"Ömer'den isteniyor beklenen Muhammed'den
Ömer, Ömer nasıl aldın bu barı sırtına sen?"
(Mehmed Akif)
Refah Partisi'yle kapı kapı gezilen, kadınıyla erkeğiyle çağrısını ülkenin en kıyı mahallelerine ulaştırmaya çabalayan heyecanı hatırlarsınız. Ardından yerel yönetimlerde elde edilen başarı sonrası Ankara'ya taşınan umutları ve şu ya da bu iddialarla kısa iktidar dönemi sonrası düşürülen hükumeti. Ali Kalkancıları; Müslüm Gündüzleri, hıçkırıklara boğulmuş zavallı (!) kızcağızın televizyonların haber kuşağında ordumuzun uygun adım merasim yürüyüşüne eşlik eden çığlıklarını.
Sanırım "reel politik" lafının kıraathanelerde dolaştığı balans ayarlı günlerin ardından duyduğum hoş bir fıkraydı: "Erzurumlu'ya küçük oğlu sorar. Baba reel politik ne ki?... Baba yapıştırır cevabı; bah oğlum, mesela dedenle nenen her sabah erkenden tarlaya gitmiir mi? Çocuk başını sallayıp onaylayınca baba; "işte goçum, farzet ki nenen galkıp gitmek istemiir amma deden onu döve döve (seve seve de okunabilir) götüriir! Aha da budur reel politik!"
İktidarıyla muhalefetiyle Türk siyasi hayatında "hizmet" aşkıyla yanıp tutuşan ve eline fırsat, altına koltuk geçtiğinde milletin değer ve dertlerine yabancılaşan, ahbaplarıyla beraber bir dizi estetik operasyon sonrası tanınmaz hale gelen bir çok siyasetçi vardır bu ülkede. Siyasete bakışında oldukça etkili olan bu gibi örneklere rağmen millet, siyasetten umut ve beklentilerini sürdürür. Sistemin alışageldiği denklem zora girecek olduğunda ise toplum mühendislerimiz yeni formüller üzerinde çalışmak üzere göreve çağrılır.
Nihayet "gömleği çıkarmış olmak" bir parça gribal enfeksiyona yol açsa da "fanila"nın hâlâ yerinde olduğu gözleminden hareketle taarruz devam eder. Bir kısım gazeteci, televizyoncu, yazar bu taarruza siperden ya da siper gerisinden iştirak eder. Siyasetin merkezine yönelik kavga devam ederken ülkenin bugünü ve yarınına dair her devirde iyi şeyler yapma sevdasında olanlar bulunduğu gibi kendi değirmenine su taşıyan ve hatta bu iş için adeta baraj kuranlar olagelmiştir. Bazen çağdaşlık, laiklik ve demokrasi referans gösterilerek sürdürülen "hizmet" kavgası, kuşkusuz dünya egemenlerinin ilgi ve bilgisinden uzak kalmamıştır ve kalmayacaktır.
Bize gelince...
Şûra, emanet, liyakat, faizin haramlığı vb. bir dizi mesele artık müslümanların dillerine yabancı. Yaşasın demokratik çoğulculuk, bireycilik ve de laiklik!
Güle güle cihad, fıkıh, tefsir, hadis, ...
Hoş geldin paradigma, global, liberal,...
Güle güle şûra, icma, vakıf,..
Hoş geldin konsensus, sivil toplum,
Ümmetin meşruiyet algısına bir şeyler oluyor sanki, ne dersiniz?
Bir de iddialarımız var, eskiden sık duymadığımız. Muasır medeniyetler seviyesine erişmek mesela. Kimler Allah aşkına bu muasır medeniyetler? Muasır medeniyetler dün olduğu gibi şimdilerde insanlık alemi için yine seferber olmuş, bilhassa İslam dünyasının ensesinde boza pişiriyorlar. Şimdi sormazsak ayıp olmaz mı; "muasır medeniyetler seviyesi" kaç masumun canına ya da bir işgal sonrası geride kaç yetim bırakmaya mal olur acep!.. Borsa endekslerini şekillendiren sadece hisse hareketleri mi sizce?
Sahi bir vakitler İslam ve siyasi hayat, İslam ve iktisadi hayat bağlamında ne kadar da çok yayın yapılıyor ve sözgelimi "İslam İktisadı" başlığı etrafında hiç değilse bir kısım ilim-fikir adamı yazıp çiziyordu. Şimdilerde birileri için nostaljik değer taşıyor bu gündemler. Ülke ve dünyanın iktisadi işleyiş ve düzeni adalete mi kavuştu, yoksa birileri "acıkınca iştaha gelip ideallerini mi yedi". Küresel kapitalizm farklı ses ve renkleri nasıl da dönüştürüp eritiyor öyle değil mi? Ne kadar da mahir. Adamların sistemi başa çıkılacak gibi değil. Her yerde elleri var, her yerde gözleri var, her şeye güçleri yetiyor vs... Bu klişe cümleleri bir hakikat gibi yutacağımızı mı zannediyorlar? Hayır! Çünkü biz gerçek sebebi epeyce önce duymuştuk. Duymuştuk da unutmuştuk ne yazık. Şimdi hatırlama vaktidir.
İnsanlığın önderi (SAV) buyurur:
"Diğer milletler, tıpkı sofraya yemek için üşüşen insanlar gibi sizin üzerinize üşüşecekler." Bunun üzerine ashab şaşkınlıkla sorarlar:
"Ya Rasûlullah, o gün sayımız çok mu az olacak?" Efendimiz (s.a.v): "Hayır" der. "Bilakis, o gün sayınız çok olacak. Fakat siz -çokluğunuz- bir akıntıya kapılan çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu silecek, sizin kalbinize de "vehn" verecek."
Sahabilerden biri sorar: "Vehn nedir ya Rasûlullah?.."
Buyurur ki: "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu (ölümden nefret etmek)" Kapitalist işleyiş insanlığı yumuşak karnından yakalıyor. Bitmeyen arzularımız, doymayan iştahlarımız. Sonra da gücüne tartışmasız imana çağırıyor herkesi. İtaatin hepsi iştahtan değil elbet, birazı da korkudan. Öyle ya en gelişmiş teknikleri, en rafine ölüm makinalarını o üretiyor. Bu uygar devletlerin ve ileri demokrasilerin "öteki" ülkelere ihracat kalemleri içinde "ölüm" ilk sırayı işgal ediyor. Ne büyük başarı değil mi!
Başarı olur da plaket olmaz mı!
Terörün öncü ismi Üsame'nin öldürülmesi "herkese ibret olmalı!" tabii ki.
Anladık belki iş bizim bildiğimiz gibi değil de, maazallah birileri yarın bir gün "bizden ibret almasın" a canım! Bana sorarsanız, Ankara bayağı soğuk... Giden dostlar, oradan gördüğünüz gibi değil inanın diyorlar... olabilir, doğrudur. O halde ya oturacaksın adam gibi oturduğun yerde ya da siyasette hizmet aşkında samimiysen sıkı giyineceksin. Grip falan derken zatürre riski de var çünkü!
Bu arada "hastalıkta erken teşhis önemli" der cümle tabipler.
Bünyede varsa bildik-bilmedik arızalar...
Bize şifa ihsan et Ya Rabb!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




