milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

28 MAY 2012 PZT
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • YA ALLAH!
  • KRAMPLARI ÇÖZÜCÜ,TESKİN EDİCİ,(ÇANOTU)
  • YENİ BİR DÜZEN KURMANIN VAKTİ GELDİ
  • MÜSLÜMAN GENÇLER İSTANBUL'DA BULUŞTU
  • FETİH NAMAZI
  • FETHİMİZ MÜBAREK OLSUN!
  • FETHİN ERLERİ HOCASIYLA BULUŞTU
  • MİLLİ GÖRÜŞ BARIŞIN DİLİDİR
  • İSTANBUL, İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
  • BU OLACAK AYASOFYA!

Şöhret ve rekabet...

06 MART 2009
CUM 04:20

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Üniversitedeyken, bazı hocaların aralarındaki rekabeti gözlemleme fırsatım olmuştu. Oda komşusu doçent veya profesör olduğunda, içerisinden sanki bir parça kopmuş gibi canı acıyanlara rastladım. Yine bir yerlerde başkan olmak için iç geçiren insanların nefsanî hırs ve ihtiraslarını ibretle seyrettim. Hele ki Müslümanların kendi içlerindeki rekabetçi hırçın tavırlarını gördükçe uzun uzun düşüncelere daldım; belki de üzüldüm. Bu nedenlerden dolayı insanların bir şeylerin peşine düştüğü yerlerde o yarışın içine girmek, bana biraz itici geldi. Üniversitede kalmak istemeyişimin ve birileriyle rekabet etmekten şeytandan kaçar gibi kaçmamın nedeni de buydu. "Ben yine gitmeye geldim" diyen Yunus Emre'nin de dediği gibi üç beş gün kaldıktan sonra gideceğimiz şu dünya hayatını, bir fare leşini paylaşamayan iki kedi kıvamında yaşamamalıydık.

Bizi birileri sürekli rekabete alıştırdı ve bizim o yanımızı hep tahrik ettiler. Rekabetin başarıyı artıracağı tezi bir noktaya kadar doğru olabilir ancak dizginlenemeyen rekabet duygusunun da insanı zalim etme riski vardır. Bir çocuğu ders çalışması için "arkadaşlarını geçmelisin" şeklinde de teşvik edebilirsiniz; ona "Yüce Allah çalışanı sever" diyerek de... Şu durumda rekabet duygusu aşılayan bir eğitim modelini tek alternatifmiş gibi göstermek yanlış olacaktır. Modern eğitim anlayışını neresinden tutarsanız tutun rekabetçilik ekseninde dönüp dolaştığını görürsünüz.

İnsanları erdemli ve faziletli olmaktan alıkoyan duygulardan birisi de rekabet duygusudur. Bu duyguya sahip olan insan karşısındakini geçilmesi gereken bir rakip gibi göreceğinden, gerekirse onu ezip geçmekte bir sakınca görmeyecektir. Bize sevimli bir şekilde anlatılan "rekabetçi ruh" dedikleri mefhumun yüzünden değil midir ki aynı iş yerinde çalışan insanların haset ile perişan olmaları veya aynı işi yapan kimselerin birbirlerini çekememeleri ya da birbirlerinin ayağını kaydırmak için uğraşıp durmaları? Bütün bunlar nefsanî iddialara sahip olmaktan kaynaklanır. Oysa ki gerçek anlamdaki bir başarı rekabet neticesinde değil, istikamet neticesinde kazanılabilir.

İnsanları Yüce Allah'tan uzaklaştıran duygular içerisinde en tehlikeli olanlarından birisi de şöhret duygusudur. İnsanlar şöhret olma isteği yüzünden birçok faziletten yüz çevirirler. Böylece Yüce Allah'ın istemediği yöne doğru bir gidiş süreci veya kısmî bir intihar da başlamış olur. İnsan şöhret sayesinde kendini ispatlama arzusunu tatmin etmeye çalışır. İnsanlar arasında parladıkça büyüdüğünü düşünür, büyüdükçe de kendisini yeterli görmeye başlar. Nihayetinde kendisinden başka bir "Büyük"e yönelmeye ihtiyaç hissetmez hale gelir. Bu konuda J. J. Rausseau'nun güzel bir sözü vardır. Der ki: "Ruhlarda parlamak arzusu hiçbir zaman namuslu olmak arzusu ile bir arada yaşayamaz. Hayır bir sürü küçük ve boş kaygılarla alçalmış ruhların büyük şeylere yükselmeleri mümkün değildir; buna kudretleri olsa bile cesaretleri yoktur." (Nutuk, İlimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk, Çeviri; Sebahattin, Eyyuboğlu, İstanbul, 1997, s.32)

Küçük şahsiyetler şöhret olabilmek için çeşitli oyunlara başvururken büyük zatlar ise "şöhret afettir" diyerek bu konudaki tavırlarını net bir dille ifade etmişlerdir. Bursa'da şöhret olduğu için şehri terk eden Somuncu Baba hazretlerinin bu tavrı, büyüklerin konuya yaklaşımını özetler niteliktedir. Bir insan nerede kamera veya fotoğraf makineleri varsa oralarda geziniyorsa, şöhret olma uğruna radyo ve televizyonlara çıkabilmek için çırpınıyorsa, protokol koltuklarında oturmaya hevesleniyor ve her yerde ilgi odağı olmaya çalışıyorsa, o kimsenin dünyaya geliş amacının farkında olduğunu söyleyemeyiz. Birçok mübarek zatların şöhretten kaçındıkları için fotoğraf çekinmekten bile hoşlanmadıkları söylenir. Bu meyanda Hacı Musa Topbaş Efendi'nin kameralara uzak durduğunu ve bu yüzden ona ait çok az bir görüntünün olduğunu duymuştum. Azerbaycan'dan gelen bir misafirinin hatırı için çekilen bir görüntüsünde, kameraya hiç bakmadığını ve çekim yapılırken adeta utanıp sıkıldığını müşahede ettim. Zaten gerçek mürşitlerin her yerde görünmekten ve şöhret olmaktan kaçan kişiler oldukları, tasavvuf kitaplarının beyanlarına da mutabıktır. Benim için poz veren birisi ile yüzünü saklayan bir mürşit tam zıt kutuplarda yer alırlar.

