Muhterem müslümanlar
İnsanlar, bildiklerini zaman zaman unutabiliyorlar. Bundan dolayı hepimizin nasihate ve unuttuklarımızın hatırlatılmasına ihtiyacımız var. Âdem aleyhisselam Cennet'te Yüce Mevlâmız'ın tenbihini unutması; bizim haydi daydi unutup hak yoldan sapabileceğimizin mümkün olduğunu hatırlatır. Bunun için hakikatleri sık sık tekrarlayarak anlatmak zorundayız.
Diğer yandan peygamberlerin gönderilmiş olması da, toplumda irşad ve davetin vazgeçilmez bir zaruret olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Cenab-ı Hakk, insanları tebliğe ve nasihata daima ihtiyaç duyan varlıklar olarak yaratmış, Zariyat Suresi'nin 55'inci âyetinde bu hakikate işaretle: "Öğüt ver/nasihat et; hakikaten öğüt/nasihat insanlara fayda verir" buyurulmuştur.
Nasihatten mahrum bir toplum kötülüklere saplanmış, sapıklıklara yönelmiş, çirkinleşmeye yüz tutmuş bir toplumdur. Bunun için Efendimiz aleyhisselât-u vesselâm bu husus ile ilgili şu gerçeği beyan eder:
"Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten menedersiniz, ya da Allah size toplumsal kargaşa (azap ve ıstırap) verir. Kurtulmak için dua edersiniz de duanız kabul edilmez" (Tirmizi, Fiten, 9.)
Muhterem Müslümanlar!
Mü'minin derdi, insanların kalblerine Allah'ı yerleştirme olmalıdır. Vazifemiz insanlarla Allah arasındaki engelleri kaldırıp kalbleri imana hazırlamaktır. Bu husus Kur'ân-ı Kerim'in 12 değişik yerinde anlatılmaktadır. (Mâide S.A: 99)
Kur'ân okuyan bir mü'min (zamirler hâriç) Rabbini 4842 defa zikreder. Kur'ân'da Firavun'un adı 74 defa geçer. Biz Tebliğimizi yaparken 4842 defa Rabbimizi ve O'nun Kitabı'nı tanıtacağız. Bu arada kendini ilah yerine koyanları ve onların ardından gidenleri 74 defa uyaracağız. Yani Rahman'ı anlatacağız, şeytanı değil. Hergün şeytanı taşlamayı bırakacağız.
Allah (c.c.), küfür içinde ölen herkesten dolayı Müslümana İslâm'ı anlatıp anlatmadığının hesabını soracaktır. Şunu kesinlikle bilelim ki, zıvanadan çıkmış bir sürü salma Hz. Muhammed'i (sav) tanımıyor, bilmiyor, Allah ile bağlantı kuramamış. Bunda bizlerin de suçu vardır. Bunların bilinmemesine sebep bizim gafletimiz, O'nları anlayıp anlatmayışımızdır.
Muhterem Müslümanlar!
Hepimize soruyorum: İslâm'ı tebliğ için geçen yıldan bu yana:
• Kaç para harcadın?
• Ne kadar çalıştın?
• Uykundan ne kadar fedakârlıkta bulundun?
• Ne kadar yol kat ettin?
• Kaç akrabanı ziyaret ettin?
• Hangi İslâmî çalışmaya destek verdin?
Hele bir düşün, üzerine düşen hangi görevi yapıyorsun?
"Mü'min kardeşinin aynasıdır" buyuruyor Peygamberimiz. (Ahlâk Hadisleri. c/1. Sf: 252. Sönmez yay.) Yaşantı tarzımız da, insanlara tebliğ edecek; iyilikleri ve güzellikleri hatırlatacak. Çünkü Allah, "Sen hatırlat... Hatırlatmak, mü'minlere fayda verir" (Zariyat S.A: 55) buyuruyor.
Bir kazan sütü bir avuç yoğurt, yoğurt hâline dönüştürüyor, kendisine çeviriyor. "Ben bir kişiyim, benim çalışmamdan ne olur," demeyin... Yoğurt gibi olun. Ferdi çalışmalar topyekün çalışmaların nüvesidir.
Peygamberimizin şu duasını hep alalım:
"Benim sözümü işitip belledikten sonra işittiği gibi başkasına ulaştıranın Allah yüzünü ağartsın..." Allah için yaparsanız Allah yüzünüzü ağartacak. Var mı başka kazanç yolu...
Muhterem Müslümanlar!
Türkiye'de İslâmî duyarlılıklı bir yönetim tarzı yok ve her Müslüman, sanki kendisi başlıbaşına bir devlet sorumluluğu taşıyormuş gibi, tebliğ derdi ile dertlenmek ve onun gereklerini yerine getirmek üzere harekete geçmek sorumluluğunda ve zorundadır. Hutbemizin maksadı da bu zorunluluğu ve sorumluluğu hatırlatmaya yönelik olmuştur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



