Toplumların istikametlerini değiştiren ve onlara yön veren yönetici kadro bir milleti kendine benzetmeye, kendisi de başkasına benzemeye başlıyor.
Sosyal adalet, hak ve hukuk kavramları Müslümanların öz halini yansıtır. Doğru olanı da budur. Yabancı ruhlu kavramlar bu topraklara gelmeye başladığından beri kendisini Müslümanlaştırmak için büyük bir çırpınış içindeydiler.
Sağ kavramına giydirilen şemsiye bunların başında gelir. Sağcılık ile İslâm özdeşliği yıllar yılı başını aldı gitti. Batı ruhlu olan sağcılık bütün hâlleriyle İslâm dışıydı. Ona yakıştırılan bu kılıfın içindeki gerçek ruhun tanımlanması çok zaman aldı.
Sol kavramı ise soğuk ve iticiydi. Rusya ve komünizm özdeşliği ona pek de bir şans vermedi. Onlar, zaman içinde Anadolu solu, sosyal adalet ve İslâm özdeşliği yakınlığı bir yere kadar tuttu.
Türkiye de ne sağ, ne sol kavramları hakiki anlamlarıyle tanınabildi.
Sağı yöneten burjuva tek merkezde ve büyük sermaye egemenliğini yıllar yılı sürdü. TÜSİAD bu anlayışın öz karşılığıydı. Sol, yönetim kadrosuyla sendikalar ve onların arka planındaki sermaye gücünün belirginliği söz konusuydu.
Anadolu insanının devre dışı kalması ve sadece yönetilen ve kendisinden yararlanılan bir alt insandı.
Buna karşı bir Anadolu gerçeğinin ayaklanması ve direnişi zaman içinde büyük bir mesafe kaydetti. Kendi sivil toplum örgütlerini kurma girişimi iyi bir sonuç verdi. Bütün kurumlar bu büyük kesimi temsilde önemli bir hamlede bulundu.
TÜSİAD'ın toplam üye sayısı beş yüzü geçmezken, onun karşısına kurulan ve Anadolu Sermayesini temsil eden MÜSİAD binleri bulan üye sayısı ile bir devrim gerçekleştirme amacındaydı. Buna işçi ve memur sivil örgütlerini de ekleyebiliriz.
Ne yazık ki, Müslümanlar zaman içinde burjuvalaştı, biraz daha geniş bir çevreye yayıldı. Onlar sosyal adaleti toplumun hemen bütün katmanlarına yaymak, adil bir bölüşüm ve dağılımı savunmaları gerekirken, büyük pastaya sahip olmak, TÜSİAD'ın bir özdeşi olmak durumuna dönüştü.
Müslümanlar kazandıkların bölüşmek yerine salt kendilerine ait hâle getirmeye yöneldiler. Onların fabrikalarında çalışanlar ile diğerlerin fabrikalarında çalışanlar arasında zerre fark yok.
Siyasal anlamda Müslümanları temsil eden iktidar partisi, eski sağ bir partinin yerine, merkeze geçerek ondan farklı olmadığının yarışına girdi. Bunda da başarılı oldu. Müslümanlar adına kavga etmek sadece işin rol tarafı.
Fakirlik ve sefalet eskisinden daha büyük boyutlarda. Varışlar Müslümanların çıkış noktasıyken, varoşlar bugün başkalarının eline teslim ediliyor.
Türkiye'de bir sol hareketten söz etmek imkânsız. Fakat görüntüde bir sol hareket var. Geçmiş zamana bir gönderme yapılırsa Süleyman Demirel'in biraz daha Müslümanca bir iktidar örneği. Onun karşısında biraz daha sosyal demokrat görünen sol burjuva.
Müslümanlar burjuvalaştırılıp sekülerleştirilmiş durumda. Müslümanlar da bunu içselleştirmiş durumdadırlar.
Türkiye'de düşüncelerin kavgası yoktur. Çıkar ve pasta paylaşma kavgası vardır.
Sakallı burjuvalar, ki onlar da zamanla sakallarını yoldular matruş hale geldiler, onlardan bir farkları yok. Biraz namaz kılarlar, biraz oruç tutarlar, biraz Müslüman gibi görünürler.
Müslümanların sosyete kadınları var artık. İkindi partileri, konkenler, hizmetçiler ve nargile Safaları... Boğazda ve lüks yerlerde fink atarlar. Onlardan ayrı alkol almazlar.
Müslümanca başlayıp burjuvalaşan bu kesim bir başka şeye kalbolurlarken, Müslümanların iddialarını ve ideallerini yerle bir ettiler. Cemaatleri de kendilerine benzettiler. Hem bir tarikat mensubudurlar, hem şalvarlı ve cübbelidirler, hem de en lüks araçlarla fink atarlar.
Bu büyük vebal kimlere aittir dersiniz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