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin de nefsine paye vermemek adına resim çektirmekten hoşlanmadığı söylenilir. Hatta arabada eliyle yüzünü kapatırken çekilmiş bir de resmi vardır. Bizim burada anlatmak istediğimiz mesaj; resim çektirmenin uygun bir şey olup olmadığı meselesi değildir. Herkes kendi meşrebinin gereğini yapar. Burada bize ters gelen şudur: Nefsanî bir iddia ile toplumun huzuruna çıkmaktır; yani sürekli "ben" demektir.

Benim de fotoğraf çekilirken artistik pozlar veren insanlara karşı hafif bir soğukluğum vardır. Gazetede gördüğüm "düşünen adam" pozlu yazar resimlerini de pek sempatik bulmam. Çünkü bu tarz resimleri iddialı bulurum. Bir insan ki şayet "ben âlimim, ben biliyorum, ben düşünüyorum, ben bütün sorunları hallettim" iddiasında bulunuyorsa, ondan uzak durmakta fayda vardır. Bu nedenle tevazu duygusunu ayaklar altına alan ve resmiyle veya yazısıyla üstatlık taslayan adamları okumaya değer bulmam. "Ben gelmedim dava için" diyen Yunus Emre bu sözüyle "şu yalan dünyada körü körüne bir iddianın peşine düşme" yani "nefsine hoş gelecek bir söylemde bulunma" demek istemiştir. "Dava" derken buradaki kasıt hepimizin sahip olması gereken İslam davası değil, dünyalık bir iddia ve nefsanî bir davadır. Bir adam ki üstatlık davası güdüyorsa, bilin ki o kimsede iş yoktur.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 06.03.2009 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: üniversite, fazilet, rekabet, ruh, yunus emre,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Aydın Başar

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Tek başına bir ümmet
    2. Yahyalılı İpek Hoca
    3. Soğuk sandalyeden sıcak yer sofrasına
    4. Muhterem Erbakan Hocamız
    5. Kur'an'ı anlamak...
    6. Ulvi dava, süfli davet
    7. Felsefe çukuru
    8. Cihatsız İslam olmaz
    9. İçinizdeki mücahidi uyandırın
    10. Felsefi argümanlarla dini savunmak
    1. Şems-Mevlana buluşması...
    2. Dinler arası diyalog...
    3. Namaz kılmayan çocuk
    4. Öteki Said-i Nursi...
    5. Muhterem Erbakan Hocamız
    6. Rep ve kolbastı
    7. Felsefe çukuru
    8. İslâm, demokrasi ve Bediüzzaman
    9. İsmet Özel’in derdi ne?
    10. Felsefi argümanlarla dini savunmak
    1. İslâm, demokrasi ve Bediüzzaman
    2. Dava bilinci...
    3. Rep ve kolbastı
    4. Cihatsız İslam olmaz
    5. Kabak çiçeği ve gonca gül
    6. Dua bilinci...
    7. İman tazeleme saati
    8. Halime Ana Hastanesi
    9. Şems-Mevlana buluşması...
    10. Amin buyur Sultanım
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Ya Allah!
    2. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    3. Müslüman gençler İstanbul'da buluştu
    4. Yargı sürecini beklememiz lâzım
    5. Kur'an'la hayat bulan bir nesle doğru
    6. Kur'an'a hizmet en büyük şereftir
    7. Şırnak'ta bir üsteğmen şehit düştü
    8. Din kültürü dersleri ilahiyat fakültelerine devredildi
    9. Doktora kılıçla saldıran zanlı gözaltında
    10. Fetih namazı
  • Diğer

    1. Vücutta kene yoksa bile KKKA belirtilerine dikkat
    2. Hac kuraları yarın çekilecek
    3. "Mevsim normalleri" şeftaliye yaradı
    4. Dünya İslam Alimleri Birliği, katliamı kınayan bildiri yayımladı
    5. ABD'li öğretmen Müslümanlığı seçti
    6. "Engelli doğurdu" diye terk edilen kadına, polis sahip çıktı
    7. Türkiye'nin Gül Bahçesi'nde hasat mevsimi
    8. Hula katliamının tanıkları, yaşadıkları dehşeti anlattı
    9. "Kürtaj, bir insanlık suçudur"
    10. Eski elektronik eşyalar geri kazanılacak
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Ya Allah!
    5. Fethimiz mübarek olsun!
    6. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Şok Detay
    9. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    10. Yasa geri çekilsin
  • Çok Yorumlanan

    1. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    2. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Mısır seçimleri Filistin'i etkileyecek
    5. Sezaryenle doğanlarda obezite riski daha fazla
    6. Gençlerde çatışma
    7. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    8. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    9. İlk çeyrekte yarım puan büyüdü
    10. 30 bin kişi çıkaracak, 3.5 milyar dolar tasarruf edecek
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek