Sizin yıldızınız kim diye bir başlık atmıştı Metin Karabaşoğlu Karakalem Dergisi’nin dördüncü sayısında. Aylar öncesinin dergisi. Şimdi kaçıncı sayıdalar bilmiyorum. Bir süredir takip edemesem de, son olarak okuduğum “yıldızlar” dan bahseden yazı beni derinden etkiledi. Karabaşoğlu’nun kitaplarının hemen hepsini okumuş, üstelik ailesini de tanıma fırsatı bulmuş biri olarak, imanî hasasiyetinden ve çalışma azminden her zaman etkilenmişimdir.
Derginin bahsettiğim bu sayısını zaman zaman şöyle bir karıştırırım. Belki de Karabaşoğlu’nun yazısında bahsettiği rüyası yüzünden. Rüya ile amel edilmese de, ben, küçüklüğümden beri ayrı bir önem veririm rüyalara. Bazen sıkıntılı zamanlarımda ışık olur yoluma. Kimi vakit haddimi bildirir, kimi sabah ümitle uyanırım yeni güne.
Karabaşoğlu, “ ‘Üzüm üzüme baka baka kararır’ sözü boş yere söylenmemiştir. Ne olacağımızın cevabı, baktığımız yerde gizlidir” diyor ve “star” kelimesinin çocukluk yıllarından bu yana dünyasına, dünyamıza giriş mecerasını anlatıyor yazısının en başında. Ve sonra “Yıldız dediklerimizi, starlarımızı, ekranda, beyazperdede veya arada perde olmaksızın izlerken, öylesine izlemiş olmakla kalmıyoruz. Bilakis, ‘yıldız dediklerimizin peşinde şekilleniyor hayatlarımız. Yıldızlar biçimlendiriyor bizi. Yıldızlarımız kimler ise, ona göre biçim alıyoruz. ..... Müzikti, sinemaydı, spordu, edebiyattı, politikaydı, ekonomiydi, bilimdi derken her alanda gerçekleşen bir evrilmeydi bu. Her alanda karşımıza çıkan yıldızlara öykünerek şekilleniyordu dünyamız. Bu, dünyanın her yeri için, her gelir grubundan insan için böyleydi. Budist, Hindu, Hıristiyan yahut putperest olun, farketmezdi. Müslüman yahut gayrimüslim olmak da farketmiyordu artık. Hem, mesture olanı da, olmayanı da etkileyen bir süreçti.” Yazı, can alıcı örnekler ve tesbitlerle devam edip gidiyor. Ve sonra bu bağlamda gündeme gelen, beni etkileyen o rüya bölümü çıkageliyor. Karabaşoğlu yıllar önce yaşadığı bir istihare tecrübesini aktarıyor. “ Ne yapmalı, yönünü ne tarafa dönmeli, tercihini neye göre yapmalı derken işin içinden çıkamayan bir kardeşi” nin ısrarı üzerine, üstelik kendisini bir rüya fakiri bulurken kabul ediyor istihare teklifini. Nihayet üçüncü gece, mahsulüyle geliyor:
“Sisli bir havaydı. Ya akşam vakti veya sabahın alacakaranlığıydı..... Derken, manzarayı seyre dalmamın üzerinden bir lahza bile geçmemişti ki, bezgin, bitkin, adım atmaya mecalsiz, olabildiğine yorgun, pörsümüş ve isteksiz bedenler yığını kaplamıştı ortalığı. Yokuş yukarı zar-zor tırmanan, kaybediş halet-i ruhuyesiyle yitip gitmiş, Ksenefon orada olsa ‘Onbinlerin Ric’ati’ni yeniden yazmayı ilham edecek bir topluluk. Ric’at topluluğu. Ne gülen bir yüze rastlamak mümkün, ne gayretli ayaklara, ne de kararlı bakışlara...... Birden, rüyanın içinde ve o kalabalığın arasında bu hali yorumlar bulacaktım kendimi. Kendi, kendime, ‘Bu topluluk biziz; biz ahir zaman mü’minleri.... Rüyayı rüya bilip rüyanın içinde getirdiğim yorumla ruhum daralmışken, yukarıdan, bayırın üst tarafından bir insan topluluğunun kalabalığa karıştığını, bu kalabalığı geri dönmeye, gayrete gelmeye, terk-i diyar ettiği mekânlara avdet etmeye çağırdığını görmüştüm az zaman sonra..... O yitik kalabalığın bu taze topluluk arasına katıldıkça gayrete gelip yüzünü yerden kaldırışını sevinç içinde izlerken, yine rüyanın içinde rüyayı yorumlar halde bulacaktım kendimi. Fetih suresinin son on ayetiydi o an aklıma düşen. ‘Göğermiş ekinler kadar hayat dolu, taptaze filizler kadar coşkulu bu topluluk, Fetih suresinde Allah’ın çiftçileri imrendiren bir ekine benzettiği sahabiler olmalı’ demedeydim kendi kendime. Bu ric’at edenler biziz; bu ayaklarımızı gerisin geri döndürenler ise sahabiler..... Bir çıkış yolu arıyorsa ahir zaman mü’minleri, sahabilerin durumunu örnek almalı..... Ve nice zamanlar sonra, tadı damağımda, mesajı hafızamda kalan bu rüyanın ‘yıldız’larla ilintisi de zihnimde belirmişti. Şu ‘yıldız’ları bol zamanda bu rüyayı daha ilk gördüğüm gün canlanması beklenirdi aslında bunun. ‘Yıldız’lara bakarak şekilleniyorsa hayat ve Hz. Peygamber ‘Ashabım yıldızlar gibidir’ buyurmuş ise şayet, bize yol gösterici ‘yıldız’lar arayacağımız adres Asr-ı Saadet ülkesi değil miydi?”


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



