İslam ülkelerinin temel sorunu; özgürlüklerin daraltılması ve demokrasi eksikliği sorunudur. İslam dünyasının birçok ülkesinde halkın iradesinin yönetime yansıtıldığı bir demokrasi yoktur. Bu nedenle de millet karar, yönetim ve denetim mekanizmalarında etkin bir rol alamıyor. Eğer, özgür ve eşit, milletin demokrasinin imkânlarından yararlandığı bir ülke oluşturamazsanız size kimse itibar etmez. Birkaç kişinin seçici olduğu ama milletin paydaşı olmadığı bir yapı, siyasi irade zafiyetinin bir ürünüdür ve bunun adı demokrasi değil demokraturdur.
İslam dünyasının içinde bulunduğu problemlerin en önemlisi siyasi irade zaaflığıdır. İslam dünyasının halkları ile yöneticileri arasında büyük farklar vardır. Halklar fersah fersah öndedir. Önünde büyük imkanları olan fakat bunu değerlendiremeyen İslam dünyası bu siyasi irade zaafını daha fazla kaldıramaz. Bunun yanında, İslam dünyasında ciddi bir şekilde kendi medeniyet idealinden uzaklaşma hastalığı vardır. Bugün Türkiye'de yaşanan eksen tartışmaları, hastalıklı zihniyetin açık bir tezahürüdür. İslam Dünyası Osmanlı'nın çözülme sürecinden bu yana Batı medeniyetini ve kendi medeniyet değerlerine tercih eder hale gelmiştir. Bu yanlıştır ve kabul etmek mümkün değildir.
Diğer önemli bir problem ise İslam dünyasının emperyalizmin baskısından kurtulamamasıdır. Bugün sadece askeri alanda değil, kültürel ve ekonomik alanda da İslam dünyası emperyalizmin bütün kurum ve kuruluşlarının etkisi altındadır. Bundan dolayı, İslam ülkelerinin kendi aralarındaki ilişkilerinde zayıflık ve irtibat eksikliği had safhadadır. Siyasi, ekonomik ve kültürel alanda ilişkilerin çok zayıf olması da, siyasi ve iktisadi elitlerin zihin dünyasındaki sınırların ve bariyerlerin aşılamamasıdır.
Soğuk savaş döneminde İslam ülkelerinin bir kısmının Rusya, bir kısmının da ABD'nin çevre ülkesi olarak belli merkezlere bağlı ülkeler olarak hareket etmiş olduklarından, maalesef güçlü bir uluslar arası ilişkiler kurgusuna sahip olamadılar. Bugün özellikle değişen dünya konjonktüründe Türkiye, Pakistan, Endonezya, Malezya ve Afrika'daki İslam ülkeleri için önemli fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de ortak bir dış ilişkiler ağı kurgusu oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri olarak yönümüzü, kuzeye, doğuya ve batıya değil, kendimize, kendi dünyamıza ve kendi medeniyet havzamıza döndürmeliyiz.
Şahsiyetli, çok taraflı, kararlı bir dış politika kurmalıyız. Eğer bunu yapamazsak kimse bizim sorunlarımızı çözmeyecektir. Bugün biz, doğal kaynaklar, kültürel zenginlik bakımından, insan gücü potansiyelimiz bakımından çok büyük avantajlara sahibiz ve bu imkanlarımızı değerlendirecek büyük adımların, büyük ütopyalarla gerçekleşeceğini bilen bir vizyonun da mirasçılarıyız. Ütopyası olmayan hiçbir siyasi hareketin geleceğinin olmayacağını bilerek ve mazlum milletleri bir araya getirerek yeni bir dünyayı gerçekleştirmek için çalışacağız. Biz bildiklerimizle amel edeceğiz Allah bize bilmediklerimizi öğretecek.
Kırk yıldır bildiklerimizi yaparak öğrendik ki; ülkeler, halkın paydaşı olmadığı, halkın birebir katılmadığı, halkın bizatihi siyasetin yüküne katlanmadığı, kısacası halkın demokrasiye alet edildiği bir idare şekli ile yönetilmektedir. Biz buna demokratur diyoruz. Milletvekili halka dayanılarak, halkın gücünü alarak seçilmiyorsa orada halk demokrasiye alet ediliyor demektir. Projelerini açık bir şekilde ortaya koyan, hiçbir şekilde polemiğe, tartışmaya, kavgaya girmeden farklı bir üslup geliştiren olmalıyız. Çünkü, usul esastan daha önemlidir. Herkes üslubuna dikkat etmeli, samimi olarak çözüme katkı sunmalı ki, halkın kendi kendini yönetmesi gerçekleşebilsin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



