Aylardır zihinlerimizi meşgul eden ve günlük hayatımızda da sıklıkla karşılaştığımız kavramları farklı bir tarzda ele alalım bu seferlik. Halimizin trajikomikliğine ağlamalı mı, gülmeli mi, bilinmez.
Açlık Sınırı: Milyonlarca insanı içine alan ve her geçen gün yeni üyelerle büyüyüp gelişen sivil toplum örgütü... "Kuru simide" muhtaç olmak olarak faaliyete geçmişken, bugün o noktanın da gerisinde olmanın somut delilidir. Bir zamanların şanlı "Orta Direk"inin içine düştüğü çıkmazdır. Çöpten yiyecek arayan insanların resimlerine "Bu görüntüler ABD ve Avrupa'da da çok" diye tepki veren hükümet sevdalısı internet yorumcuları tarafından "Bunun hükümetle ne ilgisi var?" şeklinde algılanır.
Astığım astık, kestiğim kestik: Bir yönetim felsefesidir. Herkese, her fikre sonsuz bir hoşgörü ve mavi boncuklarla iktidara gelen hükümetlerin, ertesi günden başlayarak içine girdikleri tavrı ifade eder. "Devleti babasının malı gibi görmek" diye de halk arasında karşılık bulmuştur. Yandaş bir basınla desteklendi mi, tadından yenmez olur.
Beceriksizlik: Türkiye'deki idarecilerin sahip olmaları gereken "en temel" özellik... Ne kadar beceriksizse, o kadar makbuldür. Beceriksizlik katsayısı arttıkça, daha da sahiplenilirler, daha da üst kademelere tırmanmaları vaki olur. Türkiye'de başarının(!) bir numaralı anahtarıdır.
Başarısızlık: Beceriksizliğin "mütemmim cüzü"dür, olmazsa olmazı, neticesidir. İdarecilerin varacakları nihai nokta, "Nirvana"dır. Her türlüsüne rastlamak mümkün olur. İşin ilginç yanı, başarısızlık sonrasında yapılan "muzaffer" açıklamalardır ki, bu da Türkiye'deki idarecilerin olayları ve dünyayı "ters algılama" yoluyla idrak ettikleri sonucunu çıkartır. (bkz. Helikopter kazası, kriz karşısındaki ekonomi yönetimi..vb.)
Dış Politika: Türkiye'nin "Dünya Devi"(!) olma yolunda bulunduğu mecra. Son 3-4 aylık sürede hemen hemen her girişimin "zafer"(!) ile neticelenmesi, bu iddiayı daha da perçinlemiştir. (Yandaş basına bu başlıktaki yardımlarından dolayı teşekkürler) Gündem maddeleri olarak Kıbrıs'ın elden gitmesi, Ermenistan sınırının açılması, Sevr anlaşmasının tekrardan kabulüne giden tavizler, AB'nin dayatmaları, ABD'nin başımıza öreceği yeni çoraplar gibi konular sayılabilir. Son zamanlardaki Davos çıkışı ("Daha da gelmem" ve "Moderatöreydi tepkim" temalı) ve NATO Zirvesi'ndeki "Dik(!) duruş" (Karikatür krizi için özür ve NATO Genel Sekreterlerinden birisi Türk olacak balonları) hafızalara kazınmıştır.
Ekonomi: Hükümetin temsil edilmediği sosyal bilim dalı... "Saldım çayıra, Mevla'm kayıra" yöntemi Türkiye gibi ülkelerde pek bir makbuldür.
Omurgasız olmak...
İşsizlik: Kimi aklı evvele ve fedai zihniyetliye göre hükümeti yıpratmak için bir takım kimselerin abarttığı, sıradan bir olgudur. Dünya üzerinde, sadece Türkiye'de işsiz kalan insanlara "beceriksiz" denir ve imkân olsa hepsi falakaya yatırılacaktır muhakkak. İş bulmaktan ümidi kesip aramayı bırakan "haylazlar" ve "ellerinin hamuruyla" çalışmaya niyetlenmiş ev hanımları yüzünden yüksek çıktığı tespit edilmiştir. (bkz. Mehmet Şimşek) Küçük bir ülke nüfusu kadar işsize sahip olup, "Bizden kaynaklanmadı ki" demekle sorumluluktan kurtulmak mümkündür.
