Afrika'da yaşanan açlık, sefalet, çaresizlik denince ilk akla gelen görüntüler incecik, çöp gibi kalmış, ağzına, yüzüne konmuş sinekleri bile kovmaya mecali olmayan, ha deyince canını teslim edecekmiş gibi duran bebelerdir, bir damla su, bir lokma yemek için çatlayan dudaklar, çocuklarının başında eli kolu bağlı bekleyen analar, Batılıların yardımlarından bir koli kapmaya çalışan babalardır. Ama ille de o çocuk, bebek manzaraları gelir her zaman akla. O görüntüler hiç silinmeyecek şekilde herkesin hafızasına nakşolmuştur ve işin kötüsü sanki Afrika'nın da kaderiymiş gibi kanıksanmıştır tüm dünya tarafından.
Somali'deki açlık manzaraları sayesinde hatırımıza düşen bir yudum suya, bir lokma aşa, ilaca, yatağa vs. vs. muhtaç insanlar, bütün ömürleri boyunca muhataplardır halbuki bizlerin 2 dakika bakmaya tahammül edemediğimiz sefalete. "Elde yok, avuçta yok" bir yaşamın belki de en trajik yanı ise üzerinde oturdukları zenginliklere rağmen böylesine bir sefalete mahkum olmalarıdır belki. Beyaz Adam, hem kendilerini, hem de mallarını yağmalamış ve tam manasıyla iliklerini, kemiklerini sömürmüştür. Sömürü kelimesi denince akla Afrika gelmesi hiç boşuna değildir.
Yüzyıllar boyunca gemilerle Amerika'ya, Avrupa'ya taşınmışlar, köle olarak satılmışlar ve bununla da kalmamış, topraklarındaki zenginlikler Batılı yamyamlar tarafından yağmalanmıştır. Bu da yetmemiş, bir kabileyi diğerine kırdıran Batılı adam, her ikisine de silah, malzeme vs. satmış, bir de oradan parsayı toplamıştır. Afrika, kara bir kıtadır, özellikle de bahtı karadır.
Çalınan zenginliği Avrupa ve Amerika'ya sermaye olmuş olan Afrika, bugün içecek suya, yiyecek yemeğe, barınacak sıcak bir yatağa, ilaca, arabaya vs. vs. bile muhtaç bir haldedir. Sömürü mekanizmasıyla zenginliğinin ve refahının zirvesinde keyif süren Batılı kafa, Darwin'in Evrim teorisini de sömürüye dayanak oluşturmuştur zamanında. Tabiatta nasılki güçlüler ayakta kalıp zayıflar yenilgiye mahkumsa, insanlar ve toplumlar arasında da bu kuralın geçerli olduğunu savunmuşlar ve ortada sömürü değil de güçlünün zayıfa karşı tahakkümü olduğu sonucuyla (olmayan) vicdanlarını rahatlatmışlardır. İşi daha da ileri götürüp, zencileri insanla hayvanlar arasında ara bir tür olarak tanımlayan, dolayısıyla ortada yine bir sömürü olmadığı iddia eden hastalıklı kafalar da olmuştur bu arada.
Afrika ve sefalet manzaraları denince akla gelen en meşhur görüntülerden birisi, 1994'te Sudan'da çekilmiş olan "bir çocuğun başında bekleyen akbaba" görüntüsüdür. Söylenenlere göre, resmi çeken Kevin Carter, o anda çocuğa yardımcı olamadığı gerekçesiyle bunalıma girerek 3 ay sonra intihar etmiştir. Gerçekten de, insanın bakmaya bile çekindiği bir karedir. Öldü ölecek durumdaki bir zavallı çocuk ve hemen arka tarafta bir akbaba. İnsanlığın bittiği bir karedir aslında. Çocuğun akıbeti bilinmese de insanlık ölmüştür çoktan. O çocuğu, o açlık ve sefalet içerisindeki duruma düşüren insanlık suçludur.
