Batı edebiyatının ilk 'Dispotik' romanı Yevgeni İ. Zamyatin'in kaleme aldığı 'Biz' romanıdır. 'Biz' romanıyla bütün dikkatleri üzerine çeken Zamyat'in, bu roman nedeniyle ülkesi Rusya'dan uzaklarda, sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmıştır. 'Biz' batı edebiyatında ütopya karşıtı ilk romandır. Sosyalizm karşıtlığı nedeniyle kapitalist ülkeler tarafından büyük ilgiyle karşılanmıştır. 1921 yılında Sovyetler Birliği'nde yasaklanan roman 1924 yılında İngilizce olarak basılmıştır. Rivayet odur ki bu roman A. Huxley ve G.Orwell'e, ilham kaynağı olmuştur.
Zamyat'in 'Biz' romanında, insanların birey olmaktan koparılmıştır. Toplum bireyin önüne geçmiştir. Roman'da insanların isimleri yoktur. İnsanlar sayılarla adlandırılmaktadır. Örneğin, sizin sayınız 33'tür. İnsanlar size 33 diye seslenirler. Bu bir benlik yitimidir. Zamyat'in de buna işaret etmektedir. Roman, her şey tamamıyla devletin denetimi altında bir toplumda geçer. Öyle ki karşı cinsle ilişki kurabilmek için bile devletten izin almanız gerekmektedir. Zamyat'in bu romanda Sosyalist bir topluma kendince göndermeler yapmıştır. Ütopyaya karşı durmuş, ütopik toplumların sonunu kendince resmetmiştir. Zamyat'in bu romanı, yönetmenler içinde ilham kaynağı olmuş 1967 yılında 'Prisoner' (Tutsak) çekilmiş, 1968 yılından itibaren de 'Prisoner'* İngiliz televizyonlarda dizi olarak yayınlanmıştır.
Ütopyalara savaş açana Zamyat'in iyi mi yapmıştır. Bence hayır. İnsanlığın hayallerine, gem vurmaya çalışmıştır. Oysa insanlık yaşadığı çağın ötesinde, her zaman geleceği düşlemiş ve bu konuda kafa yormuştur. Kahinler, büyücüler, astrologlar, gizli ilimlerle uğraşanlar, gelecekten haber verme adına, hep ilgi görmüşlerdir.
Her insanın gelecekten beklentileri farklıdır. Fakat ezilen, ezildiğinin farkında olan, dünyayı yöneten oligarklarının bilincine varmış, 'sömürü düzeni var' diye haykıran 'alt küme' insanlarının durumu biraz daha farklıdır. Doğanın tahrip edildiği, sermayenin belli yerlerde toplandığı, silah ticareti için savaşların çıkarıldığı, ve git gite daha da acımasızlaşan bir dünya da İnsanların ütopyalara sığınmasından daha doğal ne olabilir.
Kirov Tiyatrosu'nun önde gelen yöneticilerinde Valery Gergiev, 1996 yılında verdiği bir demeçte, Rusya'da sanatın içine düştüğü kötü durumu şu cümlelerle anlatmıştı. 'Masraflar günden güne artmakta, tiyatronun kazancı da günden güne azalmakta. Ama bilet fiyatlarını biraz daha arttırırsam, tiyatroya müzikten anlamayan yeni zenginler gelecek, müziği seven Rus halkı da dışarıda kalacak.' (1)
Gorbaçov'a göndermede bulunmayı da ihmal etmeyen Gargiev 'Hiçbir politikacı müzik sektörüyle ilgilenmiyor ama festival açılışlarında ya da galalarda yanınıza gelip gülücük dağıtmayı biliyorlar.' diyerek yozlaşmanın geldiği boyutu işaret ediyordu. Zamyat'in distopik toplumu, değil ama o 'sosyalizm ütopyası' çökmüştü. Çöken bu ütopyanın altında milyonlarca insan sıkışıp kaldı. Sadece insanlar değil, süreç içersinde gelişen değerlerde yok olup gitti.
Öncelikli amacı, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak olan insanoğlu, vakit ve nakit kalırsa, bireysel ve düşünsel gelişime katkı sunacak, uğraşlara eğiliyor. Yıkılan Doğu Bloku ülkelerinde, sanata ve spora gösterilen ilgi bunun en açık ifadesiydi. İleri kapitalist ülkelerde de durum aynı. Toplumun refah düzeyi arttıkça, sanatsal, ve kültürel, faaliyetlere ilgi gösteren insanların sayısı da artıyor. Özel zevkler gelişiyor.
İnsani faaliyetlerin öncelendiği bir ütopya da ne yazık ki yaşamıyoruz. Sanatın istisnasız hangi dalıyla uğraşırsanız uğraşın, büyük bir yükü omuzlamanız gerekiyor. (Bkz Türkiye'de Müzikle uğraşmak, 26/01/2010 Gökçen Göksal) İnsanı insan yapan değerlerin yağmalandığı bir dünyada, hepimizin bir ütopyası olmalı diye düşünüyorum. Bir tane mi dedim özür dilerim. Onlarca yüzlerce ütopyamız olsun. Korkmayın kaleme kağıda sarılın, 2500'lü, 2800'lü 3000'li yılları düşleyin. Bir düşünün bakalım nasıl bir gelecek isterdiniz. Nasıl bir dünyada yaşamak hoşunuza giderdi. Bu yazdıklarınıza ütopya derlerse çekinmeden söyleyin.
'Evet bizim bir ütopyamız var. Peki ya sizin.'
* Dizinin yeni versiyonu 2009 yılında Cnbc-e yayınlanmıştır.
(1) Cumhuriyet Gazetesi, 20 Ocak 1996,


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