Liberal: "Omurgasız olmanın", "Her devrin adamı olmanın" Türkiye'deki bileşimidirler. Bu, Dünyadaki Liberallerin de böyle olduğu anlamına gelmez elbette. Milli olanın karşısında olmak karakterleridir, bu toprakların sesi olmak iğreti durur üzerlerinde. "Dışarısı" ile temasta olmayı severler, göbekleri her daim bağlıdır bir yerlere. "İşbirliği" içinde oldukları odaklardan beslenirler, onların verdikleri suflelerle hayat bulur düşünceleri. Bir dönem küfrettikleri kesimin baş konuğudurlar şimdi.
Nabza göre şerbet vermek: Sözlükteki karşılığı Türkiye İstatistik Kurumu'dur. Başbakan'ı kızdırmamak veya rızasını kazanmak adına ekonomik verilere takla attırmanın, insanları kandırmanın ifadesidir. Ayrıca, ithalat ve ihracat rakamlarını duyururken, ithalattaki patlamayı es geçip sadece ihracat rakamlarını vererek "İhracatta rekor!" diye vaveyla koparan basın(!) kuruluşları da bu kategorideki şanlı yerlerini alırlar.
Padişahım çok yaşa: Demokrasinin Türkiye'deki karşılığıdır. Her devrin eksik olmayan "otorite sevdalıları" tarafından yönetimdeki en güçlü kişinin her daim haklılığını ve şaşmaz doğruluğunu anlatan bir veciz ifadedir. İnsanların, seçimler vasıtasıyla iradelerini temsil edecek kimseleri seçtiği söylense de, aslında "tek adam"ı seçerler. O seçilen "tek adam" da, geri kalan her şeye karar verir. "Padişah" ifadesi tamamen tesadüftür.
Persona non grata: "Kral çıplak" deme gafletinde bulunan kişidir. Bozgunculukla, oyunbozanlıkla, ilelebet muhalif olmakla suçlanır. Doğru söylemekten dili yanan kimsedir. "Yandaş basın" tarafından hiç sevilmez. Anlaşıldığı üzere, "istenmeyen adam"dır.
Soros: Liberallerin deniz feneri, renkli darbelerin biricik hamisi. Ne kadar gayrı milli ve işbirlikçi kimse varsa hepsinin idolü. Türkiye gibi ülkeler için fitne üretme merkezi. Takım elbise altına spor ayakkabı giyerek "protest" ve "statükoya muhalif" tavır içinde olduklarını düşünenlerin iplerinin bağlı olduğu kimse.
Teğet: "AKP, Türkiye'yi teğet geçti" cümlesinde hayat bulan, ekonomi ve geometri ilimlerinin baştan yazılmasına sebep olacak "sihirli sözcük". Kendini haklı çıkarma ve tükürdüğünü yalamama güdüsüyle halen kullanılması, iyice kabak tadı vermesine sebep olmuştur.
Yandaş Basın: Aralarında "Türkiye'de çıkan bazı Amerikan gazeteleri"nin de bulunduğu, iktidarın basın bültenleridir. Seçimden birkaç önce işi o kadar abartmışlardır ki, söz konusu güruhun televizyonlarına kazara denk gelenler "propaganda komasına" girmişlerdir. "Körler sağırlar, birbirini ağırlar" felsefesindeki televizyon programlarına çok rastlanır. Liberal görünümlü kimselerin yaşam alanlarıdır. Bu güruhun bazı gazeteleri, süpermarketlerde bedava dağıtılır. İnsana "el insaf" dedirtecek derecede yanlı olmanın somutlaşmış halleridir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




