Kuşkunun sınırsızı kusurlarla örülü bir hayat sunar insana. Kuşkusuzluk altında kıvranmak, çaresizlik yaşatır. Zira hakikati bulamamayı ve ona muhatap olamamayı bilmekle alakandırmak, düşünüyormuş gibi davranmaktan öteye gidemeyen bir davranış biçimidir. Çünkü sınırsız kuşku istila etmiştir zihni...
Bilgiyi arayan ve ona ulaşmak için bilgilenen kişi, varoluşun nasıl'ını ve niçin'ini kurcalayarak yaşar. Sonrasında... Bilmenin tek başına bir anlam ifade etmediğinin farkına vardığı an, bilge kişi oluverir. Farkına vararak ve farkındalık oluşturarak yaşamaya başlar. Çünkü arayış, ayrıştırır. Hegel'e göre bilgi üç aşamalıdır: Tez, anti-tez ve sentez... Esasında bilmek için önce bilmemek gerekir. Bilmek ve anlamlandırmak maksadıyla düşünen insan, düşündüğü şeyi, çeşitli ifade biçimleriyle, gündelik hayatın tutsağı olan "diğer insanlara" aktarır. Wittgenstein'ın ifadelendirdiği gibi, iş günlerininkinden farklı bir dille sesleniştir bu.
Tabiat, şeylerle kuşatılmıştır. İnsan, şeyleri merak ettikçe, şeylere hayretle yaklaşır; anlamaya çalışır her birini. Özünü tanıma süreci, böylece devam eder. Öz, kemale erdikçe, söz olarak yansımaya başlar. Her özün bir sözü vardır muhakkak. Özün barınamadığı insan, şartlara şartlanır, içgüdüleriyle hareket eder; kötücül yoğunluğun tutsağı haline gelir. Yalnızdır ve yabancıdır artık... Yalnızlaşmak, yabancılaşmayı tahrik ettiğinde, karşılaşılan manzara hayli trajiktir: Kendisini önemsiz hisseden insan, tutunamaz hayata... Yıkıcılaşır! Çünkü güçsüzlük duygusu, özü üzerinde özgür olamama sorunu oluşturmuştur.
Öte yandan, çağdaş insan, ekonomik amaçların aracı haline getirilmiştir. İdeolojisizlik ideolojisinin temel işlevi de budur zaten. Kötü son malûmun ilanıdır: Patronumsu ve müşterimsi ilişkilere indirgenmiştir bir hayat... Küreselleşen dünyanın küreselleşmiş ideolojisi böyle emir buyurmaktadır çağdaşlarına!
Haddizatında, şartlara şartlanan çağdaş insan, "robotsu uyumluluğu" ile geçici bir mutluluğun peşinde koşar her daim: Sorumsuzdur, sorunsuzdur, sorusuzdur! Hâl böyle iken, zihinsel yetenekleri köreldiği için, eşya fetişizmine maruz kalması kaçınılmazlaşır. Fakat birileri de, karanlıkta ıslık çalar ki, tapınma ayini sona ersin...
Soru-n şu: Kalbi, insanî duyarlılık gereğince, acı hissini tatmamış bir insana, varoluşun sancısından bahsedilebilir mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



