Soru sanatı veya soru terbiyesi
Din hakkında veya dinle bağlantılı bir konu hakkında sorulan her sorunun kesinlikle Allah rızası eksenli olması gerekir. Allah rızası dışında bir maksatla sorulan bir sorudan ecir beklenemeyeceği gibi 'faydalı bir ilim' tahsili de mümkün olmaz. Öğrenmiş olmak için veya sorulanı taciz için ya da vakit geçirmek için, âlimi bulmuşken türünden sorulan sorular ihlâssız ve kuru sorulardır. Din üzerinden eğlence üretemeyiz.
Aynı şekilde, âlimler arasında söz taşıyıcılığı türünden bir soruşturma da ihlâssız ve gereksizdir. Zira âlimler, bize içtihadlarının sonucunu vermektedirler. Herkes itimat ettiği âlime danışmalı aldığı cevapla amel etmelidir.
İtimat telkin etmeyen âlimin kapısına gitmenin de gereği yoktur. Ulemayı bir söz etrafında toplamaya çalışmanın gereği yoktur.
Soru soran, fetva öğrenmek isteyen gayet şeffaf olmalı ve evirip çevirmeden sormalıdır. Farklı mecralara çekerek soru soranın elde ettiği cevapla mutmain olması normal bir sonuç sayılmaz. Mesela, bir âlimin huzurunda soru soran kişinin: 'Hocam, farz et ki...' diye başlayan ifade tarzı hatalıdır. Cenneti veya cehennemi alakadar eden bir meselenin cevabını 'farz et'e yüklemek sakıncalı olur.
Sorulan olmak
Kendisine soru sorulan bir insan durumunda olmak, soru sorandan daha rahat bir konumda olmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Her cevap, bir mesuliyettir, bir hesap konusudur. Konu din oldukça hiçbir cevap kuyuya atılmış bir taş değildir. Ümmetin selefi soru sorulan olmaktan çekinmiştir. Eskiler arasında, Bedir ehlinin toplanmasını gerektirecek çapta bir mesele hakkında ulu orta cevaplar verilebiliyor olması hiç de hayra yorumlanmamıştır.
Cevapta cüret, ateşe dayanıklılık getirmediğine göre ciddi bir risk almaktır.
Soru ilim olsun istiyorsan...
* Sana faydası olanı sor; iftirazî sorular sorma.
* Soru sorulacak için uygun olan kişiyi ve uygun olan vakti araştır ki, aradığını bulasın.
* Hikâyeler anlatmadan, muhabbete dalmadan sor. Ayrıntı istenmedikçe ayrıntıya girme.
* Sormaktan utanma. Sırrını da gereksiz yere yayma.
* Telefonla sorulacak bir soruya verilecek cevabın da yüz yüze olan gibi ağır olmayabileceğini hesapla.
* Asla: 'Ben filan hocaya da sormuştum.' diye başlama.
* Âlimleri imtihan etmeye kalkışma. Sorun senin ayıbını, cahilliğini ortaya çıkarmasın.
* Öğrendiğine amel et.
* Soru sormakla ibadetlerden bir ibadet eda ettiğini, Allah'ın bir emrini tatbik ettiğini bil, kalbin huzur dolsun.
İnce bir çizgi
Alimler ümmetin değerleridirler. Onları ilminin varisleri oldukları sürece, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin emanetleri olarak görmeliyiz. Onlara hürmetimiz şahıslarından ötürü değil bulundukları mevkiden dolayı olmalıdır.
Bir âlimin huzurunda bulunmayı nimetlerden bir nimet olarak görmemiz, en hassas edep kurallarına riayet etmemiz oldukça önemlidir.
Onlarla buluşma vakitlerimizi, onların bize hizmete mecbur olduğu bir memuriyetleri tarzında algılamamız gayet ağır bir hata olur. Nihayet onlar da insandırlar. Özel halleri, yorgunlukları, gergin anları, yaşlılık durumları olabilir.
İstirahatlarına, aile içi özel durumlarına saygılı olmamız, su içtiğimiz kaba gösterdiğimiz riayetin bir benzeri olacaktır. Âlimler sadece fetva makinesi değildirler. Onlar da bizim gibi insandırlar. Onların da ömürleri sınırlıdır, vakitleri değerlidir. Onlar sadece bizim değildir. Ümmete ait bir değerdirler. Onların üzerinde bütün gelecek nesillerin hakları vardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



