'an'a hem de sevgili Efendimiz'e bağlıyız.
Bakın size bir olay anlatacağım, dün E-5 yolu üzerinde geliyorduk, yanımızda gümbür gümbür müzik çalan bir araba var idi, bu kim diye döndüm baktım, siyah bir peguet araba ve direksiyonda Müslüman olup olmadığını hiç değerlendirme yetkim olmadığına inandığım için laf diyemem ama tümü ile başı bağlı, siyah gözlüklü bir hanım, bir taraftan da kafası ile tempo tutuyor. Şimdi bu ne demek. Bence bu Müslümanlara hakaret. Benim başım kapalı değil ama toplum içinde dikkat çekmemek için yapılması gereken her şeyi yapıyorum. Ama ben içimde çok yüksek bir Müslüman olduğumu biliyorum, saygılarımla." Söylenecek söz çok ama ne yazık burada bize artık susmak düşüyor. Ben de bu örneğin birçoğuna bizzat tanığım. O kadar ileti geldi ki ancak bu kadarına yer verebiliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