Ancak, meseleye geniş bir perspektiften bakarsak, mesele o karedeki kadar dramatik değildir. Çok daha fazla bir trajediyi ve insanlık dışılığı barındırır aslında. Çocuğun ölümünü bekleyen akbaba değil, sömürgecidir gerçekte. Çünkü, o çocuk ve diğer çocuklar, Afrika'nın diğer insanları ne kadar zorda olurlarsa, ne kadar hasta olup ölürlerse, ne kadar birbirlerini kırarlarsa, küresel sistemin beslemeleri olan büyük şirketler o kadar fazla kâr yapacaklardır. İlaç şirketleri yeni hastalıklar icat edip bu garibanların üzerine yayarken bu resme bakıp ağlayanlar var mıydı acaba içlerinde? Afrikalılara birbirlerini öldürsünler diye ölüm satarken, silah şirketleri bilançolarına yazacakları kârlar dışında ölecek tek bir insanı bile düşünmüşler midir hiç?
O resimdeki akbaba, sömürgeci kadar gaddar ve acımasız değildir sonuçta. Doğanın kanunu ve içgüdüsü gereği orada bekliyorken, kendi ucuz menfaatleri ve kazançları uğruna insanların hayatını harcayan sömürgeci yamyamlarla bir tutmak insafsızlık olacaktır onu. Sömürgeci, kendince bu dünyada kurmuş olduğu cennette de müreffeh yaşayamamaktadır bugün. Bir eli yağda, bir eli balda da olsa ruhsal sıkıntılarla, manevi tatminsizlikle ve son olarak da ekonomik çalkantılarla boğuşmak durumundadır. Daha önceki ekonomik sıkıntıları yeni sömürgeler ve daha fazla sömürüyle aşmayı beceren küresel sömürü çarkı, bu sefer de aynı yolu deneyecektir muhakkak. Tıkandığı yer ise, sonunu getirecektir. Tüm ihtişama, şatafata, refaha rağmen sona yaklaşan bir Batı medeniyeti görünmektedir ufukta.
Bu dünyaya ve insanlığa düşman medeniyet, nereye gitse aynı sömürgeci ve kendi dışındakileri hor gören (neredeyse insan yerine koymayan) zihniyetle hareket eder. Bir diğer fotoğraf karesinde de, çok masum ve sevimli gözüken bir turist kafilesi görünmektedir. Tonton, kokana tipli yaşlı adamlar, kadınlar, Afrika'da bir kabilenin veya köyün çocuklarına sırıtarak bakarken ve resimlerini çekerken görünmektedirler. Sömürgeci ve dünyanın geri kalanını "öteki" olarak gören zihniyetin ekmeğinden, suyundan, havasından nasiplenenlerin tipik hareket tarzını gösteren bir resimdir. İki tane Afrikalı bebenin etrafını sarmış olan semirmiş ve gürbüz Avrupalı (veya Amerikalı) turistlerin, çocukların içinde bulunduğu sefalet manzarasını adeta bir film seti veya tiyatro dekoru gibi önemsemeyip, pişmiş kelle gibi sırıtarak çocukların resimlerini çekerken gösteren bir fotoğraftır bu. Batı medeniyetine ait olmayan yerlerin hepsi, bu zihniyet için "otantik"tir, "gizemli"dir, yani geri kalmıştır, kaotiktir, yaşanılası değildir satır aralarında ve buraların insanları da resimleri çekilecek "sirk maymunları"dır adeta.
Dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel manada direksiyonunda bulunan bu kafa yapısı, bugünlerde İslam coğrafyasında eski aktörlerin yerine (tabii ki kendisine yakın) yeni isimlerin gelmesini hararetle destekliyor gibi. Bilindik bir mekanizmadır, maalesef alıştık artık. Ancak, bunu yaparken bizi arkadan iteklemesi ve "rol model" diye gariban memleketlerin önüne sunması yok mu, işte o insanı vuruyor ciğerinden. Dayanıksız böbürlenmeleri ve "Dünya bize hayran" masallarını ise unutun gitsin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



